Advert
ABDULLAH GÜL VE SANAYİNİN FİNANSMANI
Nevzat ÜLGER

ABDULLAH GÜL VE SANAYİNİN FİNANSMANI

Bu içerik 1953 kez okundu.

     Daha önce yazmış olduğum bir yazıda Türkiye’nin önünde iki problem olduğunu söylemiştim. Bunlardan biri; “Türkiye’nin orta gelir gurubundan üst gelir gurubuna geçirilmesi”, diğeri de “evrensel hukuk kurallarının ülkeye hakim kılınması”. İşte sanayinin finansmanı da bu konularla ilgili önemli bir meseledir. Sanayileşme nasıl olacak, insan odaklı kalkınma nasıl sağlanacak, kalkınmaya Batı gibi mi bakacağız yoksa Müslümanca bir sanayileşme ya da kalkınma nasıl olacak?

     Bir ülkede sanayinin finansmanı ya bireysel servetle, ya servet sahibi birkaç kişinin bir araya gelerek şirket yoluyla, ya da kısmen bu sayılanlardan biri ile birlikte devletin finansman desteğiyle yapılır.

     Bireysel manada finansman sağlamak güç olmakla birlikte imkânsız da değildir. Hele hele seçilecek sanayi kolunun ve bu kolda imalatına verilecek kararın cesareti çoğunlukla bireysel servetlerin gücü dâhilinde olabilir: Burada ince bir nokta olarak, teşvikler hangi çizgide ve hangi ölçülerde olursa müteşebbisler arasındaki fırsat eşitliğini bozmaz düsturuna dikkat etmek gerekir

      Teşviklerin bugün uygulanmakta olan her türü için olumlu şeyler söylenemez. Ancak bir kısmı için müspet şeyler söylenebilir. Yatırım yapacak kişi ve kuruluşlara da devlet arazi tahsisi yaparak hem yatırımı teşvik edecek hem de bu yolla işsizliği önleme yollarını açacaktır. Sırf güçlü kesimlere para aktarmak için olmamak kaydıyla tasarrufların ve yatırımların teşviki, cemiyetin zenginleşmesini ve kalkınmasını sağlamak için olmalıdır.

      Devletin yer alacağı iktisadi projeler sınırlıdır. Asıl olan özel sektör eliyle yatırım yapmaktır. Sözgelimi tarım sektöründe devlet yer almaz. Ferdi teşebbüs hakkı, arz talep dengesine göre işleyen hür bir piyasa sistemi esas olmalıdır.

     Projelerin finansmanı açısından bugün uygulanmakta olan bir diğer konu, kamu yatırımlarında, yatırımın finansmanında kullanılan dış borçlar meselesi nasıl olacaktır?

     Öncelikle borçlanmayı “İMF” veya “Dünya Bankası” gibi, görünüşte uluslararası bir kuruluş gibi görünen esasta ise ABD’ye ait bir kuruluştan borçlanarak mı yapmak gerekir, yoksa Almanya, İtalya ve Japonya gibi ABD sermayesinin yoğun kullanıldığı bir ülkeden mi yoksa Fransa ve İngiltere gibi Batı ülkelerinden mi borç almak gerekir? Kritik ancak can alıcı bir soru…

     Dış borç, her şeyden önce, bir ülkenin sömürülmesine neden olan bir yoldur. Elimizde üç yaşanmış örnek var: Osmanlı, Mısır, Tunus örnekleri.

     Batı, Osmanlı’ya 1856 yılında Kırım Savaşı sıkıştırmasıyla verdiği borçlar sonrası kurduğu 1881 tarihli “Düyun-u Umumiye” yönetimi eliyle Osmanlı Devleti’ne son verirken, İngiltere Mısır’ı borçlandırma yolu ile sömürmüştür. Yine Fransa Tunus’u borçlandırma yolu ile işgal etmiştir.

     Günümüzde bu borçlanma konusu daha farklı bir yöntemle yapılmaktadır. IMF’nin 2009 yılında Türkiye’den zorla atıldığını unutmadan olayı anlatalım. Özellikle borç alan ülkelerin sıkıntıya düşmesi için, fakirleşmesini sağlayacak projeler seçilip, bunların uygulanması için zorlamaktadırlar. Zaten alınan paranın belirlenen projelerde kullanılıp kullanılmadığı da kendi görevlilerince denetlenmektedir.

     Kısa vadeli borçların hedefi iç kargaşalıklar çıkarmak, uzun vadeli borçların hedefi ise borçlanan ülkedeki gayrımenkuller ile ülke üzerindeki nüfuzunu artırmaktır.

     Türkiye bu oyunu bozmak için 2009 yılından itibaren IMF ile yollarını ayırmıştır. Türkiye’deki terör olaylarına bakarken bu olgu unutulmamalıdır.

     Neticede dış borçlanmanın çok tehlikeli olduğu bilinmeli ve üretim projelerinin finansmanında ülkenin kendi kaynakları ile yeni yapılanmaların kullanılması yoluna gidilmelidir. 

     Türkiye’de yapılan çalışmalarda, KOBİ diye adlandırılan kuruluşların geleneksel bankalardan finansman bulmakta son derece zorlandıklarını göstermiştir. İşte bu konuda en ideal kuruluşlar Faizsiz Finans Kuruluşları olabilir kanaatimce.

     Sayılan konulara gerekli hassasiyet içerisinde yaklaşılmasını ve başarılmasını kolaylaştırmak için Tayyip Erdoğan sonrası AK Parti Genel başkanlığı için Abdullah Gül en iyi tercih olur kanaatimce. Yeterince tecrübeli, ekonomist ve kontrollü bir siyasetçi.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X