Advert
ÖZNE PAYLAŞIM OLMALI
Nevzat ÜLGER

ÖZNE PAYLAŞIM OLMALI

Bu içerik 1940 kez okundu.

       Müslümanların coğrafyası birkaç yıldır kıpır kıpır. Bu cevvaliyet aslında birtakım düşüncelerin harekete geçtiğini gösteriyor. Elbette Batı son iki yüz yıldır yapmakta olduğu bu coğrafyayı bloke etme ameliyesini sürdürmeye çalışıyor ama eskisi gibi hem etki alanları geniş ve tesirli olamıyor, hem de İslam coğrafyası uyanmaya başladı artık.

          Özellikle 1945 yılından sonra dünya iki kutuplu hale getirilip ABD ve Rusya diye bloklara ayrılmasının ardından, 1989 yılında Rusya’nın küçülerek normal bir devlet haline gelmesinden sonra ABD “tek adam şowu” yapmaya çalıştı ama olmadı.

         Bunun üzerine ABD ve Avrupa, yeni konsepte İslam’ı düşman ilan ettiğini NATO bazında duyurdu dünyaya. Bundan sonra Müslümanlar için iki niteleme her yerde yapılmaya başladı: “Ilımlı İslam” nitelemesi ve “Müslümanlar teröristtir” yalanı. Tabi bunun için aktör bulmakta zorlandı diyemeyiz ama Müslümanlar da her geçen gün kendi medeniyet kodlarını biraz daha anlamaya başladılar. İşte İslam coğrafyasındaki hareketliliği biraz da bu pencereden görmekte fayda var.

         Hatta bu ülkelerde laik, sosyalist, ulusalcı ve etnik yapıya dayanan kadrolar artık fazla yaygın değil. Çünkü modernite iflas etti, postmodernite de onun boşluğunu dolduramıyor. İşte burada Müslümanlar devreye girdiler. Neden? Çünkü Müslümanların söyleyecek sözleri var. İslam henüz taptaze ve Müslümanların önerileri henüz tam olgun şekliyle olmasa bile bu haliyle dahi toplumları uyandırmaya başladı.

         Bu arada Batı ideolojilerinin yeni bir tezleri olmadığı için Müslümanlar bu boşluktan istifade ediyorlar. Batı son 300 yıllık hakimiyetini kaybediyor. Her ne kadar Batı “Ilımlı İslam” figürü üzerine oynasa, Müslümanları da terörist diye tanımlamaya çalışsa da artık bu sözlere batılı insan dahi inanmıyor.

         İnsanlar ofansif düşünebildikleri sürece yaşadıkları toplumun problemlerine çözümler üretebilirler ve yaşadıkları toplumu da yukarıya çekerler. Defansif düşünmeye başladıkları andan itibaren onların tek derdi statükonun ve kendi iktidarının korunmasından ibarettir.  18. yüzyılın başlarına kadar ofansif düşünen her daldaki bilim ve düşünce adamları, 1803 yılından sonra Batı menşeli devlet ve idare şeklinin benimsenmesinin ardından devlet görüntüsü altında statükoyu korumak adına kendi iktidarlarını korumanın peşine düşmüşlerdir. Zaten Batı’nın da bilgi ve formülasyonları ete kemiğe büründürmeye başladıkları zaman dilimi 1700’lü yıllarda başlar. O güne kadar mükemmel bir meritokrasi sistemi içerisinde yükselen İslam dünyası, bünyesindeki âlimlerin defansif davranmaları sonucunda, ekol düşünce sisteminden uzaklaştıklarından üstünlüklerini Batı’ya kaptırmışlardır.

         Uzun zamandır insanlar “devletin milleti olur” tezine sarıldıkları için bütün görüşleri iktidarların korunmasına aitti. Şimdi artık her seviyede birçok insan “milletin devleti olur” düşüncesine taşındı. Bu taşınma da beraberinde iktidarı değil, insanı düşünen yapıları ve düşünceleri öne çıkarıyor. Artık toplumda kendisini siyasi kimlikle tanımlamayan insan sayısı çoğalıyor. Ben şahsen bunu çok önemsiyorum. Elbette kişi bir siyasi partiye rey verecek, bir düşünce ekolüne aidiyetini söyleyebilir. Ama şahsiyet oluşumunu partiye göre değil, kendi inanç gurubuna göre öne çıkarmalıdır diye düşünüyorum.

 

         Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini anlatırken, bir ülkenin toplam gelirini bilmek açısından elbette GSMH’sı göz önüne alınmalı ancak daha ziyade “gelirin adil dağılımı” rakamlarla anlatılırsa ülke insanlarının mutlu olup olmadıklarını konuşma imkânımız oluşur. İnsanlarının çoğunluğunu mutlu edemeyen sistemler  “insan merkezli” değildir. Unutmayalım ki devletlerin dini adalettir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı