Advert
TERÖRÜN HEDEFİNDEKİ MÜSLÜMANLAR
Habib KARAÇORLU

TERÖRÜN HEDEFİNDEKİ MÜSLÜMANLAR

Bu içerik 349 kez okundu.

             Yaşadığımız son hafta içerisinde ilimiz ve ülke genelinde birçok üzücü olaya şahitlik ettik. Son haftalarda artan terör eylemleri hedef değiştirerek sivilleri de vurmaya başladı. Diyarbakır, Bitlis ve Van’dan sonra şehrimize de sıçratılan menfur ve mel’un saldırılar, Emniyet Müdürlüğümüze yapılan bombalı araç saldırısıyla hepimizi derinden sarstı. Bu saldırıdan birkaç gün sonra daha vahim bir saldırı Gaziantep’te bir düğünde yaşandı. Çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan elli üç canın katledildiği yine bir mel’un saldırı daha yaşandı. Terör bu insanlardan ne istiyordu? Canlı bombanın düzenlediği saldırıda yaralanan küçük bir kızımız bunu soruyordu: “Ben bir çocuğum, onlara ne yaptım ki?”

            Bu sütunlarda daha önce terörün tarihini ve amacını defalarca yazmıştık. Yeryüzünde yaşanan bütün terör hadiselerinin ve mevcut terör örgütlerinin arkasında bir tek gücün olduğunu belirtmiştik. İşte o güç bu köşede defalarca anlattığımız kendisine Gizili Dünya Devleti veya Siyonizm dediğimiz bütün dünyadaki şer odaklarının merkezi olan güçtür. Normal şartlarda, hukuk içerisinde ve açıktan yapmaya cesaret edemedikleri faaliyetleri kurdurmuş oldukları illegal örgütler eliyle gerçekleştirerek rakiplerine ve muarızlarına gözdağı vermişler veya sindirmişlerdir. Terörün olmadığı yer ve zamanlarda kendilerine “mafya” denilen suç çeteleri aynı işi yapmışlardır. 12 Eylül 1980 öncesi anarşi ortamında kaybolan mafya çeteleri ihtilalden sonra tekrar faaliyetlerine başlamış, sonradan terör eylemleri artınca tekrar kaybolmuşlardır.

            Günümüz Türkiye’sinde adından sıkça söz edilen, önceleri DHKP-C ve PKK, sonradan IŞİD (DAEŞ), PYD ve FETÖ gibi terör örgütleri hep aynı odak tarafından kurdurulmuş ve kullanılmaktadırlar. BİP (Büyük İsrail Projesi) için önceki asırda İngiltere’yi kullanan Siyonizm II.Dünya savaşından sonra Amerika’yı, daha sonraki dönemde de AB’yi de yanına almıştır. Projenin ilgi alanında bulunan Irak, Suriye ve Türkiye’de son kırk yıl içerisinde savaşların ve terör olaylarının yaşanmasının nedeni bu ülkelerin parçalanması ve ayrılan parçaların birbiriyle savaştırılarak yok edilmesidir. Daha yüz yıl önce bir arada olan ve bunun öncesinde de asırlarca tek devlet ve tek millet olarak barış içerisinde yaşayan Türk, Arap ve Kürt unsurlar I.Dünya savaşı sonunda İngilizlerin çizmiş oldukları sınırlarla ayrı devletlere sahip olup, birbirine yabancılaştırılmışlardır.

            Türkiye, Irak ve Suriye’de yaşayan Müslüman Kürt kardeşlerimizin geçmişte bu bölgede kurulmuş olan Müslüman Türk devletler; Selçuklu, Eyyubi, Memluk ve Osmanlılarla hiçbir zaman önemli bir problemi olmamıştır. Problemler yukarıda bahsettiğimiz I.Dünya savaşı sonrasında yeni sınırların çizilmesi ve yeni devletlerin meydana çıkmasıyla başlamıştır. Türkiye’de belirli dönemlerde belirli kurumların yönetiminde söz sahibi olan ırkçı zihniyete sahip kesimlerin kasıtlı olarak yanlış söylem ve uygulamalarının da katkısıyla kökü dışarıda olan “Kürtçülük” ideolojisi kendisine taban bulabilmiştir. İslamiyeti asırlar öncesinden kabul etmiş ve en güzel şekilde yaşamaya gayret eden Türkiye Kürtlerini bu şekilde kendi saflarına çekemeyeceklerini çok iyi bilen Emperyalist güçler ve onların maşaları ilk olarak kandırabildiklerini sol ideolojiyle İslam’dan soğutmuş,  çevresine yabancılaştırmış ve kendi özüne düşman etmişlerdir. İnancını kaybederek Marksist-Leninist örgütün pençesine düşen gençleri teröre iterek dönülmez yola sokmuşlardır. Artan terör olaylarının önüne geçilemeyip, bir türlü bitirilememiş olması örgütün bölgede güçlenmesine neden olmuştur.

            Suriye ve Irak’ta yönetimi ele geçiren Sosyalist, Arap Milliyetçisi Baas Partisi bu ülkelerde Arap ırkçılığı ve sosyalist görüşlerle insanları aslından uzaklaştırmış ve bölünmelerini sağlamıştır. Irak’ta Kürtlere zulmeden rejim aynı şekilde Türkmenlere de zulmetmiştir. Suriye’de de aynı şeyler fazlasıyla yaşanmıştır.

            Türkiye’de terörün bir türlü bitirilememesinin altında yatan en önemli nedenin FETÖ/PDY denen devlet içerisindeki gizli güçlerin terör örgütüne sinsice verdikleri destek ve ihanet çalışmaları olduğunu yeni yeni öğreniyoruz. Ayrıca terör örgütünün siyasi kanadını oluşturan partilerin meclise girmeleri ve yerel yönetimleri ele geçirmeleri onların cesaret ve eylemlerini arttırmıştır. Demokrasi kavramının alabildiğine istismar edildiği ülkemizde bunun sınırlarının iyi tesbit edilmesi gerekmektedir. Ülkeyi bölmeye azmetmiş ve bu uğurda kan döken bir zihniyetin demokrasi içerisinde nasıl bir yeri olabilir? Sürekli bu kavramın arkasına gizlenerek zehir kusanlara fırsat verilmemelidir.

         2003 yılında bölücü terör örgütünün Suriye uzantısı olarak kurulan PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat: Demokrat Birlik Partisi)’nin silahlı kanadı YPG aynı şekilde Suriye’de terör estirerek dini değerleri ortadan kaldırmak için çalışmaktadır. Ele geçirdikleri yerlerde dini mekânları ve camileri yağmalayan asker kılıklı teröristler bölgedeki Arap ve Türkmenlere karşı da şiddet kullanarak evlerine ve topraklarına el koymaktadırlar. Son olarak ele geçirdikleri Menbiç’te de nüfus ve tapu binalarını yakarak buradaki kayıtları yok etmek suretiyle Arap ve Türkmenlerin evlerine dönmelerine izin vermemişlerdir. PYD ile aynı görüşü paylaşmayan Suriyeli Kürt vatandaşlarına da aynı şekilde zulüm yapmaktadırlar.

            Suriye ve Irak’ta ABD ve Batılı güçler tarafından desteklenerek kendilerine çok geniş topraklar verilen DAEŞ çapulcuları güya İslami devlet ilan ettikleri yerlerde halka akıl almaz işkenceler ve zulümler yaparak terör estirmişlerdir. Yaptıklarının yanlarına kar kalacağını zanneden bu akılsız ve vicdansız sapıklar,  karşı olduklarını iddia ettikleri Batıya ve arkasındaki Siyonizm’e hizmet ettiklerinin farkına varmadan yok edileceklerdir. Bugüne kadar en büyük darbeyi Sünni Arap ve Türkmenlere vuran bu maşaların ne Esed’le ne de PYD ile ciddi bir problemi olmamıştır. İslam’ın adının terörle birlikte anılmasına sebep olan bu sapıkların son kullanma tarihleri dolmuştur.

            Bütün bu terör guruplarının üstesinden gelip yok edilebilmelerinin tek çaresi bunların dayandıkları ideoloji ve amaçların temizlenmesiyle olur. Bu temizlikte ancak Yüce Rabbimizin bize en son ve en mükemmel din olarak gönderdiği İslam’ın gerçek manasıyla öğretilip, şuur seviyesinde yaşanmasıyla olur. Yaradanını tanıyıp bilen, yaradılış gayesini kavrayan inançlı nesiller asla böylesine sapık inanç ve ideolojilerin peşine düşmeyeceklerdir. Salih nesiller yetiştirmediğimiz müddetçe günümüzdeki ve gelecekteki terör örgütlerinin tuzağına daha nice gençlerimiz düşürülecektir. Kimi sosyalizmle, kimi ırkçılıkla, kimi sahte İslam’la, kimi de sahte cihadla gençleri tuzağına çekip ifsad ederek kullanan şer odakları aynı yere ve amaca hizmet etmektedirler.

            Amacını ulaşmak için her yolu ve yöntemi mubah gören, bu uğurda binlerce insanın kanını döken Küresel ırkçı emperyalizm önünde en büyük engel olarak Ehl-i sünnet İslamını  ve Türkiye’ ve bölgedeki şuurlu vatansever Milli kadroları görmektedir. Bu nedenle en büyük yatırım ve çalışmayı bu kitleleri bitirmek için yapmaktadır. Şer güçlerin en büyük korkuları Osmanlının geri dönmesidir. Bu nedenle Osmanlı ruh ve davasını temsil eden her şeyin yok edilmesi yolunda var güçleriyle çalışmaktadırlar. Onlar batılın tesisi için çalışadursunlar, biz Hakkın hâkim olması için ne yapıyoruz? Hakkı mı yoksa gücü mü üstün tutuyoruz?

                Terörü bitirmek, güçlü ve huzurlu bir ülkede müreffeh bir hayat sürmek istiyorsak işe eğitimden başlayacağız. Çocuk ve gençlerimizi sağlam İslam akaidiyle yetiştireceğiz. Yoksa daha kötü günler kapıda bekliyor. Büyük üstad Cemil Meriç:” Bir milleti yok etmenin en kestirme yolu inançlarını yok etmektir.” Diyerek inancın önemine dikkat çekmiştir. Sağlam inanç yanında sağlam çalışmakta çok önemlidir. Çünkü Yüce Rabbimiz : ” Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm Suresi, 39.Ayet)buyurmuştur. Batıl bu kadar güçlü olmasını çok çalışmaya borçludur. Biz Müslümanlar düşmanlarımızdan daha fazla çalışmak zorundayız. Büyük Alim Hacı Bektaş-ı Veli: “ En büyük keramet çalışmaktır.” Diyerek kerametin çalışmaktan geçtiğini belirtmiştir.

 

            Yazımızı asrımızın en büyük İslam savunucularından, Milli Şairimiz Mehmet Akif’in şu sözleriyle bitirelim: “Mademki dini savunmak farzı ayındır; mademki farzı eda etmenin bağlı olduğu sebepleri elde etmek farzdır; o halde düşmanlarımızın kuvvet adına neleri varsa hepsini elde etmek için çalışmak Müslüman fertlerin her birine farzı ayındır.” Allah (C.C.) için, vatan için, millet için çalışalım. Vesselam.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir