Advert
RAMAZAN AYI TEFEKKÜR KAYNAĞIDIR
Nevzat ÜLGER

RAMAZAN AYI TEFEKKÜR KAYNAĞIDIR

Bu içerik 1898 kez okundu.

            Ramazan ayında bulunmamız nedeniyle elbette “Ramazan Yazıları” öne çıkıyor. Çünkü hayatın her safhasında Müslüman için ahret düşüncesi daima diri kalmalıdır ama bu düşünce Ramazan ayında daha bir belirgin hale geliyor doğrusu.  

         Dünyanın çok yüzü vardır, bir yüzü de ahrete bakar, çünkü dünya ahretin mezrasıdır. Bu dünyada ektiklerimizi biçeceğiz. Bu nedenle de dünyayı değerlendirirken elbette Allah adına değerlendireceğiz. Aksi halde toplumda iyi değerlendirilen şeyi kişi kendisinden bilirse şöhrete kapılır. Şöhretin de kalbi öldüren zehirli bir bal olduğunu söylüyor mütefekkiran. Zira riya, şan ve şöhret insanı ya başkasına köle yapar ya da başkalarının kendisine kölelik yapmasını bekler. O nedenle kaldıramayacağımız yükün altına girmek akıllıca değildir. Şükrü yapılmayan nimet kaybolur. Duanın da zikrin de kaynağı ihtiyaç değil midir? Acı duymayan insan feryat edip bağırmaz. Kadirilerin yüksek sesleri bilineni herkes duysun diye olduğu gibi, Nakşilerin sessizliği de her şeyi işitip gören Allah’a boyun bükmekten geliyor olmalı.

         Zakirin kelime-i tevhidi tekrarlayarak zikre devam etmesi, masivaya bağlı olan kalbini, bu bağlardan kurtarmak içindir. Yoksa, insanlara hoş görünmek için dalalet ehline sevgi beslemek akıllıca değil, belki uyararak bir acıma yoluna gidilebilir. Her şeyin Allah’tan olduğunu, Allah’a ait olduğunu bilmesi, insanı Allah’a mal eder. Ondan geldik ona gideceğiz. Duada tekrar, davette te’kit gerekir.

         Bu gün medeniyet sözcüklerine sığınarak korkunç vahşetleri ve zulümleri işleyen kişi ve gurupları hoş gören, hatta onlara sevgi besleyenler unutmasınlar ki bu muhabbetleri kayıt dışıdır. Sevginin kayıt ışı olanı olur mu? Elbette olur. Hem Müslüman olduğunu söyleyen hem de Batı sever olan insanın bu sevgisi kayıt dışıdır. Yalnız paranın karası olmaz, sevginin de ifrat ve tefriti kayıt dışıdır. İnsanı insan eden amillerden biri de tefekkür değil midir?

         Gemiler hep ona doğru yüzerken, marifet sefine-i Nuh’a binmektir. Üstad bu safhayı anlatırken; “Sefine-i arz süratle giderken, dünyanın gayr-i meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh, o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın elemi, telaki lezzetinden ağırdır” diyor.

         Kurtuluş için çok dua etmek gerekir. Zaten esas kaide; “duanız olmasaydı Allah size ne diye değer versin” değil midir? Dualar da üç kısımdır: Birincisi, sözle-sesle yapılan dualar. Bu konuda ses çıkarabilen bütün varlıklar aynıdır. İkincis, hal lisanıyla yapılan duadır. İhtiyaç içindeki insan da, susayan bitki de boyun eğmede aynı değil mi? Üçüncüsü, her varlığın kendi lisanı ile Allah’a yaptığı tespih, kendi kabiliyetine göre, ihtiyacı için yaptığı hem sözlü hem de çalışma şeklindeki dualarıdır. Yüksek icat ve buluşları gerçekleştiren insanlar, eğer kalplerini Allah’a raptederek iman ile müşerref olurlarsa yaptıkları iş dua hükmüne geçer. 

         Ramazan ayını bu kadar kıymetli kılan şey, Kur’an’ın bu ayda nazil olmasıdır. Dolayısı ile Ramazan ayı, Cenab-ı Allah’ın emrinin yanında bir de Kur’an-ı Kerim’in nazil oluşunun bir yıl dönümü kutlamasıdır. Çünkü Esma’ül Hüsna’yı görünür kılan kainat kitabını, bize anlatan Kur’an, Kur’an’ı da bize Hz. Peygamber eliyle sunmaktadır. Tabiri diğerle Kainat kitabını açıklayan Kur’an’ı, biz ancak Hz. Peygamber vasıtasıyla anlayabiliyoruz. Dualarımızın sonunda hep, “Dualarımızı kabul eyle, ey zatıyla mevcut, esma ve sıfatlarıyla meşhud olan Allah’ım” demiyor muyuz? Yürüyüşü yalnız aklımızla değil, kalbimizi de arkadaş ederek yapmak güzeldir. Çünkü, “Kalp, zevkiyle bulduğu şeyi akla veriyor.”

 

         Herkes kabına göre su alabiliyor. Ya rabbim, bu Ramazan ayı hürmetine, Lütuf ve  ihsanından nasbimizi artırmak için, bardağımızı büyüt, basiretimizi artır. Amin. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X