Advert
BU KUBBEDE BAKİ KALAN HOŞ BİR SADA
Habib KARAÇORLU

BU KUBBEDE BAKİ KALAN HOŞ BİR SADA

Bu içerik 533 kez okundu.

Divan edebiyatımızın önemli şahsiyetlerinden Şair Baki’nin:

 Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal,/ Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş...(Âlemde sesin Davut gibi çınlasın!.. Gök kubbede baki kalan sadece hoş bir sedadır) dizeleri çoğu kereler birçoğumuzun ifade etmeye çalıştığı duygu ve düşüncülerini ne kadar da öz ve güzel bir şekilde ifade etmiştir. Şu fani dünyanın geçici misafirleri olan biz insanların geride bırakacağı gerçekten hoş bir sadadan başka bir şey değildir. İşte unutulmaz sadalardan biri de bu topraklarda yetişmiş çok değerli şahsiyetlerden biri olan Rahmetli Erbakan Hocamızdır. Kulaklarımızda hala çınlayan sesini vefat yıl dönümü nedeniyle bir kez daha hatırlıyoruz: “Ben bunu Allah rızası için söylüyorum.” Dış politikayla ilgili yaptığı meclis konuşmasında kürsüden aslanlar gibi haykırarak ekliyordu: “Bana ne Amerika’dan! Bana ne Amerika’dan!” diye. Vekillerin çoğu bu korkusuz çıkışı heyecanla alkışlarken bir kısmı da bu cesaretine bir anlam veremeyerek rengi atmış şekilde tebessüm etmeye çalışıyordu.

            Vefatının 6.yıl dönümü nedeniyle bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz Erbakan Hocamızı. Onun meydanlarda ve mecliste yaptığı cesurca konuşmalar hafızalarımızda kalmaya devam ediyor. Kısmen vesayet altında yönetilen ve dış güçlerin de baskısıyla sıkıntılı dönemlerin yaşandığı yıllarda cesurca çıkışlar ve atılımlar yaparak ülkenin makûs talihini değiştirmenin mücadelesini vermişti. Daha gençlik yıllarında motor fabrikası kurarak ”Gümüş Motor” adında yerli motoru üretmiş ve tüm ülkede bu motorlar beğeni ile kullanılmıştı. Daha sonra kendisine otomobil üretmesi teklif edilince bu teklifi heyecanla kabul etmiş ve hemen kolları sıvamıştı.  İlk kez yerli bir otomobil onun sayesinde yapıldı. Eskişehir lokomotif fabrikasında bir gurup mühendisle birlikte kısa bir süre içerisinde A’dan Z’ye yerli parçalarla çok mükemmel bir otomobil üretmişlerdi. Ancak dönemin yöneticileri iç ve dış baskılara boyun eğerek üç adet üretilen bu otomobilin seri üretimini yapamamışlardı. O tarihten bu zamana kadar da başka bir “babayiğit” çıkamamıştı.

            Ülkenin madden ve manen kalkınmasını kendisine dert edinen Erbakan Hocamız mücadelesine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)’nde devam etmiş, daha sonra siyasete atılarak inandığı gerçeklerin iktidar olması için çaba harcamıştı. 70’li yıllarda başlattığı “Önce Ahlak ve Maneviyat”, “Uydu değil Lider Türkiye”, “Montaj değil Ağır Sanayi”  projelerini girdiği koalisyon hükümetlerinde kısmen de olsa gerçekleştirmişti. Hele hele 1974’deki Kıbrıs Zaferi adada 43 yıldır devam eden kalıcı barışı getirmişti. Her zaman her mekânda haktan yana olan Hocamız bulunduğu tüm hükümetlerde asla yanlış icraata müsaade edip göz yummamış, doğru bildiklerini azimle savunarak kabul ettirmiştir. Günümüzde halkımızın ihtiyaçlarını karşılayan, ülkemizin kalkınma ve gelişmesinde önemli payı olan ve artık olmazsa olmaz dediğimiz birçok kurum ve kuruluşun kurulmasına öncülük etmiştir.

            Son asırlarda emperyalist dünya tarafından sömürülmüş ve parçalanmış şekilde, sanayileşememiş, bilim ve teknoloji alanında geri kalmış tüm İslam âleminin umudu olacak şekilde projeler ve politikalar üreterek hepsine umut kaynağı olmuştur. Kurmuş olduğu 54.hükümetin en büyük icraatı İslam âleminin ekonomik birlikteliğini sağlayacak olan D-8 projesiydi. Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Mısır ve Nijerya’nın katıldığı bu ekonomik topluluk bir milyarlık nüfusu, yer altı kaynakları ve sahip olduğu birikim ve teknoloji ile dünyadaki dengeleri Müslümanların lehine değiştirecek önemli bir atılımdı. Ancak bunun farkında olan ABD, AB ve Gizli Dünya Devleti çok fazla beklemeden Erbakan Hoca’nın kurduğu hükümeti içerideki işbirlikçileri vasıtasıyla yıktılar. Tıpkı 1977 yılı sonunda o zamanki koalisyon hükümeti Milli Cephe (AP-MSP-MHP) hükümetini içeriden yıktıkları gibi.

Erbakan Hocamızın girdiği hükümetlerdeki en önemli başarılarından biri de ekonomi alanında olmuştu.96-97 yıllarında var olan Refah-Yol Hükümeti döneminde gerçekleştirdiği ekonomik başarılar hala konuşulmakta, örnek gösterilmektedir. Adına “havuz sistemi” denilen projeyle ülkemizin gelir kaynaklarını sülük gibi emen rantiyecilerin devletteki hortumlarını kesmiş, devletin kaynaklarını halka yöneltmişti. Ne yazık ki bu projeyle de yine birçok düşman kazanmıştı. Onun bu projesi kendisinden sonra hemen kaldırılmış, sömürü çarkı devam ettirilmişti.

Erbakan Hocamızın vefatının üzerinden altı yıl geçti. Şimdi tüm iç ve dış meselelerde insanlar hep onu konuşuyorlar; “ne kadar akıllı bir adammış”, “ne kadar haklıymış”, “nasılda ileriyi görmüş” diye hayranlıklarını ifade ediyorlar. Bunların artık bize fayda sağlaması açısından pek bir önemi yok. O görevini yerine getirdi. Hakkı söylemekten korkmadı. Hakkı temsil etmenin gayreti içinde oldu. Daima güçlünün değil hakkın yanında yer aldı. Son nefesine kadar Hakkın hâkimiyeti için çalıştı. Ne demişti hani: “Hakkın tesisi için çalışmamakla, batılın hâkimiyet için çalışmak arasında pek bir fark yoktur.” Bu söz tüm siyasetçilerin kulağına küpe etmesi gereken bir sözdür. O görevini hakkıyla yerine getirdi. Hep söylediği: “Ben ne yaptıysam Allah rızası için yaptım.” İddiasının şahitleri olarak biz de:” Evet sen Allah rızası için çalıştın, Allah (C.C.) senden razı olsun, yolunda yürüdüğün Hazreti Peygamber (S.A.V.)’e seni komşu kılsın.” Diye dua ediyoruz.

 

Bu ülkenin birer ferdi olarak bizler de onun bıraktığı yerden dine, devlete, millete, vatana ve tüm Müslümanlara hizmet için gayret gösterip sadece Allah (C.C.) rızası için çalışıyorsak Erbakan Hoca’yı anlamış ve izindeyiz demektir. Onun 70’li yıllarda sonsuz bir iman ve aşkla haykırdığı şu anlamlı cümlelerle yazımızı bitirelim: "Herhangi bir kimse Malazgirt'te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova'da Niğbolu'da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa'nın içine yürümeden, Seyit Çavuş olup 250 kiloluk mermiyi ya Allah deyip namluya sürmeden, bir insan Sakarya'nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs'ta düşman tahkimatının arasından geçmeden, Milli Görüşün  ne olduğunu anlayamaz." Onun sevdası buydu, davasının divanesiydi ve gök kubbede hoş bir sada bırakarak gitti. Allah (C.C.) ondan ve merhum dava arkadaşlarından razı olsun.Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!