Advert
GERÇEK BİR MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN UYARI MI BEKLİYORUZ?
Habib KARAÇORLU

GERÇEK BİR MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN UYARI MI BEKLİYORUZ?

Bu içerik 365 kez okundu.

             İdrak etmekte olduğumuz Mübarek Ramazan ayının sonuna yaklaşmış bulunmaktayız. Birkaç gün sonra bir Ramazan ayını daha geride bırakmış olacağız. Ramazan ayı bize neler verdi, neler kattı, bizdeki neyi değiştirdi diye bir muhasebe yaparsak, sonuç; maalesef yine, sıfıra sıfır, elde var sıfır. Geçenlerde teravih namazını kılmak için ailece Harput’a gitmiştik. Yüzlerce insanın tıklım tıklım doldurduğu caddeler ve sokaklardan geçip camiye girdiğimizde manzara tam tersineydi. Koskocaman Sarahatun Camiinde ancak üç saf teşkil edecek bir cemaat vardı. Oysaki kahvehanelerin önlerinde ve meydanda iğne atsan yere düşmez kabilinden müthiş bir yoğunluk vardı. Bu manzara, bir Müslüman olarak gerçekten beni geçmiş yıllarda olduğu gibi yine çok üzmüştü. Uzun günlerde ve bu sıcak havalarda büyük sıkıntılar çekerek oruç tutup İslam’ın bir şartını yerine getiren Müslümanlar ondan daha önemli olan ve “dinin direği” kabul eden namaz şartını nedense yerine getirmiyorlardı.

            Namaz kılma alışkanlığının küçük yaşlarda kazanılması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Sevgili Peygamberimiz (S.A..V)’in: "Çocuğa yedi yaşındayken namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına bastığı halde kılmazsa, cezalandırınız." Hadis-i şerifini bilmeyenimiz pek azdır. Anne ve babaların büyük bir bölümünün bu dini vecibelerini ihmal ettikleri aşikâr.  Diyanet İşleri Başkanlığının dini ibadetlerle ilgili geçen yıl yaptırdığı anket bu ihmalkârlığı açık bir şekilde göz önüne koymakta. Ankete göre; Ülke genelinde vakit namazlarını her zaman kılanların oranı yüzde 42,5 olarak belirlendi. Hiçbir zaman vakit namazı kılmayanların oranı ise yüzde 16,9 oldu. Kırsalda yaşayanların yüzde 50,5'i vakit namazlarını her zaman kılarken bu oran kentte yaşayanlarda yüzde 39,4'e düştü.

 Vakit namazlarını kılma sıklığı cinsiyete göre değerlendirildiğinde kadınların yüzde 49,8'i erkeklerin ise yüzde 34,8'i vakit namazlarını her zaman kıldıklarını belirtti. Yaş grubuna göre vakit namazlarını kılma sıklığı incelendiğinde ise yaş arttıkça vakit namazlarını kılanların da arttığı görüldü. 18-24 yaş grubunda vakit namazlarını her zaman kılanların oranı yüzde 26,2 iken bu oran 65 ve daha yukarı yaşlarda yüzde 69,9'a çıktı.

Eğitim seviyesi arttıkça vakit namazlarını her zaman kılanların oranının genel olarak azaldığı görülürken, okur-yazar olmayan kişilerden vakit namazını her zaman kılanların oranı yüzde 69,3 oldu. Bu oran lisans ve üstü mezunlarda ise yüzde 27,4'e geriledi. Bu da bize ne yazık ki okullarımızda namaz kılma alışkanlığının kazanılması bir tarafa, tam tersi terk edildiğini göstermektedir. Bununla ilgili geçenlerde katıldığım bir toplantıda aynen bu ifadeleri kulaklarımla işittim:”Hocam bu çocuk bu okula başlamadan önce namazını düzenli kılardı, artık şimdi nedense kılmıyor.” Okula devam ettikçe gençlerin dini ibadetler konusundaki lakaytsızlığı nereden kaynaklanıyor dersiniz? Tabi ki en başta eğitim sisteminin kendisinden. Seküler zihniyete dayalı eğitim sisteminde elbette ibadetin yeri yoktur. Osmanlı dönemindeki bütün okullarda öğrencilerin namaz kılmama gibi bir hakları yoktu.

Dinin direği olarak kabul edilen namaz, Müslüman’ın en önemli şiarıdır. Peki, günümüz Müslümanları namazın farz olduğuna inanıyorlar mı? Evet inanıyorlar. Ancak farziyetine inanıp tembellikten dolayı kılmayanlar -nasıl ki günümüzde insanların çoğunun durumu da böyledir- tekfir edilmez. Şafii ve Malikilere göre bu durum fasıklık alametidir. Tembellikten dolayı namaz kılmayan tövbeye çağrılır, tövbe edip namaz kılmazsa hadden öldürülür. Tıpkı zina eden evliler gibi. Ancak taşlanarak değil de kılıçla öldürülürler. Ülkemizde Müslümanların ekseriyeti Hanefi Mezhebindendir. Hanefi mezhebine göre: Tembellik yüzünden namazını terk eden kimse, namazı inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr, fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tövbeye çağrılır, kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir ve te'dib amacıyla dövülür. Ramazan orucunu terk eden kimse de bunun gibidir .Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, namazını özürsüz olarak terk eden kimse, mürted'de olduğu gibi İslâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır.

Namazın ihmal edilmesinin yanında orucun da terk edilmesi de söz konusu ki, neyse bu oran namaza göre daha düşük. Yine D.İ.B. anketine göre: “Yurt genelinde "Sağlığım elverdiği sürece ramazanda oruç tutarım" görüşünü paylaşanların oranı yüzde 83,4 olurken "Hiç oruç tutmam" diyenler yüzde 2,5 oldu. Erkeklerin yüzde 80,7'si sağlığı elverdiği sürece ramazanda oruç tuttuğunu belirtti. Kadınlarda bu oran yüzde 86 çıktı.”

            İslam’ın şartlarından biri olan zekâtın verilmesi konusunda da önemli bir eksikliğin olduğunu yine söz konusu anketten öğreniyoruz: ”Kişilerin zekât ibadetini yerine getirme durumları incelendiğinde maddi durumu uygun olduğunda her yıl zekât verdiğini belirtenlerin oranı yüzde 71,9 oldu. Maddi durumu uygun olsa bile zekât vermeyenlerin oranı ise yüzde 1,1'de kaldı. Katılımcıların yüzde 14,6'sı maddi durumunun zekât vermeye uygun olmadığını belirtirken yüzde 11,1 maddi durumu uygun olduğunda bazen zekât verdiğini söyledi. Katılımcıların yüzde 83'ü ise maddi durumu uygun olduğunda her yıl fitre verdiklerini kaydetti.”

Ramazan ayında bizi üzen görüntülerden biri de sokaklarda ki tesettüre aykırı görüntülerdir. Ne yazık ki,  bazı Müslüman kadın ve kızlarımızın oruç tuttuğu halde, dinin önemli bir emri olan tesettür veya hicab konusuna duyarsız kalmaları çok ilginç. Ülkemiz genelinde tesettür meselesini irdelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmakta; “Ankete göre dışarı çıkarken başını örten kadınların oranı yüzde 71,6 oldu. Örtmediğini belirtenler yüzde 27,2, soruya cevap vermeyenler ise yüzde 1,1 olarak açıklandı.” İslam ülkeleri arasında, Türkiye olarak bu konuda çok ihmalkâr olduğumuzu söylemeye gerek var mı? Dinin bu önemli vecibesi de namaz gibi küçük yaşlarda kazandırılması gereken bir davranıştır. Ancak biz bunu da bu eğitim sistemi içerisinde asla veremeyiz.

         Ülkede ki bu gidişat pek hayra alamet değildir. İbadetlerin ve emirlerin terki, ilahi cezayı ilzam ederki, sonuç ne olur bilemeyiz .Önceki gün İstanbul hava alanında yaşanan facia sanki bize daha büyüklerinin geleceğini haber veriyor gibi. Allah korusun. Yüce Yaradınımız Kerim Kitabında bu durumu şöyle haber veriyor:” Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.” ( Meryem Suresi, 59. Ayet) Yine Yüce Rabbimiz bu konuda Yunus Suresi 44. Ayette şöyle buyurmakta:” Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.”

 

            Ülkemiz içinde ve dışında olanlardan önemli dersler çıkarmalıyız. Her birimiz Allahü Teala’nın rahmetini celb edecek,  gazabını da uzaklaştıracak ameller içerisinde olmalıyız. Hepimiz birbirimizden sorumluyuz. Özellikle ebeveynlerin sorumluluğu daha da çoktur. Yüce Rabbimiz Tahrim Suresi 6.Ayette mealen şöyle buyurmakta:” Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” Hiçbir iltimasın, ihmalin yapılmayacağı o güne hazırlıklı olalım. Nefsimizin esiri olmaktan, bundan dolayı cezalandırılmaktan bizleri koru Allah’ım. Amin. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir