Advert

Alzheimer hastalığı freni patlamış bir arabaya benzer

Alzheimer hastalığı freni patlamış bir arabaya benzer
Alzheimer hastalığı freni patlamış bir arabaya benzer İzzet TUMAY
Bu içerik 214 kez okundu.

FÜH Nöroloji ABD Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Balgetir:

Alzheimer hastalığı freni patlamış bir arabaya benzer

Balgetir, Alzheimer hastalığının freni patlamış bir arabaya benzediğini belirterek, "İlaçlarla birazcık fren yapabiliyoruz ama arabanın gitmesine engel olamıyoruz" ifadelerini kullandı.

Adile DOĞAN / Fırat Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ferhar Balgetir, Alzheimer hastalığının nedenleri, teşhis yöntemleri, evreleri ve korunma yolları hakkında merak edilen birçok konuda gazetemize ‘özel’ açıklamalarda bulundu.

Alzheimer hastalığının yaşlı nüfusta görüldüğünü açıklayan Yrd. Doç. Dr. Balgetir, "En önemli risk faktörü yaşlılık ama bunun yanında başka nedenler de var. Ailede Alzheimer hastası varsa diğer aile fertlerinde görülme riski dört kat artıyor. Bunun haricinde geçmişte yaşanan kafa travmaları, ailede Down sendromlu kişi ve bebeklerin olması da ailede Alzheimer riskini arttırıyor. Down sendromlu kişiler 40 yaşına geldiklerinde Alzheimer hastası oluyor. Ailede trizomi hastasının bulunması da hastalığa yakalanma riskini arttırıyor. Trizomili hastalarda 21. kromozomda bulunan proteinden üç tane bulunuyor. Bu durum da hastalığa yakalanma riskini arttıran nedenler arasında olmasına yol açıyor. Bu hastalık kadınlarda daha fazla görülüyor. Aynı zamanda mide koruyucu ilaçların gereksiz ve uzun süre kullanımı da bu riski artırıyor. Genetik olarak apolipo protein varlığı da bu hastalığa yakalanma riskini artırıyor” dedi.

Eğitim seviyesi düşük olan insanların Alzheimer hastalığına yakalanma risklerinin daha yüksek olduğunu belirten Balgetir, "Diğer risk faktörleri düzeltilemez ancak eğitim faktörü düzeltilebilir. Çünkü hepimiz aynı nöron sayısıyla doğuyoruz. Nöronlarımız sinaptik bağlantılar dediğimiz tomurcuklanmalarla birbirleriyle bağlantı kuruyor. Beynimizde milyarlarca nöron var. Bunların birbirleriyle yaptıkları bağlantılara haberleşme araçlarına sinap diyoruz. Tıpkı bir elektrik prizi ile fiş gibi. Eğitim, bu bağlantı sayısını arttırıyor. Bir insanın beynindeki sinaptik bağlantı sayısı bir cm küpteki bağlantı, dünyadaki tüm telekomünikasyon bağlantılarından daha fazla. Yeri geliyor bir nöron binlerce, on binlerce, yüz binlerce başka nöronla bağlantı yapıyor. Bu bağlantı sayısını artıran en önemli etkinlik de eğitim ve çalışmaktır. Ne kadar çok okur ve analiz yaparsak risk faktörünü azaltabiliriz. Alzheimer hastası olmadan önce bunu yapmak lazım. Hasta olduktan sonra ileri yaşta zaten beynimiz yeni sinaptik bağlantı oluşturmayacak. Eğitim hastanın günlük ayakta tutunmasını ve hastalığın yavaş ilerlemesini sağlayacaktır” şeklinde konuştu.

Hastalık hakkında merak edilen her şeyi anlatan Balgetir’in konuşmasının satır başlıkları şu şekilde:

“HASTALIK HAFIZA BOZUKLUĞU ŞEKLİNDE UNUTKANLIKLA BAŞLIYOR

Hastalık tanısını koyarken birden fazla bilişsel işlev bozulmuş mu? diye bakarız. Bunlar hafıza, lisan, görsel-mekansal beceri dediğimiz insanın bulunduğu ortamı tanıması, gnosis dediğimiz gördüğü nesneleri, cisimleri, renkleri, kişiler tanıma becerisi, praksis dediğimiz hüner bozuklukları ve yürütücü işler dediğimiz karar verme, inisiyatif kullanma, yargılama, muhakeme yapma gibi işlevlerin bozulması. Bu işlevlerden en az iki tanesinde bozulma olması gerekiyor. Bu belirtilerin de ilerleyici olması neticesinde hastanın günlük hayattaki aktivitelerinin eskisi gibi yapamıyor olması gerekiyor.

Hastalığın başlangıç evresinde bu belirtilerin hepsi bir anda ortaya çıkmıyor. Bazen çok basit unutkanlıklar şeklinde ortaya çıkıyor. Hasta kelime bulmakta güçlük çekmeye başlıyor. Ya da gün içinde yaptıkları önemsiz şeyleri unutmaya başlıyor. Konuştuklarını unutabiliyor. Sorulduğunda hasta bu konuşulanları hatırlayamıyor. Bu şekilde yavaş yavaş ilerler ve hasta artık 5-10 dakika önce yaptığı işleri, söylediği sözleri unutmaya başlar. Bu nedenle aynı soruları tekrar tekrar sorar. Bu unutkanlıklar bazen günlük yaşam aktivitelerine yansır. Hasta yaptığı yemeği ocağın üstünde unutup televizyon izler ve emeğin yanık kokusu gelince fark eder. Giderek bu unutkanlıklar ilerler ve artık yapması gereken önemli işleri bile unutmaya başlar. Altı ay önce kızının nişanını yapan baba, sohbet sırasında kızını nişanlamak istediğini söyleyebiliyor. Kendisine söylendiğinde bunu hatırlayamaz. Ancak gösterilen fotoğraflarla ikna olur.

ALZHEİMER HASTALIĞI FRENİ PATLAMIŞ BİR ARABAYA BENZER

Hastalar öncelikle yakın dönemi unutmaya başlar. Biz doğuştan itibaren hafızamızı doldurmaya başlıyoruz. Alzheimer hastalığında hastalar oturup sohbet etmeye başladıkları zaman size hep geçmişi anlatırlar. Sürekli geçmişlerinde neler yaşadıklarını anlatabilirler ama dünü anlatamazlar. Ya da üç gün öncesini, bir yıl öncesini size anlatamazlar. Hasta yakınları bu gibi durumlarla karşılaştıklarında hemen hekime başvurmalıdır. Maalesef bu hastalığı ortadan kaldırabilecek bir tedavimiz yok. Ama en azından ilerlemesini yavaşlatabilecek tedavilerimiz var. Aile bu durumda bir an önce doktora başvurmalı ki unutkanlıkların yavaşlatılması ile hastalığın seyri kısmen azaltılabilsin. Alzheimer hastalığı freni patlamış bir arabaya benzer. İlaçlarla birazcık fren yapabiliyoruz ama arabanın gitmesine engel olamıyoruz.

YAPILAN TETKİKLER SONUCUNDA TANIMIZA YAKLAŞIYORUZ

Bu hastalığın tanısını koyabilmek için mutlaka bilişsel fonksiyonlarının değerlendirmesini yapmak lazım. Hastanın hafızasını, konuşma becerisini değerlendirmek gerekiyor. Konuşulanları anlayabiliyor mu, kendini ifade edebiliyor mu, kelimeleri anlayabiliyor mu, yazı yazabiliyor mu? bunlara bakmak şart. Muayene sırasında hastanın el becerisini değerlendirecek birtakım basit görevler verip yapabiliyor mu? diye bakmamız gerekiyor. Hastanın muhakeme, yargılama, inisiyatif kullanmasını, soyutlama becerisini (atasözleri sorarak) ortaya çıkaracak sorularla hastayı muayene ediyoruz. Sıralama işlemleri yaptırıyoruz. Çocuklarını büyükten küçüğe sıralamasını istiyoruz. Haftanın günlerini geriye doğru saymasını istiyoruz. Saat çizme testimiz var. Muayene sırasında hastaya bir saat çizip içine rakamları yerleştirmesine bakarak planlamasının nasıl olduğuna bakıyoruz. Gerekliyse ayrıntılı nöro-psikolojik testler yapıyoruz. Bunun yanında mutlaka somatik-nörolojik dediğimiz genel nörolojik muayenesini yapıyoruz. Alzheimer dışı hastalıkları olabilir mi? diye bakarak anlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız birtakım laboratuar testlerimiz var. Demansa yol açan B12 eksikliği, hipotroid, adrenalin yetmezliği var mı? diye bakıyoruz. EEG çekimi yapıyoruz. Radyolojik görüntülemeler yaparak özellikle MR ile Alzheimer hastalarında, beyinde küçülmelerin olup olmadığını, varsa beyinin neresinde olmaya başladığını bakarak Alzheimer hastalığı mı yoksa başka bir hastalık mı bunları ayırt etmede önemli ipuçları veriyor. Bütün bu tetkiklerden sonra tanımıza yaklaşıyoruz.

HASTALIĞI ESAS ORTAYA ÇIKARAN HATALI PROTEİN BİRİKİMİDİR

Amiloidbeta, normalde bütün insanların vücudunda sadece beyinde değil başka dokularda da bulunan bir proteindir. Bu proteinin ne iş yaptığını açıkçası bilmiyoruz. Bu protein, bizim 21. kromozom dediğimiz bir kromozom tarafından kodlanıyor. Bir kısmı hücrenin gövdesinde, bir kısmı hücrenin içinde, bir kısmı da hücrenin duvarında ve dışına uzanan bir protein. Bütün proteinler gibi bu protein de yapılıyor ve yıkılıyor. Vücudumuz çok dinamik bir yapıya sahip. Kemiklerimiz de sürekli yapılıyor. Bu protein yıkılırken üç tane enzim var. Alfa ve gama sekrataz yıkılırken, amiloid ortaya çıkan artıkları ortamdan alıp uzaklaşıyor ve ortamda herhangi bir sorun oluşturmuyor. Bir de beta sekretaz var. Eğer bu amiloidprokürsel protein, alfa sekrataz yerine önce beta sekretaz sonra da gama sekrataz ile yıkarsa işte ortaya sıkıntı çıkıyor. Amiloidbeta 40 ya da 42 aminoasitli bir protein. Bu proteinler birbirlerine yapışıyorlar, birikiyorlar ve ortama bağışıklık sisteminin hücrelerini çağırıyorlar. Bunlar hem kendisi nörotoksit etkiyle etraftaki nöronların ölümüne yol açıyor hem de bağışıklık sisteminin hücreleri bunları yabancı olarak algılıyor. Bunlarla mücadele ederken etrafa da zarar veriyorlar. Bu hastalığı ilk defa 1906 yılında hastalığa ismini veren Alois Alzheimer, bunu ilk defa kendi hastasında gösteriyor. Burada bilinmezler olduğu için çözüme de ulaşamıyoruz. Birincisi amiloidprokürsel protein ne işe yarıyor? onu bilmiyoruz. İkincisi beta sekrataz niye var? onu da bilmiyoruz. Son günlerde beta sekrataz enzimini yok eden ilaçlar çıkarılmaya çalışılıyor. Çok güzel bir mantık. Beta sekratazı bloke edersek amiloidbeta oluşmaz dolayısıyla Alzhehimer hastalığı da oluşamaz. Tabi sonuç ne olacak bilmiyoruz. Ama sadece beta amiloid ile iş bitmiyor. Beta amiloid ile başlıyor ama birçok şeyi tetikliyor. Nöron hücrelerinin içinde tau denen bir protein var. Tau proteini, nöronların akson denen uzantılarının içinde birtakım madde alış verişlerini kontrol ediyor ve hücrenin çatısını koruyor. Nöronları çadıra benzetecek olursak tau proteinini de çadırın ayakta durmasını sağlayan iskelet gibi düşünebiliriz. Amiloidin birikmesi tau proteinini bozuyor. Tau bozulunca da nöron ölüyor. Amilo süreci başlatıyor tau proteini hastalığa yol açıyor. Tek başına amiloid hastalık sebebi değil.

Hastalıkta, klinik öncesi dönemlerden preklinik ve presemptomatik dönemler var. Hastanın hiçbir semptomu ya da şikayeti yok. Fakat hastaya ayrıntılı birtakım nöro psikolojik testler yaparak birtakım bozuklukların olduğunu bulabiliyoruz. 50 yaş üzerindeki kişilere testler yapılıyor. Bu insanlardan ölen olunca hastalık testine bakılıyor ki Alzheimer hastalığının belirtileri var. Ama hastanın herhangi bir klinik bulgusu, hiçbir şikayeti yok. Biz bu evreye presemptomatik evre diyoruz. Alzheimer hastası olmadan önce hastalığın bulguları var. Preklinik evrede ise hastanın birtakım semptomları var ama onda daha yoğun bulgular var. Tıbbın bütün dallarında özellikle nörolojide çok yaygın. Biz buna bio belirteç diyoruz. Şeker hastası diyebilmemiz için kan değerlerine bakıyoruz ama migren dememiz için elimizde herhangi bir testimiz yok. Tıp sayesinde bu basit testleri geliştirebilirsek eğer 50 yaşından sonra belli aralıklarla yapılacak olan bu kan testleriyle Alzheimer hastası olma riski anlaşılacak. Eğer varsa gereken yapılacak. Çok yakında antinükleotit dediğimiz yeni tedaviler gelecek. Bu tedavilerle ortaya çıkan amiloidbetalar bağlanacak böylece başka proteinlere bağlanması engellenerek ortamdan uzaklaştırılması kolaylaşacak. Böylece Alzheimer hastalığı ciddi şekilde azaltılacak ya da geciktirilebilinecek. Hastalığın başlangıcını beş yıl geciktirebilirsek Alzheimer hasta nüfusu yarı yarıya azalır.

HER UNUTKANLIK ALZHEİMER HASTALIĞI DEĞİLDİR

Bellek çok prosesleri işlemci yönleri olan bir süreçtir. Yüz belleği, rakam, müzik, bellekleri farklıdır. Bazı insanların bazı bellek becerileri daha gelişmiştir. Bazı insanlar gördükleri şeyleri asla unutmaz. Kimisi için ise bu tariksel süreç hiç önemli değildir. Biz buna epizolik (otobiyografik) bellek diyoruz. Semantik (kavramsal) bellek daha farklı çalışır. Belleğin çalışması olayı kaydeder, arşive koyar ve gerekli olduğunda arşivden çıkararak kullanır. Bunu yapabilmesi için kayıt, depo ve geri çağırma gerekiyor. Alzheimer hastası yeni kayıt yapamıyor. Depoda bozulma olduğu için bir şey çağıramıyorlar. Fakat bunun haricinde gençlerde gördüğümüz bellek bozuklukları da var. Bunlar daha çok kayıt yaparken hasar var. Kayıt sırasında hasta ya da kişi karşısındaki ile konuşuyor ancak aklı başka bir yerde. Düzgün kayıt yapamadığı için sonrasında hatırlayamıyor. Ya da kaydetti depoya koydu ama zihni çok karışık olduğu için, dikkati dağınık olunca hatırlayamıyor. Bu sorunlar sadece gençlerde değil toplumun her kesiminde görülebiliyor ancak Alzheimer hastası olacak diye bir şey yok.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Bu hastalığa yakalanmamak için dikkat edilmesi gerekenler arasında, öncelikle kişiler iş ortamından uzaklaşmayacak. Çalışarak günlük hayatın içinde sürekli yer almaları gerekiyor. Eğitim, kitap okuma, zihinsel işlevler (düşünme, analiz etme), sentetik gıdalardan mümkün olduğu kadar uzak durarak doğal beslenmeye çalışmamız gerekiyor. Emekli olanlar işi bırakıp da herhangi bir işle uğraşmazlarsa bu durum hastalığı tetikler. Emekli olsalar bile sosyal hayattan kopmadan sosyal aktivitede bulunulmalı. Hobi üreterek kendilerine yeni uğraşlar edinmeliler. Günlük bir saat yürüyüş yapmak beyin sağlığı için çok önemlidir ve bir saatlik yürüyüş antidepresan kadar etkilidir. Ayrıca gıdalarda ‘lesitin’ denilen bir madde var. Bu maddelerin gıdalarda mutlaka bulunmasını öneriyoruz. Bu gıdalar ceviz, yumurta, fındık, badem ve balıktır. B12 vitaminin eksikliği zihinsel fonksiyonlarda yavaşlamaya yol açıyor. Eksik olan vitaminlerin tespit edilerek takviye edilmesi gerekiyor. Alzheimer hastasının bulunduğu ortamda çok fazla değişiklik yapılmamalı. Yeni hafıza üretemedikleri için ev ortamında değişiklik olmamalıdır. Çünkü hastalar yapılan bu değişikliklere uyum sağlayamıyorlar. Bizim toplumumuzda yapılan en büyük eksiklik hastalarını mekan mekan gezdirmeleridir. Hasta her gittiği yerde zihinsel olarak karmaşa yaşıyor. O yüzden değişiklik yapılmasını önermiyorum. Günlük hayatını kolaylaştıracak değişiklikler yapılabilir. Küçük küçük hatırlatıcı notlar, işaretler yazılarak asılabilir. Alzheimer hastalığı tanısı konulduktan sonra hastanın yaşam süresi ortalama 10 yıldır. Bu 10 yıllık süreci iki yıl uzatmakla hastanın hayatına çok şey katmış oluyoruz. Bu hastalar çoğunlukla yaşlı hastalar. Yaşlı hastalarda mortalite yani ölüm riskini arttıran hastalıklar tansiyon, şeker, kalp damar hastalıkları, felç, mide, bağırsak hastalıkları vs olan bir hastaya iki yıl yaşama şansının verilebilmesi hasta ve yakınları için büyük bir mutluluk kaynağı. Bizi de en çok mutlu eden şey bu.

Babanın, annenin bize küçükken gösterdikleri şefkati onlara gösterebilmek gerekiyor. Ama bu çok zor bir şey. Sürekli yanında olmak lazım. İş ve ev hayatımız olduğu için çoğu zaman bu mümkün değil. Hasta yakınları,  hastaları yanlarında götürürlerse bu defa da görsel, mekansak kaoslar yaşıyorlar. Bu hastalar için daha kötü oluyor. Alzheimer hasta yakınlarına öncelikle iyi bir tedavi verilmesi şart. Hastadan önce hasta yakınlarına bu hastalık hakkında yeteri bilgilendirme yapılarak psikolojik destek almaları sağlanmalı.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YEŞİLÇAM’IN UNUTULMAZLARI SİNEMASEVERLERİ BEKLİYOR
YEŞİLÇAM’IN UNUTULMAZLARI SİNEMASEVERLERİ BEKLİYOR
STAT İÇİN SÖZLEŞME İMZALANDI
STAT İÇİN SÖZLEŞME İMZALANDI