Advert
HERKES İNSANCA YAŞAMALIDIR
Nevzat ÜLGER

HERKES İNSANCA YAŞAMALIDIR

Bu içerik 1338 kez okundu.

 

Gelir ve servet dağılımındaki dengesizlikleri savunmak Müslümanların görevi değildir. Zira Kuran-ı Kerim yoksulların durumlarının düzeltilmesi için gayret gösterilmemesini küfürle birlikte zikreder ve küfrün bir işareti olarak değerlendirir. (Kalem/24–25, Fecr/17–18, Maun/1–3)

 

         Meşhur sofilerden Bişr’e bolca namaz kılan ve oruç tutan bir zenginden bahsedilince onun şöyle dediği görülür: “Yazık, zavallı adam kendi halini bıraktı da başkasının yapacağı işle meşgul oldu. Ona düşen görev yoksulların yardımına koşmak, açların karnını doyurmaktır. Onun böyle yapması açlık ve uykusuzluk çekmesinden daha iyidir. O dünyalığı topladı da, yoksulları men etti.”

 

         Sadece zenginlerin katıldığı, fakirlerin bulunmadığı yemek ziyafetleri “en kötü ziyafet” olarak vasıflandırılmıştır. Gösteriş ve iftihar için yapılan yemeklerden yemek “sakınılması” gereken günahlardan sayılmıştır. Ramazan sofralarına dikkat etmeli.

 

         Anlatılanlara dikkat edilirse, İslam’ın genel manada zenginliğe, zenginleşmeye değil, toplumsal servetin belli ellerde toplanması anlamındaki meşru olmayan kişisel zenginliğe karşı olduğu açıkça görülmektedir. Halkın topyekûn hayat standardının yükselmesi istenmektedir. Çünkü insanların ihtiyaçlarını karşılayacak malların azalmasını, servetin belli ellerde toplanmasını istemek müminlerin değil, nifak ehlinin bir özelliğidir.

 

         İslam iktisadı “dizginlenmiş toplumlar” değil, herkesin insan onuruna yaraşır bir hayat yaşadığı, oto-kontrole dayalı bir toplum arzu etmektedir. Bu kontrol görevi her şeyden önce “adil” bir devlete düşmektedir. Devlet zorbalığı artırmak için değil, sosyal adaleti temin için çaba sarf etmelidir. Devlete geniş görevler yükleyen İslami yaklaşımın yansımalarını Asr-ı saadette, dört halife döneminde, Endülüs Emevilerinde, Abbasilerde, Selçuklularda ve Osmanlılarda görmekteyiz. Hedef haksız ve aşırı kazanç yollarını önleyici, adil ve dengeli bir gelir ve servet dağılımını sağlayıcı toplum düzeni oluşturmaktır. Bu genel tablo sağlanmadıkça, faize karşı çıkmak gibi birkaç konu üzerinde ısrarcı olmak, daha doğrusu ısrarcı oluyormuş gibi yapmakla bir yere varılamaz.    

 

          Kredi sistemi kime çalışıyor, vergi doğrudan gelirden mi alınıyor, dolaylı vergiler mi revaçta gibi sorular cevap bekliyor. Örnek tablosu uzatılabilir. Olumsuzlukları iyi görmek ve çözüm önerilerini ona göre yapmak gerekir.      

 

         İslâm, kazanmayı meşru olma şartına bağlamıştır. Meşru olmayan kazanç, İslâm nazarında merduttur, reddedilmiştir.

 

         İslâm, kul hakkına büyük önem vermiştir. Herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde, hiçbir suale tâbi tutulmadan Cennet'e girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus, kul hakkıdır. Onun için her mümin, üzerinde başkasına ait bir hak varken ölmekten şiddetle korkar. Böyle bir inanç, insana kendi kazancını başkalarıyla paylaşma hasletini de kazandırır.

 

         Kapitalist ve sosyalist bir sistemde, fertlerin vicdanen huzurlu olması mümkün değildir. Çünkü bu tür sistemlerde ahret inancı zayıf olan fertler, birbirini sömürü unsuru olarak görürler. Dolayısıyla fertler, yaptıkları işlerde hukuk ve mantık açısından kendilerini mazur görseler de vicdanen huzursuzdurlar. Zira vicdan, tefessüh etmemişse hep doğruyu söyler ve doğruya meyleder.

 

         Kazanma şekline gelince; bunda komünist sistem ile kapitalist sistem arasında hiç de ciddî bir fark yoktur. Onlara göre kazandıran her yol meşrudur. Hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet gibi şeyler, duruma göre, adamına göre suçtur ama fert, kendi muhasebesi içinde onlara suç nazarıyla bakmaz. Zira gerek kapitalist gerekse komünist sistemde, ferde bu şuuru kazandıracak moral değer yok gibidir.

 

         İslâm, Allah korkusu, ahret inancı vb. inanç esaslarıyla insana kendi kendini sorgulamayı öğretir. Bu itibarla, inançlı insan büyük ölçüde suç işlemez. Evet, İslâm, insana iman kaynaklı verdiği ulvî duygularla, insanın elinden tutar, onu hakikî insan hâline getirir ve sonra da sağlam bir rükun olarak onu yeniden topluma iade eder.  Bu durum Ramazan ayında biraz daha görünür hale gelmiyor mu?

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Takımımız ligde yer alacak
Takımımız ligde yer alacak