Advert
ASIL APTAL KİM?
Habib KARAÇORLU

ASIL APTAL KİM?

Bu içerik 471 kez okundu.

             Geçen hafta Avrupa Parlamentosu Türkiye hakkında tarihi bir oylama yaparak elli üç yıldan beri devam etmekte olan Avrupa Birliğine katılım sürecinde yapılan müzakerelerin dondurulmasına karar verdi. Yaklaşık olarak üç asırdan beri içişlerimize müdahale ederek bizi terbiye etmeye çalışan Avrupa, yoldan çıktığımıza kanaat getirerek, bizi tekrar yola sokmanın çarelerini arıyor şimdi. AB ülkeleri bir taraftan çatırdamakta olan birliklerini korumanın telaşı içerisinde yalpalarken,  bir taraftan da bizim durumumuzu endişeyle takip ediyorlar.

            2008 Küresel ekonomik krizini bir türlü atlatamayarak kendi içinde kavgaya tutuşan Avrupa Birliği, söz konusu Türkiye olunca birlik beraberlik içinde hareket etmesini biliyor tabi. Yıllardan beri temcit pilavı gibi ısıtılarak Türkiye’nin önüne konulan dosyalarda kendi arzu ve emelleri doğrultusunda önemli gelişmeler olmayıp, tam tersine 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kabul edilen olağanüstü hal sonrasında ki uygulamalarla aksi yönde gelişmeler olunca, zıvanadan çıktılar elbette.

            Avrupa’nın bizden yerine getirmemizi özellikle istediği hususlar nelerdi? Tabi ki, en başta, “Kıbrıs sorunu” nu çözümü. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı içlerine oturmuş,  bir türlü hazmedememişlerdi. Kıbrıs’ta kurulan Türk devletinin varlığı sürekli gözlerine batıyor, onları rahatsız ediyordu.  İkinci önemli mesele “Ermeni sorunu” idi. Osmanlı vatandaşı Ermenilerin hakları verilmeliydi. Tam yüzyıllık bir meselenin Türkiye tarafından çözülmesi isteniyordu. Ucu açık bu konunun nereye kadar gideceği de meçhuldü. Diğer önemli bir sorun önceden olmayıp sonradan ortaya çıkan “Kürt sorunu” idi. Onlara göre Türkiye’de bir “Kürt sorunu” vardı Kürtlerin hakları da verilmeliydi. Aşırı şekilde bir “Kürt sevdalısı” olan Avrupa, konuyu yakından takip ediyor, bu konu her gündeme geldiğinde hop oturup hop kalkıyordu. Bu mesele de tersyöne girince tabi ki alarm zilleri çoktan çalmaya başlamıştı.

 Avrupa’nın üzerinde durduğu diğer bir konu ise “Alevi sorunu” idi. Türkiye’de çok sayıda Alevi vardı ve onların da “çok önemli sorunları” vardı. Alevilere Müslüman muamelesi yapılmamalı, farklı bir din olarak kabul edilip hakları verilmeliydi.

            Söz konusu Türkiye olunca sorunlar biter mi? Ne kadar da çok sorunumuz vardı.  Nedense bizim bunlardan haberimiz de yoktu, hep Avrupa bize bunları hatırlatıyordu. Çok önemli bir sorunumuzu da hatırlatmadan geçmeyelim; Fener Rum Patrikhanesinin Ekümenikliği. İstanbul’da bulunan ve Ortodoks Hıristiyanlar için büyük önem arz eden Fener Rum Patrikhanesine uluslararası statü vererek, bir bakıma içimizde ikinci bir Vatikan’ın varlığını kabul etmemiz isteniyordu. FETÖ’nün de dertleri hep bunlardı zaten, ne kadar da çırpınmış, ne çok takla atmışlardı. Bunların hiçbiri de istedikleri gibi olmamıştı. Durumu doğrudan ele almak için darbeye bile teşebbüs etmişlerdi.

            Avrupa bizim her işimize burnunu sokuyor, bizi kendi içine kabul etmek için bin bir türlü şart ileri sürüyordu Medeni kanundan tutun da domuz etine kadar, her türlü meseleyi gündeme getiriyor, kendilerine göre düzenleme istiyordu. Elli üç yıllık süreçte hükümetler birçok düzenlemeler yapmış, kanunlar çıkarmış, çok ter dökmüşlerdi. Ama yapılan düzenlemelerin büyük birçoğunun ülkenin, devletin ve milletin hayrına olmayıp tam tersi zararına olduğunu görememişlerdi. Aslında Avrupa bizi içine almayacaktı, amacı bizi zayıflatıp bölmekti. Sorun diye önümüze koydukları gerçek sorunlarımız değildi. Türkiye’de asıl var olan sorunları görmezden gelmişlerdi. Yıllarca inancını yaşamak isteyen Müslümanların önlerindeki engeller onları hiç ilgilendirmemişti. Onların davası ne özgürlük ne de geri kalmışlıktı. Asıl davaları bölünmüş ve zayıflatılmış bir Türkiye meydana getirmek idi.

 

            1839 Tanzimat Fermanıyla başlayıp günümüze kadar devam eden “Batılılaşma” maceramıza son noktayı koyduk mu bilemiyorum. Ancak bildiğimiz bir gerçek var ki, Avrupa’nın “Şark Meselesi” dediği bizimle olan toprak davasının asla bitmeyeceğidir. Avrupa ve Anadolu’daki Müslüman varlığından özellikle Müslüman Türk varlığından aşırı derecede rahatsız olan Avrupa, hep bu toprakları yeniden geri almanın hesabını yapmıştır ve yapacaktır. İki asırdan beri bizi aptal yerine koyarak, hep aleyhimize sonuçlanan kararlar aldıran Avrupa, her seferinde hayal kırıklığı yaşamış, sinsi emellerine ulaşamamıştır. Bu ülkede asırlardan beri gelen ve varlığını sürdüren “Milli Şuuru” asla silemeyecek ve amaçlarına ulaşamayacaklardır. Şunu çok iyi bilmeliler ki; sayıları az bir gurup hain dışında, Türkiye’de yaşayan her ırktan, her dinden ve her mezhepten, her kim varsa; bu ülkeyi, bu devleti ve bu vatanı canından aziz bilip çok seviyor, çok benimsiyor. Bizim kendi içimizde sorunumuz yok. Bizim sorunumuz bu ülkenin gerçeklerine, tarihine, kültürüne ve kadim medeniyetine uygun olmayan Avrupa elbisesinin bize deli gömleği gibi giydirilmeye çalışılmasıdır. Boşuna uğraşmasınlar, bu ülke eninde sonunda aslına dönecektir. Tüm kalbimizle inandığımız ve bağlandığımız Yüce Rabbimiz Kerim Kitabında: “ Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” (Tevbe Suresi 32. Ayet) buyuruyor. Rahmetli Erbakan Hocamız konuşmalarının sonunda çoğu zaman bu ayeti okur ve ümitlerimizi canlı tutardı. Evet, “Allah nurunu tamamlayacaktır.” Vesselam.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!