Advert
ÜNİVERSİTELERDEN TOPLUMSAL ESERLER BEKLİYORUZ
Nevzat ÜLGER

ÜNİVERSİTELERDEN TOPLUMSAL ESERLER BEKLİYORUZ

Bu içerik 1969 kez okundu.

         Unvan mı ve bilim adamı mı? Farklılık, üretimle ilgilidir. Birçok akademisyen çoğunlukla izleyici konumdadır. Bütün dünya bilim adamları da mı böyle?

         Herkes akademisyen olabilir ama bilim adamı olmak ayrı birşey.

         Prof. Dr. Faruk Beşer; “Bilim adamı olmasaydım ilim adamı olabilirdim” diyor. Çarpıcı bir tespit.

         Düşünce ve bilim tarihini ne yazık ki Müslümanlar yazmadıkları için bilim tarihinde fazla Müslüman ilim adamına rastlamıyoruz. Farabi, İbni Sina, Uluğ bey, Ali Kuşcu, İbni rüşt, Biruni, Maverdi, Mimar Sinan, Halil İnalcık, Necmettin Erbakan gibi isimler ayarında az bilim adamı yetiştirebilmişiz.

         On dokuz ve yirminci yüzyılların teknolojik buluşlarında ise bize ait isimlerin imzalarını hasretle arıyoruz. Dünya bilim literatüründe de bazı isimlerimizi yeni yeni anmaya başladı Batı. Bilimsel verilerin ete kemiye büründürülmesini Batı bizden iyi yaptı doğrusu.

         Osmanlı son dönemi ve cumhuriyet dönemi eğitim- bilim anlayışı taklitçilik ve kopyacıktan öteye geçemedi. 1920-1970 yılları arasında bu ülkedeki ciddi telif eser sayısı fazla değil. Olanlar da devletin görevlendirmesi ile veya devlete rağmen okuyucusuyla buluşmuş.

         Yakın zamanlara kadar unvan sahibi olmak için akrabalık ilişkileri öne çıkarılıyordu. Turgut Özal bunu kırdı. Önceleri parasal durumunuz statü belirliyordu. Siyasi tercihler makam belirliyordu. Bireysel ve gurup ilişkileri ideolojik saplantılar da cemiyet içinde bir guruba aidiyet ifade ediyordu. Denilecek ki şimdi farklı mı? Eskiye oranla bir hayli farklı.

         Toplumun önemsediği konuları bilim adamları eserlerine almadılar. Bu konuları daha çok bilimsel unvana sahip olmayanlar toplumun gündemine taşıdı.  Toplumsal konuların birçoğunu gündeme taşıyanların içinde akademik unvan sahibi olanların sayısı fazla değil. Akademyanın bunları sahiplenmesi daha sonraları oldu.

         Bir akademik kadrodaki arkadaşla bu konuyu konuşurken orijinal bir cümle kullandı: “Matematikçi neyi yazacak yani*” dedi. Bu anlayışa göre matematik artık nihayi noktaya gelmiş demek istiyor. Düşünüyor ama yanlış düşünüyor insanımız. Zaten Batı’nın da temel problem bu değil mi? Batı’da bilim tıkanmış durumda. Çünkü Batı, bilimi bilim için yapıyor. Halbu ki bilim toplum için yapılmalı değil mi? Buna örnek, İngiltere’nin sanayileşmeye erken başlamasını gösterebiliriz. Sarayın yönlendirmesi ile İngiltere’de akademya ilimi toplumsal konulara çevirdi ve verili dünyadan da faydalanarak İngiltere erken sanayileşmeyi ilk yakalayan ülke oldu.

         Üniversite öğretim elemanının başarısı, yazdığı “bilimsel” makalelerle ölçülecekse, bunun yolu eser vermektir.

         Haddimizi de aşmayalım ama akademisyenlikten ilim adamlığına geçmiş olmanın göstergesi olarak yeni eser vermekten daha görüneni var mıdır?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X