Advert
SOYGUNUN YENİ ŞEKLİ; KÜRESELLEŞME
Nevzat ÜLGER

SOYGUNUN YENİ ŞEKLİ; KÜRESELLEŞME

Bu içerik 1920 kez okundu.

            İslam dünyasında, küreselleşme ile ilgili olarak üç önemli kriz yaşanıyor: Kimlik krizi, adaletsiz gelir dağılımı ve demokratik katılım. 

         Gerçi küreselleşme de henüz ciddi anlamda netleşmiş değil. Küreselleşme olgusu, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye hatta aynı ülke içerisinde guruptan guruba göre farklı anlaşılıyor. 

         Bu gün İslam coğrafyası yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen maalesef gelişmemişlik ve fakirlik problemi yaşamaktadır. Bu nedenle de küreselleşmenin, zayıfların güçlülere tabi olması gibi bir yüzü ile tanışıyor. Demek ki küreselleşme çok yüzlü bir kavram, en azından Batı’nın sunumundan çıkan görüntüsüyle. Tabi Batı’nın kendi çıkarları doğrultusunda ürettiği bilgileri tüm dünyaya yaymakta mahir olduklarını da görmek gerekir. Bu günkü şekliyle küreselleşme; hukukun üstünlüğü ilkesine değil, küresel şirketlerin (sınır ötesi uluslararası şirketlerin) çıkarlarını garantiye alan bir mekanizma durumundadır.

        Küreselleşmenin İslam toplumları için; İslam’ın kamusal alandaki etkinliğini asgari düzeye indirerek seküler bir yapıya indirgenmesi gibi bir görevi vardır. Yani ibadetleri sadece ritüeller bağlamına indirgeyerek, toplumsal rolünü ortadan kaldırıp belki “deist” bir toplum haline dönüştürmektir. Hatta bazı düşünce guruplarının da bu doğrultuya evrilmekte olduğunu kısmen gözlemlemekteyiz. Zira insanların bir kısmı eşyaya ve olaylara kendi medeniyet paradigması üzerinden değil, vahyi bilgi kaynağından kopartılmış, tamamen din dışı bir anlayışla yaklaşmaktadır.   

      Evet savaş tamtamları Batı’nın elinden hiç düşmedi. Çünkü Batı’nın, tekniği kullanma biçimi hep savaşı zorunlu kılıyor. İşin bu noktasını iyi anlamak gerekir. Üretimi oldukça artan Batı’nın, bu üretimini eritmesi için savaş zorunludur. Batı ülkelerinin hakimiyet ve üstünlüklerini ispat saadetinde savaşı tek çıkış yolu olarak görmektedir.

         ABD üretim fazlasını,  2. Dünya savaşından sonra, Marşhal yardımı ve Truman doktrini adı altında hem yardım ettiği ülkeleri kontrol altına almak, hem de bu yolla üretim fazlalarını eritmek için Avrupa ülkelerine ve Türkiye’ye verdi. Böylece savaş malzemesi imal eden imalathaneleri çalıştı ve işsizlik rahatsız edecek bir boyuta gelmedi.  Bu yardımlarla hem Avrupa tekrar eski gücüne geldi hem de 1929 benzeri krizler uzun bir süre ötelenmiş oldu. 

         Şimdi Türkiye gibi bazı ülkelerde ciddi gelişmeler başlayınca, artık Amerika’nın iç pazarlarında birçok ülkenin malları satışa sunulmaya başladı.   ABD malları diğer ürünlerden pahalı kaldığı için de stoklar tekrar artmayor. Ancak dünya hakimiyetini elinde bulunduran Batı, bundan kurtulmak için bazen değişik yollarla ham maddeye ambargo koymakta, sonraları da vekalet savaşlarını devreye sokarak ülkeleri hizaya getirmeye çalışmaktadır.  Görüldüğü gibi özellikle silah sanayisi üzerine gelecek bina eden ülkeler için savaş çıkartmak,  “milli” bir görevdir. 

         MÜSİAD’ın İstanbul’daki uluslararası fuarı da gösterdiki, hiçbir alanda tekelcilik (monopol piyasa) artık çözüm değil. Çünkü bilgi de, teknoloji de hapsedilemiyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X