Advert
İSLAM’DA PROTESTANLIĞA HEVESLENENLER VAR
Nevzat ÜLGER

İSLAM’DA PROTESTANLIĞA HEVESLENENLER VAR

Bu içerik 1998 kez okundu.

         Bazı şahsi düşünceler üzerinden gidilerek adam ısrarla soruyor: “İslam’da reform olmaz mı?” Tabi, belkide ifsat etmek için soruyor.

         Reform yeniden şekil vermek,yeniden inşa etmek demektir. Böyle oluncada İslam’da reform mümkün değil. İslam’ın bilgi kaynakları olarak Kur’an ve Sünnet buna izin vermez. Yeni tabirle, İslamın ontolojik yapısı buna izin vermez.

         Adam tekrar soruyor; “Peki, Hıristiyanlıkta niçin oldu?” Çünkü Hıristiyanlıkta din ile birey arasına, yaratıcı ile kul arasına kilise girdi. Diğer bir ifade ile kilise dinin esas bilgisini saklayarak kendisini tanrı yerine koydu ve tanrı adına konuşmaya başladı. Zaten sonradan ihdas edilen teslis akidesinin hedefi de tanrıyı insan şekline koyarak onun yerine vekalet etme esasıydı. Dolayısı ile Hıristiyanlıktaki reform, aslında dinin dışlanarak kilisenin reforme edilmesiydi. Luther endülişans belgesini tenkit ederken aslında dini değil, kiliseyi hedef almaktaydı. Ama olan zarar Hıristiyanlığa ve insanlara oldu,  insanlar vahyi dini unutarak beşeri bir dini vahyi bir din diye yaşamaya mahkum edildiler. Böylece Hıristiyanlığın da tamamen dünyevileşmesini sağlayarak, kapitalizme uygun olarak Protestanlığı ihdas ettiler.

         Laiklik prensibi aslında Batı’da devletle kilise arasına sınır koymak için yapıldı. Laikliğin esas itibariyle kilisenin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amaçlı olduğunu unutmamak gerekir.

         Dünyevileşme/sekülerizm dinin hukukla ve ahlakla ilişkisini kopardı. Batı bu işin farkına vardı ama çıkarları hakikati söylemelerine engel oluyor. Hatta özel emperyal hedeflerini göz ardı etmeden, “medeniyetler çatışması” sırf Protestan Hıristiyanlıkla İslam’ı mukayese ettirmemek için ortaya sürülmüş bir projedir dememizde hiçbir mahsur yoktur.

         İslam dünyasında salt bir “din adamları” sınıfı yoktur. Burada “din görevlisi” ile “din adamı” inceliğine dikkat edilmesi gerekir. İslam dünyasında sadece Şia’da böyle bir uygulama vardır ve bunun da bir sapma ve siyasi iktidar kavgası olduğunun bilinmesi gerekir. Yani bu uygulamanın İslam’ın devlet yönetimi ilkeleri ile bir ilgisi yoktur. Söylenenler zorlamadır.

         Neticede şu noktaya geliyoruz: İşte “din bu gün için şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı” gibi bir düşünce esas itibariyle, Allah adına konuşmak anlamına gelir. Bu ise dinin kaybolması demektir. Yani yorumu kutsallık taşıyan kimse yoktur.

         Kaldı ki İslam coğrafyasının herhangi bir bölümünde yaşayan bir Müslümanın bir başka bölgede yaşayan bir Müslümandan olaylara farklı bakmasını İslam zaten normal karşılıyor. Veda hutbesinde Hz. Peygamber’in; “söylediklerimi burada bulunanlar, burada bulunmayanlara aktarsınlar, umulurki daha iyi anlayanlar bulunabilir” diyerek anlayış farklılıklarına dikkat çekmektedir. Çünkü veda hutbesi ebediyete kadar yaşayacaktır. Burada aslolan düşüncenin İslam sınırlarında kalması meselesidir. Helal ve İslam akidesi sınırlarını aşmadıkça farklı düşünmek bir rahmettir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X