Advert

‘ERKEKLERİN KADIN HAKLARI KONUSUNDA BİR HAZIM YAŞAMAMASI GEREKİYOR’

seks shop sex shop seks shop sex shop istanbul vibratör erotik shop vibratör vibratör vibratör izmir sex shop izmir sex shop ankara sex shop ankara sex shop antalya sex shop
‘ERKEKLERİN KADIN HAKLARI KONUSUNDA BİR HAZIM YAŞAMAMASI GEREKİYOR’
‘ERKEKLERİN KADIN HAKLARI KONUSUNDA BİR HAZIM YAŞAMAMASI GEREKİYOR’ İzzet TUMAY
Bu içerik 565 kez okundu.

Evren DEMİRDAŞ / 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bugünle ilgili Türkiye’de kadınların önemini, kanuni haklarını ve cinsel kimliğinden dolayı iş hayatında yaşadıkları zorlukları Elazığ Barosu avukatlarından Nihan Köseli ile konuştuk.

Köseli, ”Türk Medeni Kanunu'nda son yıllarda yapılan düzenlemeler ile kadınlarımız haklar ile donatılmış hale geldiler. Ancak beni yoksulluktan, şiddetten, ezilmekten koruyun dedikleri noktada karşılarına erkek egemen toplum çıkıyor ve burada 'iyi erkekler'in rolü önem kazanıyor. Burada erkeklerin kadınların hakları konusunda bir hazım sorunu yaşamamaları gerekir’’ dedi.

Öncelikle son yıllarda ülkemizde kadın haklarına yaklaşımı ve geçirilen evreleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde kadın haklarına yaklaşım ve geçirilen elvereli konusu çok geniş kapsamlı bir konu olup, kadın hakları birçok alanda kendini göstermektedir. Şöyle ki; aile yaşamında, iş yaşamında, sosyal yaşamda, siyasi yaşamda vs. alanlarda yaklaşımı ele almak gerekir çünkü birbirinden farklıdır. Ancak toplumun genel yapısına bakıldığı zaman “kadın hakları” denilen hakka ihtiyaç duyulduğu ve bu alanda birçok çalıştayın gerek yargısal gerekse sivil alanda geniş yer kapladığını görüyoruz. Bir yerde hakkın gözetilmesi konusunda fazlaca eğilim ve mücadele varsa orda gerçekten ciddi mağduriyet söz konusudur. Ülkemizde de kadın hakları konusunda hem yasa bakımından hem de sivil toplum kuruluşları nezdinde çok güzel çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerle de kadın haklarının istenilen düzeyde olması ve mağduriyetleri giderilmesi amaçlanmaktadır. 18. yüzyıldan itibaren tüm dünyada ve ülkemizde özellikle aydınlanma dönemi sonrası kadınlar; toplumsal, siyasal, sosyal, hukuki, idari gibi pek çok alanda var olan eşitsizliklere ve toplum içindeki rollerine karşı mücadeleye girişmişlerdir. 19. yüzyılın ortalarından itibaren günümüze kadar kadınların erkeklerle eşit statü, eşit haklar ve özgürlükler için verdikleri mücadeleler devam etmiştir. Kamu ve özel bütün alanlarda kadınların maruz kaldığı baskıların ve denetimlerin ortadan kaldırılmasının gerekliliğini savunan ve ataerkil yapılanmaların önüne geçerek kadınların meşru haklarına ulaşmada mücadele edilmiştir. Kadın hakları konusunda ülkemizde Cumhuriyet öncesi ve sonrasında birçok hak ve yetkiler verilmiş ve mağduriyetleri giderme anlamında usular arası sözleşmeler ve kanunlar yapılmıştır. Kadın hakları konusundaki en önemli belge Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 18 Aralık l979 tarihinde kabul edilen "Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi"ne ilişkin sözleşmedir. Türkiye bu sözleşmeyi 24 Temmuz 1985 tarihinde onaylamış ve 14 Ekim 1985 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlayarak uygulamaya koymuştur. Sözleşme, taraf devletlerin özellikle siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda olmak üzere bütün alanlarda erkeklerle eşit olarak insan hakları ve temel özgürlüklerinden yararlanmalarını ve bu hakları kullanmalarını garanti etmek amacıyla, kadının tam gelişmesi ve ilerlemesini sağlamak için yasal düzenleme dahil bütün uygun eylemleri alacaklarını ifade etmektedir.

Sizce 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bir kutlama mı yoksa hak arayışı mı?

Benim fikrimi soracak olursanız bir hak arama günü olarak anılmalıdır. Kutlama, diğer bayram ve özel günlere bakılacak olursa, gerçekten nesillere bırakılacak güzel anıların o tarihle bütünleştirilip hafızalara kazınmasıdır. Ancak 8 Mart Dünya Emekçiler Günü'nün tarihsel sürecine bakıldığında vahim bir olayın vuku bulduğu görülmektedir. ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çok zor koşullarda çalışan 40 bin işçinin çok ses getiren bir grev yapmasının sonucu 129 emekçi işçi kadının şüpheli bir yangın sonucu hayatını kaybetmesi sebebi ile dünyada 8 Mart Dünya Emekçiler Günü olarak kutlanmaktadır.  Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçiler Günü ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır. Dolayısıyla yaşanan mağduriyetler sonucu bir kutlama değil de, hak arama günü olarak anılmasının uygun olacağı düşüncesindeyim.

Türkiye ‘de kadın olmak nasıl bir duygu?

Bu soruya şu şekilde cevap vermek doğru olur diye düşünüyorum. Günümüz Türkiye’sinde kadın olmanın birçok duyguyu içerdiği kanısındayım. Kategori yapmak çok zor gibi. Ülkemizde kadına yüklenen anlamlarla o kadar sorumluluk ortaya çıkıyor ki kaldırabilirsen güzel elbette. Ama yüklenilen yükü kaldıramazsan tabi ki isyan etmek mümkün. Dolayısıyla yaşamda kadın olarak konumlandırıldığın yer belirliyor bu sorunun cevabını.

Kadına karşı şiddet dünyada en yaygın ancak en az cezalandıran suçtur. Sizce neden?

Bu sorunun cevabı olarak yukarıda bahsettiğimiz gibi yasalarımızın ve uluslararası sözleşmelerin hükümlerinde yer alan yükümlülüklerimizi yerine getirmemektir. O da toplumsal cinsiyet eğitimidir. Ayrıca kadına şiddette birçok suç, mağdurun şikâyetine bağlıdır. Mağdur şikâyette bulunmadığı zaman ya da şikâyetini geri çektiğinde failin ifadesine bile başvurmadan konu kapatılıyor. Türkiye’de kadına şiddet çok fazla olmasına rağmen %20 civarında dosya mahkemeye taşınıyor. Bunun nedeni çoğu zaman mağdurların haklarını tam anlamıyla bilmemesi ve gidecek bir yerlerinin olmamasından kaynaklanmaktadır.

Kadının anayasal, yasal haklarındaki mücadelesinde son yıllarda yapılan hukuki düzenlemeler nelerdir?

Aslında bu sorunun cevabını tarihsel gelişim kısmında anlattım Ancak yine bahsedilecek olursa en önemli atılım günümüzde Türk hukukuna göre düzenlenmiş kadına yönelik yasalar ile birlikte tarafı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi ve Türkiye Barolar Birliği tarafından kurulan kadın hakları komisyonları ve çalıştaylarıdır.

Kadının cinsel kimliğinden dolayı iş hayatında sömürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde 144 ülke arasında 131. sıradadır. Bu eşitsizlik eğitimde, evde, iş hayatında kısacası yaşamın her alanında etkisini gösteriyor. Dolayısıyla buna yönelik yapılan değişim ve düzeltmeler mevcuttur. Türk Medeni Kanunu'nda son yıllarda yapılan düzenlemeler ile kadınlarımız haklar ile donatılmış hale geldiler. Ancak beni yoksulluktan, şiddetten, ezilmekten koruyun dedikleri noktada karşılarına erkek egemen toplum çıkıyor ve burada 'iyi erkekler'in rolü önem kazanıyor. Burada erkeklerin kadınların hakları konusunda bir hazım sorunu yaşamamaları gerekir. Temelinde ise iyi bir erkek olabilmek için moral değerler bakımından doğru bir birey olarak yetiştirilmek, toplumda kadınlarla birlikte ancak yaşam alanının var olduğu bilincinin taşınması gerekmektedir. Bunu sağlayacak olan da aile eğitimi başta olmak üzere okul eğitim ve öğretimi bakımından donanımlı yetişmektir. Erkekler saygı-sevgi barındırmayı, adil, sağduyulu ve iyi olmayı başarabilirlerse ebette toplumda kadın ve erkek birlikte güven ve huzur içinde yaşayacaktır.

Kadının cinsel kimliğinden dolayı iş hayatında sömürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erkeklerin ve kadınların hapsoldukları konumları, biyolojik bir sürecin sonucundan çok toplumsal olarak yaratılmış sonuçlarından ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla toplumun genelinde cinsiyet ayrımcılığına, mobbinge, tacize karşı tüm kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, askeri kurumlar, özel sektör, yazılı basın ve görsel medya iş birliğiyle toplumda duyarlılık oluşturulmalıdır. Örneğin; eğitim kurumlarında, insan haklarına ilişkin, toplumsal cinsiyete eşitlik ilkesini benimsetici konuların anaokulundan başlamak üzere tüm örgün eğitim ve uzaktan eğitim programları içine entegre edilmelidir. Ayrıca bireyler anaokulundan itibaren insan haklarına ilişkin eğitilmelidir. Konuya ilişkin araştırmaları üniversiteler sık sık tekrar etmeli ve dönemsel karşılaştırmalar yaparak çıkan sonuçlar ilgili mercilere raporlar halinde sunulmalıdır. Diğer yandan Diyanet İşleri Başkanlığı; Cuma namazları, bayram namazları gibi özellikle halkın geniş katılımının olduğu zamanlarda konuları sık sık ele almalıdır. Yerel yönetimler yapılan bu çalışmalarda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte aktif rol almalıdır. STK’lar konferanslar, seminerler aracılığıyla geniş kitlelere ulaşabilirler ve toplumu bilgilendirerek farkındalık oluşturulabilir. İlgili kurumların konuya ilişkin yapmış olduğu bütün çalışmalar basın ve medya aracılığıyla gündemde tutabilirler.

Önümüzde bir yerel seçim var. Siyasi partilerin şehrimizde kadınlara yer vermemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruyu 31 Mart 2019 yerel seçimler kapsamında MHP 2. Sıra Belediye Meclis Üyesi adayı olarak cevaplandırmam uygun olursa eğer, toplumumuzda kadınlara seçme ve seçilme hakkı çıkarılan kanunlarla 1930’da yerel seçimler, 1934’te ise genel seçimlerde elde etmiş, seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. Ülkemizde kadın bürokrat ve siyasi parti temsilcilerimizin sayısı çok düşüktür. Bu durum çok ciddi boyutlarda tartışma konusu ancak hala istenilen seviyeye ulaşmamıştır. Bunun elbette birçok nedeni vardır. Toplumsal, kültürel ve ekonomik yapı bu süreçte önemli bir faktördür. Kadınlara yüklenilen geleneksel rollerle, siyaset yaşamına katılımın birbiriyle bağdaşmadığına dair kanı kadınların çevreleri tarafından bu alandan uzak tutulmalarına neden olmaktadır. Halbuki kadınların toplumsal ve siyasi katılımına imkan tanıyacak eşit ve demokratik aile anlayışının yaygınlaşması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, toplumsal fırsatların farklı toplum kesimleri arasında nasıl dağılacağı parlamento, hükümet ve politika belirleyen kamu kurumları gibi siyasal karar organlarında belirlenmektedir. Bu süreçlerde kadınların eksik temsili, sorunların çözümsüz kalmasına, devam eden eşitsizlikler ise kadınların eksik temsilinin sürekliliğine yol açmaktadır. Bu nedenle, kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik çabaların başında siyasal süreçlere katılımda cinsler arası eşitliği sağlayan adımların bir an önce atılması gerekmektedir.

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
CHP VE İYİ PARTİLİ GENÇLER ATA'LARINA YÜRÜDÜ!
CHP VE İYİ PARTİLİ GENÇLER ATA'LARINA YÜRÜDÜ!
MADEN'DE İSTİŞARE TOPLANTISI
MADEN'DE İSTİŞARE TOPLANTISI