Advert
ERDOĞAN-TRUMP-CHP
Nevzat ÜLGER

ERDOĞAN-TRUMP-CHP

Bu içerik 1957 kez okundu.

          Kendilerini “Kemalistler” olarak tanımlayan romantik bir çevre, geçmişte hep darbecilerle organik bağlar kurarak imtiyazlı pozisyonlarını korumasını bildiler. Ancak özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bunun artık –belki de- mümkün olmadığını anladılar. Eski pozisyonlarında iken uyguladıkları “halka rağmen halk için” anlayışının pek de uygulama alanının kalmadığını fark etmiş olmalılar.

         “Kemalist” gurubun en temel sloganlarından biri olan “fabrika ayarlarına dönelim” klasiği şimdilerde biraz eksen kaymasına uğradı. Yani Kemalistlerin 40-60 yıl öncesine yaptıkları göndermeleri, toplum kısa süreli olarak görmüyor. Sözlerinin tarihsel olarak günümüze tatbikinin de mümkün olup olmadığını “siyaset matematik” noktasında değerlendirdikleri kanaatı oluşmuyor toplumda. Kaldı ki onların dedikleri noktaya dönülmesi halinde nasıl bir Türkiye meydana geleceğini anlamak için, dünün ve bu günün mukayesesini yapmak yeterlidir.

         “Bu kadına haddini bildiri” çağrısını yaparak milletvekillerini bir bayan milletvekilini linç etmeleri için yapılan ajitasyonu unutmak mümkün mü? Falih Rıfkı; “Büyük yığının terbiyesine geçmek “ gerektiği üzerine yazılar yazmıyor muydu? Aynı mantık.

         Tek parti anlayışı bile başlı başına bir otoriterlik anlayışını çağrıştırmıyor mu? Parti tek olunca başka anlayışlara yer kalır mı? Bütün anlayışlar tek partiden sadır olanlar olacaktır. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan da; Eğer komünistlik gerekiyorsa onu da biz getiririz” dememiş miydi? İlim, sanat, kültürel hayat gelişmeyecekmiş, ne gam? Önemli olan parti ise gerisi teferruattır.

Bu anlayış her zaman ortaya çıkabilir. Aman dikkat.

         Bu anlamda CHP’nin anlayışı tamamen “Frankafon laiklik” anlayışıdır. Yani bu anlayış Fransız anlayışındaki laiklik anlayışı anlamına geliyor. Hatta CHP merkezli Kemalistlerin esas tartışma mevzuları cumhuriyet ya da demokrasi gibi kavramlar olmayıp laiklik tartışmasıdır. Ancak buradaki laiklik tarifinde kendileri dışında yapılan tariflerle hiç barışık olamıyorlar. Geçmişte Erbakan’ın yaptığı laiklik tarifinden de, Tayyip Erdoğan’ın yaptığı laiklik tarifinden de hoşlanmıyorlar. Çünkü CHP kökenlilerin iktidara gelmeleri de iktidarda kalma anlayışları da asla “rıza” çıkışlı olmamıştır.

         Nitekim bu anlayıştan dolayı Demokrat Parti’nin gelişme stratejileri de, daha sonra takip edilen kalkınma stratejileri de devamlı darbelerle kesilmiştir.

         28 şubat darbesini unutmak mümkün mü? Bir ordu komutanı Başbakanın verdiği bir davette ille de içki içmek istemesini hangi görgü kuralı ile açıklayabiliriz? Zaten 27 Mayıs ve 12 Eylül darbeleri bir hayli değerlendirilmeye tabi tutulabildiği halde, 28 Şubat darbesinin yeterince değerlendirilmesi henüz yapılamamıştır.

         Halbuki 15 Temmuz’da millet; “Türkiye’yi teröre de darbeye de yedirmeyiz” ilkesini rahatlıkla uygulamıştır.

         Eski anlayışlar müthiş bir değişime uğruyor. Bunu daha çarpıcı anlamak için ABD seçimlerine bakılabilir. Sistemin bütün “algı operasyonlarına” rağmen seçimi düşük gelirliler üzerinden seçim çalışması yapan Trump kazanmıştır. Demek ki toplumlar düşünce modlarına uyan bir ses işittikleri zaman yüzlerini o tarafa dönüyor. Statükonun gücüne “iman etmiş” olan bütün dünyanın yazılı ve görsel medyası, resmi açıklama yapıldığı saate kadar dahi hala Clinton demeye devam etti. Cidden acınası bir durum. 2002 seçimlerinde de Türkiye’deki tablo aynı değil miydi? Ey idrak ve ey insaf artık geri gel!..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X