Advert
ÜMMETİN BAŞ BELALARINDAN NASIL KURTULACAĞIZ?
Habib KARAÇORLU

ÜMMETİN BAŞ BELALARINDAN NASIL KURTULACAĞIZ?

Bu içerik 319 kez okundu.

          Ülkemizi derin bir kaosa sürükleyen ve milletimize acılar yaşatan 15 Temmuz darbe girişimini ve yankılarını daha çok konuşup tartışacağız sanıyorum. Tabi bu ilk yaşadığımız bir milli keder olmadığı gibi, sonuncusu da değildir. Önceki yazımızda İslam tarihinden bazı anekdotlar sunarak meselenin çok eskilere dayandığını, İslam ve Müslüman düşmanlarının tarihin her döneminde var olduğunu ve çeşitli plan ve taktiklerle İslam’ın yayılışını durdurmak ve Müslümanlar arasında fitne çıkartarak onları birbirine düşürmek için çaba ve emek harcadıklarını ifade etmiştim.

       Hazreti Peygamber (S.A.V.)’in Medine’ye hicreti ile başlayan İslam-Yahudilik savaşı günümüze kadar devam ede gelmiştir. İslam’ın yayılmasından ve güçlenmesinden rahatsızlık duyan dönemin süper gücü Bizans İmparatorluğu ile de Mute harbiyle sıcak savaş başlamış ve günümüze kadar devam etmiştir. İslam düşmanları ki özellikle bunların başında Yahudiler gelmektedir, sayıca az ve güçsüz olduklarından Müslümanlara karşı savaşla elde edemedikleri başarıları farklı yöntem ve taktikler uygulayarak başka alanlarda kazanmaya çalışmışlardır. Ellerindeki Muharref Tevrat, Talmut  ve Kabbala kitaplarından elde ettikleri öğretilerle fitne ve fesat çıkarmada çok mahir olan bir gurup, Hazreti Osman(R.A.) döneminde Müslümanları ikiye, üçe ve hatta dörde bölmeyi başarmışlar ve bu fitne günümüze de kadar da ne yazık ki devam etmiştir.

          Fitne döneminde Hazreti Ali (R.A.) taraftarlarının bazılarınca ortaya atılan Şia (Şiilik) düşüncesi, zamanla şekilden şekile girerek çeşitli kollara ayrılmış, her dönem ve bölgede farklı isimler altında ortaya çıkarak İslam’ın temel akidesine zıt fikir ve inanışları savunup yaymaya çalışan mensupları tarafından yaşatılmıştır. Bunların başında İsmailiyye kolu gelmektedir ki, kurucusu Ebu’l-Hattab el-Esedi (M.8.yüzyıl) milliyeti ve babası belirsiz olan, sarhoş ve ahlaksız biri olarak bilinmektedir. Bu Şii kolu zamanla Batinilik görüşünü de benimseyerek iyiden iyiye İslam’ın ana ekseninden sapmış ve Hasan Sabbah’la birlikte Haşişin (Haşhaşiler) denilen sapık bir güruh olarak ortaya çıkmış ve terörist bir teşkilat olarak meşhur olmuştur. İran ve Suriye’de taraftar toplayarak güçlenen Şiiliğin bu sapık kolu önceleri Abbasilerle daha sonra Selçuklularla uğraşarak birçok devlet adamına suikast düzenlemiş, İslam düşmanları lehine hareket etmişlerdir. Haçlı seferlerinin devam ettiği dönemde Haçlılarla ciddi hiçbir çatışmaya girmeyen Batini Haşhaşiler hep Sünni Müslüman Âlimleri ve devlet adamlarıyla uğraşmış, onların faaliyetlerini durdurmaya çalışmışlardır. Tıpkı şimdiki İŞİD taraftarları gibi. Haçlı işgali altındaki Kudüs’ü kurtarmak için mücadele eden Selahaddin Eyyubi’ye de iki kere başarısız suikast denemesinde bulunmuşlardır. İslam dünyasına amansız saldırlar düzenleyerek yakıp yıkan Moğolların tek hayırlı işi, bu zalim ve hainlerin kalelerini zapt ederek onları ortadan kaldırmaları olmuştur.

           İslam tarihinin her döneminde Müslümanların arasından sapık düşüncelere sahip kimseler çıkmış ve bunlar hem dine hem de Müslümanlara büyük zararlar vermişlerdir. Bu düşünce ve akımları yaymakta çok mahir olan gizli İslam düşmanları, din konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan, ancak heyecanlı ve beklenti içinde olarak bir şeyler yapmanın veya bir şeylere sahip olmanın arzusu içindeki saf Müslümanları kolayca tuzaklarına düşürmüş ve kullanmışlardır. Günümüz dünyasında halen varlığını sürdüren, Müslümanlar arasından çıkmış çok geniş kitlelere sahip sapık mezhep ve kollar vardır ki bunların başında Bahailik gelmektedir. 19.yüzyılda yine İran’da ortaya çıkmış olan bu görüş,  Bahaullah adında kendini peygamber ilan eden ve dinlerin birliğini savunan birinin görüşlerine dayanmaktadır. Dünyanın dört bir etrafına yayılmış olan bu dinin milyonlarca mensubu bulunmaktadır. Ne tesadüftür ki merkezi İsrail’in Hayfa kentinde olan bu sapık tarikat veya din yine Yahudiler tarafından korunup desteklenmektedir.

          İslam âleminde yine 19.yüzyılın sonlarında ortaya çıkan diğer bir sapık görüş de Kadiyanilik’tir. Hindistan’da yaşayan Mirza Gulam Ahmet adındaki bir İngiliz ajanının ortaya attığı Hümanist fikirler taraftar bularak yayılarak günümüze kadar ulamıştır. Hindistan uzun süre Müslüman Türklerin hâkimiyetinde mutlu ve huzurlu bir dönem geçirirken, bu ülkenin zenginliklerinde gözü olan İngilizler, burayı işgal için çok uğraşırlar, bazı bölgelerde hâkimiyet kursalar da tamamını ele geçirmeye bir türlü muvaffak olamazlar. Müslümanları bölmek suretiyle ancak amaçlarına ulaşacaklarını anlarlar. Mirza Gulam Ahmet hümanist fikirlerle ortaya çıkarak geniş bir taraftar kitlesine sahip olur. İngilizler bir kez daha Hindistan’ı işgale geldiklerinde Mirza taraftarları karşı koymazlar, Müslümanlar bölünür ve Hindistan’ın tamamı işgal edilir, yıllarca sömürülür.

      18 ve 19.yüzyıllarda tüm dünyanın bir numaralı Emperyalist devleti olan İngilizlerin Ortadoğu bölgesi ve özellikle Arabistan üzerinde de emelleri bulunmaktadır. Buradaki Osmanlı hâkimiyetine son vermek ve bölge halkı üzerinde nüfuz sahibi olmak amacıyla Necid çölünde yaşayan Bedevi Araplarla temasa geçerler. Muhammed bin Abdulvehhab tam da aradıkları bir şahsiyettir. Aşırı fikirleri bulunan bu zatı kullanarak Osmanlı’ya karşı ayaklanma başlatırlar. Ayaklanmalar ilk anda bastırılsa da bir türlü bitirilemez ve I.Dünya savaşı sonunda Vehhabiler Arabistan’a hâkim olurlar. Tarihi eserlere karşı müthiş bir kinleri bulunan Vehhabiler bid’at, şirk vb. düşüncelerle Mekke, Medine ve civardaki bütün türbeleri yıkar, mezarları dümdüz ederler. Başta Hazreti Hatice, Hazreti Fatma ve Hazreti Hasan olmak üzere tüm sahabelerin kabirleri yerle bir edilir. Bugün Müslümanların başına bela olan İŞİD taraftarlarının fikir babası işte bunlardır. Afganistan ve Çeçenistan’daki Mücahitlerin zaferini hezimete dönüştürenler de yine bu gafillerdir.

          İslam dünyasında ortaya sürülen bu zararlı cereyanların bir takım ortak özellikleri vardır. Öncelikle bunların başındaki adamlar özel seçilerek yetiştirilen kimselerdir. Genellikle ruh hastası olan bu kişiler agresif bir şahsiyete sahiptirler, yani şahsiyetsizlerdir. Her türlü rolü çok güzel oynar, karşısındakileri mükemmel şekilde etkilerler. Yaptıkları şarlatanlıkları fark etmek kolay değildir. Bu cereyanların diğer özelliği gizli çalışmalarıdır. Aşikâre çalışmaları yanında yaptıkları çalışmaların çoğu gizlidir. Taraftarlarına da sürekli kendilerini gizlemelerini, gizli çalışmalarını öğütlerler. Takiyye, yani, inancını çoğu yer ve zamanda gizleme önemli bir itikat esasıdır. Bu nedenle sinsi yetiştiklerinden nerede ve nasıl davranacakları kestirilemez. Bu sapık gurupların diğer özelliği kurucularını veya başındakileri kurtarıcı olarak görmeleridir. Bazen Mehdilik, bazen Mesihlik ve bazen de peygamberlik iddialarıyla ortaya çıkarlar. Peşlerinden gidenlere bazı gaybi meselelerden söz ederek vaatlerde bulunurlar. Kendilerini gayb alemiyle irtibatlı gösterirler. Gördükleri rüyalardan ve olağanüstü hallerden bahsederler.

          Günümüz Türkiye’sinde bu bahsettiklerimizin değişik versiyonlarıyla karşılaşmaktayız. Ne yazık ki, düşünce ve din özgürlüğünün arkasına saklanan bu sapıklar kolayca faaliyetlerini sürdürmekte, insanları etkileri altına alarak sömürmektedirler. Televizyon kanalları ve çeşitli yayın araçlarıyla kendilerine taraftar bulan bu maşaların gerçekte nereye hizmet ettiği pek bilinmemektedir.

         Şu anda gündemde olan FETÖ/PDY dışında daha birçok guruplar vardır ki, onların da ileride ülkemiz ve halkımız aleyhine ne gibi kumpaslar içine gireceklerini tahmin etmek zordur. Önceki yazımızda bahsettiğimiz Hadis ve Sünnet aleyhtarı Kur’ancılar bunların en tehlikelisidir. Bunun dışında, sahip olduğu televizyon ekranına mankenlerle çıkarak Mehdilik iddiasında bulunan kişinin de birçok inananı vardır. Şiiliği Türkiye’de yaymaya çalışan diğer bir gurup ise değişik ittifak ve manevralarla Müslümanların bölünmesine neden olmaktadır.

            Bütün bunların üstesinden gelmek, vatandaşlarının birlik ve beraberliğini korumak ve gençlerin sağlam bir şekilde milli ve manevi duygularla yetişmesini temin etmek devletin anayasal sorumluluğu ve görevidir. Devlet büyüklerimizin yaşadığımız tehlikeleri ve geçirmekte olduğumuz bu çok kritik dönemi göz önüne alarak bütün bu zararlı çalışmalara artık bir dur demesi gerekmektedir. İslam dininin temel akide ve esasları açık bir şekilde bellidir. Diyanet İşleri Başkanlığının dinimizi en güzel şekilde tanıtacak ve anlatacak kadroları mevcuttur. Milli Eğitim Bakanlığımız dini eğitimi yeniden gözden geçirerek, FETÖ  ve Amerika  taraftarlarının sinsice yerleştirdiği düşünce ve inanışlardan temizleyerek dinimizi doğru bir şekilde çocuk ve gençlerimize öğretmeleri önemli bir görevdir. Geleceğimiz açısından büyük bir önem teşkil eden İmam Hatip Ortaokul ve liselerimize de gereken değer verilmeli, eksik olan unsur ve kadrolar ikmal edilmelidir.

 

          Geleceğimiz imar etmek ya da yıkmak bizim ellerimizde. Biz doğru bildiklerimizi söylüyoruz. Kurtuluş ancak ve ancak Yüce Rabbimizin gösterdiği Sırat-ı Müstakimdedir. Halen daha onu görmezlikten gelirsek, Rabbimizin gösterdiği sonuç şudur:”  Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.” (Zuhruf Suresi 36.Ayet) Şeytanları dost edinmekten kurtulalım artık, gerçek dosta, O Yüce Mevla’mıza dönelim artık. Bakara Suresi 286. Ayette öyle buyurmakta:” Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!