Advert
SERMAYE STOKU VE BÜYÜME
Nevzat ÜLGER

SERMAYE STOKU VE BÜYÜME

Bu içerik 1897 kez okundu.

       Bazı iktisatçıların pompalamaları sonucu, toplumdaki bireylerin aklı hala “kıt kaynaklar” yalanıyla meşgul. Halbuki bu yalan 20. asrın 3. çeyreğinden sonra tedavülden kalktı. O günlere kadar küresel sermaye varlığını işçinin alın terleriyle oluşturuyordu. Şimdilerde artık kendisi çeşitli finans oyunları ile paraları toplarken, o eski modeli kalkınmakta olan ülkelere bıraktı. Küresel sermaye elbette AR-GE çalışmaları yapıyor ve yeni teknolojiler üretiyor. Ancak esas karını üretimden değil faiz ve aracılık hizmetlerinden kazanıyor.

         2015 verilerine göre dünyanın bir yıllık ticaret hacmi 80 trilyon $.  ABD yalnız başına bu rakamın dörtte birine hükmediyor: 19,7 trilyon $. Bu rakama dikkat edin, çünkü şimdi sıralayacağım rakamlarla çok yakın bir ilgisi var.

         2014 yılı verilerine göre dünya nüfusunun % 85’i doksan beş ülkede yaşıyor. Dünyada her ne kadar 194 ülke varsa da bu araştırmada 95 ülke “adam” yerine konulmuş. Bu 95 ülkenin toplam fiziki sermaye stoku 420 trilyon $. Bu fiziksel sermaye stokunun da 106 trilyon dolarlık kısmı ABD’de bulunuyor.

         Burada dikkat çekmek istediğim korelasyon şu: Fiziksel sermaye stokunun dörtte birini elinde bulunduran ABD, aynı zaman da dünya ticaretinin dörtte birine sahip bulunuyor. Yani fiziksel sermaye stokunuz aynı zamanda dünya ticaretinden alacağınız payı da belirliyor.

         Şimdi denilecektir ki, bundan bize ne? Bizimle ilgisi şu: Bilindiği gibi bizde büyümenin en büyük dayanağı maalesef kamu harcamaları ile özel tüketimdir. Bu da Türkiye’deki büyük projelerin hızla devam ettirilmesinin gerekli olduğudur. Otoyollar, köprüler, hava alanları ve limanları, deniz limanları, iletişime yönelik yatırımlar, bölgesel kalkınma planları gibi yatırımların hızla bitirilmesi ve yenilerinin de devreye sokulması gerekmektedir. Bu alanda en itici gücün yeni düzenlemelerle Kalkınma Bankaları’nın olması çok büyük avantaşlar sağlar kanaatimce. Çünkü faize çalışarak yatırımın yapılmayacağını artık herkes kabul ettiği gibi, geçmişte yatırım bedellerinin altına düşülen “görev zararı yazı” notlarını da unutmak mümkün değil. Ayrıca yap-işlet-devret modeli de tercihe şayan bir modeldir ve zaten bu ülkedeki önemli yatırımların birçoğu da bu modelle yapılmaktadır. 2002 yılından beri Türkiye’nin yatırımlarda tercih ettiği modeller, tercihin de doğru yapıldığını göstermektedir.

         2015 verileri ile Türkiye’nin fiziksel sermaye stoku 3,5 trilyon $ ve GSYİH’sı da 830  milyar dolar. Türkiye’nin iki trilyon dolarlık GSYİH’yı yakalaması için 7,5 trilyon dolarlık fiziksel sermaye stokunun olması gerekmektedir. Yani Türkiye katma değeri yüksek ürünleri hedeflemelidir. Ayrıca işgücü oluşturma yatırımlarının öncelenmesi açısından “orta yaş avantajı” iyi kullanılmalı ve böylece nitelikli bilgiye dayalı yatırım ve iş alanlarına yönelmelidir. Elbette kalkınma ve gelişme sağlanırken, en sıradan insanınızı da mutlu etmek gibi bir hedefin olması gerekmektedir. Unutmayalım ki bu insanları sıradanlaştıran eğitimi de yıllardır bu ülke verdi. Demek ki ne sıradan insanımızı unutacağız ne de nitelikli insan yetiştirmek adına eğitim sistemimizi oluşturmayı.

         Bu ülke maalesef sivil ve insan odaklı bir anayasa yapmayı henüz tamamlayamadı. Çok maddeli anayasaların ülkeler için hayırlar getirmediğini anlamak için artık uzmanlık gerekmiyor. Çok maddeli anayasalar “kanun devleti” olmak açısından faydalıdır ama “hukuk devleti” olmak açısından az maddeli anayasalara ihtiyaç vardır.

         Etnik yapı ve mezhep odaklı siyaset anlayışları ile siyaset dışı anlayışlar belki bu söylenen şeyleri dahi anlamakta zorlanabilirler. Bu nedenle de toplumun tamamını kucaklamayı hedefleyen siyasi anlayışlarla başarıya koşmak her zaman mümkündür.

         Hem esas önemlidir hem de usül ama illa bilgi, illa bilgi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X