Advert
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDEN NELER BEKLERDİK?
Habib KARAÇORLU

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDEN NELER BEKLERDİK?

Bu içerik 984 kez okundu.

        Bugünlerde ülkemiz gündeminin ilk sırasında TBMM’de kabul edilerek referanduma götürülecek anayasa değişikliği yer almakta. Vekillerimizin geceli gündüzlü çalışarak günlerce yaptıkları oturumlar görüşmeler, tartışmalar ve kavgalar sonucunda kabul edilen anayasadaki on sekiz maddenin değiştirilmesinin halkın oyuna sunulması mecliste kabul edildi. Bu durumdan kendine büyük bir vazife çıkartan bazı medya organlarının daha Sayın Cumhurbaşkanının masasında olup imzalamadığı taslağa dört elle sarılarak bunu bir hayat memat meselesi halinde gösterip insanları “evetçi” ve “hayırcı” şeklinde kamplaştırmaları çok hayrete şayan bir durumdur. Bu konuda kraldan çok kralcı olan bazı kesimlerin ise  “hayırcıları” veya “evet” demeyecek olanları nerdeyse vatan hainliği ile suçlayıp 12 Eylül döneminde olduğu gibi sindirme çabası içerisine girmeleri ne kadar dikkat çekicidir.

            Türkiye gibi seksen milyonluk koca bir nüfusa sahip, bin yıldan beri bulunduğu coğrafyada tutunma ve var olma mücadelesi veren, tüm mazlum Müslümanların sığınağı ve üstelik şu anda etrafı ateş çemberiyle kuşatılmış bir ülkede yaşayan insanların gelecekteki durumlarını doğrudan ve dolaylı şekilde etkileyecek bir değişikliğe düşünüp araştırmadan evet ya da hayır demeleri  ne derecede isabetli olacaktır?

Altı yüz küsur yıllık koca bir cihan devletinin günümüzdeki mirasçısı, temsilcisi ve devamı durumunda olan devletimizin anayasasının Büyük Millet Meclisinde görüşülmeden önce tüm hukuk çevreleri, bilim adamları ve halkın sözcüsü olan sivil toplum kuruluşları nezdinde geniş ve rahat bir ortamda  tartışılıp görüşülmesini arzu ederdik. Çok önemli bir bölümünün daha mevcut anayasadan habersiz olduğu bu halk neye “evet” neye “hayır” diyecek acaba?

İlki 1921 yılında birinci meclis tarafından hazırlanmış olup Osmanlı Anayasası Kanun- Esasinin devamı niteliğinde, 23 maddeden ibaret ve asıl adı Teşkilat-ı Esasiye Kanunu olan Anayasa metni, Cumhuriyetin ilanın ardından değiştirilmiştir. 1924 yılında hazırlanan yeni Anayasadan da 10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle 2. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır” hükmü çıkarılmıştır. Ayrıca milletvekillerinin yeminlerindeki vallahi kelimesi “namusum üzerine söz veririm” ifadesiyle değiştirilmiştir. Yine Meclisin görevleri arasında yer alan “ahkam-ı şer’iye’nin tenfizi” (dinsel hükümlerin yerine getirilmesi) hükmü de yine anayasadan çıkartılmıştır. Bu değişikliklerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik bir devlet olması amaçlanmış ve laik devlet anlayışına gidilmiştir. Yine bunun ardından 5 Şubat 1937’de aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” Anayasanın 2. maddesine dâhil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirtilmiştir.

 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri ihtilalin ardından hazırlanan 1961 anayasası tartışmalı ve şaibeli bir referandumla kabul edilmiştir. Bu anayasanın doğurduğu sonuçlar ülkede anarşi ve kaosun artmasına sebep olmuş ve 12 Eylül 1980 askeri darbesine zemin hazırlamıştır. Darbeci generallerin hazırlattığı1982 Anayasası da yine olağanüstü şartlarda aba altından sopa göstererek halka kabul ettirilmiş ve bu darbeci Anayasa 1987 yılından itibaren gerek meclis gerekse de referandum yoluyla defalarca değiştirilmiştir. Ancak bu değişikliklerde halkın düşünce ve beklentileri değil, mevcut otoritelerin arzuları gerçekleşmiştir.

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi 1876 yılından beri bu ülkede Anayasa değişiklikleri hep olağanüstü şartların yaşandığı zamanlarda yapılmış olup bir türlü istikrar yakalanamamıştır. Anayasası ve yasaları sürekli değiştirilen ve hep tartışma konusu olan bir ülkede Milli birlik ve beraberlikten, huzurdan ve kalkınmadan bahsetmek ne derecede mümkün müdür? Peki, bugünkü Anayasa değişikliği ülkemizin mevcut sorunlarını temelden çözebilecek ve tüm yaralara merhem olacak nitelikte midir? Bu konuların ilmi ve medeni bir şekilde tüm platformlarda tartışılıp milletçe bir mutabakata varılması gerekmez mi? Son bir buçuk asırlık geçmişimizde görüldüğü gibi sorunları çözmek için yapılan her değişiklik başka sorunların doğmasına sebep olmuş ve ülkeyi kaos ortamına sürüklemiştir. Şu anda yapılanlar da pansuman tedbirlerden ibaret olup meseleyi kökünden çözmesi mümkün görünmemektedir.

Ülkemizdeki Anayasa değişiklikleri genellikle mevcut düzenin işleyişindeki yetki karmaşasını düzeltmek amacıyla yapılmış, esasa inilmemiştir. Milletvekili sayısının beş yüz elliden altı yüze çıkarılması nereden icap etmiş ve hangi sorunu çözecektir? Hele hele asgari ücretin bin dört yüz TL olduğu bir ülkede, bir milyon 200 bin TL’lik haberleşme giderini Meclise ödettiren bir vekilin yaptığının tartışıldığı bu zamanda vekil sayısının arttırılması ne acayiptir. Gençlerin yetiştirilmelerinin, yeterliliklerinin ve eğitimin kalitesinin tartışıldığı bu ortamda seçilme yaşının on sekize indirilmesi ne tuhaftır. Ayrıca ülkemizin üzerinde 15 Temmuz darbe girişimi ve terör hadiselerinin kara bulutlarının çöktüğü, sürekli iç savaş senaryolarının konuşulduğu, birliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bir ortamda Milli birlik ve beraberliğin sembolü Cumhurbaşkanının partili olması da ne derecede gerçekçidir.

Mevcut ve yeni anayasada halkın insanca yaşamak için düzenli bir gelire sahip olması, kalkınma, sanayileşme ile ilgili maddeler aradım bulamadım. Asgari ücretin açlık sınırının altında olmasının,  milyonlarca insanın işsiz kalmasının, çiftçinin ürünün tarlada para etmeyip pazarda tüketiciye ateş pahasına satılmasının, hayvancılığın can çekişmesinin, sanayi ve teknolojide dışarıya mahkûm olmamızın, adliyelerde ve icra müdürlüklerinde binlerce dosyanın birikmesinin, zor durumdaki esnaf ve müteşebbise destek verilmesinin, vergide adaletli olunmasının, cezaevlerinin dolup taşmasının, zararlı alışkanlıkların ve kötülüklerin önlenmesinin, rüşvete ve yolsuzluğa son verilmesinin ve de yeni nesillerin ahlaklı yetiştirilmesinin çarelerini de aradım bulamadım.  Ancak eğitim sisteminin  çok tartışıldığı ve kılık kıyafet özgürlüğünün konuşulduğu günümüzde Tevhid-i tedrisat kanunu ile Şapka İktisası kanunlarının Anayasa ile koruma altına alındıklarını bulabildim.

Biz ülke ve millet olarak kalkınıp ilerlemek ve mevcut sorunlarımızdan kurtulmak istiyorsak, şöyle hepimiz elimizi taşın altına koyalım; okuyup araştıralım, en büyük nimet olan aklımızı kullanalım, çalışıp üretelim, birbirimizi anlamaya ve sevmeye gayret edelim, yardımlaşalım, düşmanlarımızın sözleri olan “bana değmeyen yılan bin yaşasın”, “kimseyi sevmek zorunda değilim” gibi dinimize aykırı olan düşünceleri zihnimizden silelim. Bizleri yaratan, yaşatan, hesaba çekecek olan, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah (C.C.)’ın şu emrine uyup dünya ve ahiret saadetine kavuşanlardan olalım:
         “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i imran Suresi103. Ayet) Rabbimiz bizi senin yolundan olanlardan eyle. Amin.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Takımımız ligde yer alacak
Takımımız ligde yer alacak