Advert
İSLAM ÜMMETİ NASIL PARÇALANIYOR?
Habib KARAÇORLU

İSLAM ÜMMETİ NASIL PARÇALANIYOR?

Bu içerik 462 kez okundu.

             Ülkemizi çok yakından ilgilendiren ve etkileyen komşu coğrafyamız Irak ve Suriye’deki şok gelişmeler peş peşe sıralanmaya devam ediyor. Her iki ülkede cereyan eden dış etkenli karışıklık ve kaoslar bu iki komşumuzda bizim de müdahil olmamızı gerektirecek seviyede bir krizi doğurdu maalesef. Başta ABD olmak üzere bu iki ülkeye elini sokarak karıştırmayan Emperyalist hiçbir ülke kalmadı gibi. Neden Dünyanın başka bir coğrafyası değil de özellikle bu bölge bütün dünyanın burnunu soktuğu, elini bir türlü içinden çekmediği, sürekli projeler uyguladığı bir yer haline geldi? Bu sorunun cevabı, tabi ki bir asırdan da fazla bir zaman diliminde aranmalı.

            Ecdadımız Osmanlı’nın üç asırdan daha fazla bir zaman sürecinde ancak kurmayı başarabildiği coğrafyamızdaki İslam birliği, dördüncü asrını tamamladığı 1917 yılında dönemin en büyük küresel emperyalist gücü olan İngilizler tarafından işgal edilerek dağıtılmıştı. Osmanlı Devletinin her bir eyalet veya şehrinde birer yapay devlet ihdas eden İngilizler Ortadoğu adını verdikleri bu İslam coğrafyasında yirmiden fazla ülke icat etmişlerdi. Bir taraftan kendi emperyalist amaçlarını gerçekleştirerek bölgenin kaynaklarını sömüren İngilizler bir taraftan da efendileri Siyonistlerin  “Arz-ı Mev’ud” hayallerini gerçekleştirmenin planlarını yapıyorlardı.

            Siyonizm’in birinci hedefi olan Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulması elli yıllık bir çalışma sonucunda 1948 yılında gerçekleştiriliyordu. Sırada ikinci hedef vardı o da Nil’den Fırat’a kadar olan topraklarda Büyük İsrail Devletinin kurulmasıydı. İyi de bu nasıl gerçekleştirilebilirdi?  Bu topraklarda yüzyıllardan beri Müslümanlar yaşıyordu ve doğru dürüst bir Yahudi nüfusu da bulunmuyordu. Üstelik bir asırdan beri var olma mücadelesi verdikleri Filistin ve civarında bile yüzde yüz istila ve işgali gerçekleştirememişlerdi. Buradaki Müslüman Araplar topraklarını korumanın mücadelesini çok zayıf da olsa vermeye devam ediyordu. Karşılarındaki en önemli sorun aslında İslam’dı. İslam’a bağlı olan Müslümanlarla başa çıkmak onları alt etmek çok zordu. Şeyh Ahmed Yasin’in önderliğindeki HAMAS gibi cihat hareketleri Siyonistlere kök söktürmüş, onların ilerleyişini durdurmuştu.

            Siyonist-Haçlı İttifakı İslam’ın hamisi ve bayraktarı Osmanlı’yı yıkarken de İslam’daki cihad inancı üzerinde düşünmüşlerdi. Önce hedeflerinin önündeki en büyük engel Sultan Abdülhamid Han’ı halletmişler. Daha sonra kendi zihniyetlerindeki bir yönetimi iktidara getirerek onların sayesinde Osmanlı Devleti’ni yıkmışlardı. 1897 Siyonist kongresinin başkanı Theodor Herzl, 31 Mart 1908 vakasının mimarı Emanuel Karasso, Lozan’daki arabulucu Haim Nahum ve son olarak ırkçılığın önderlerinden Moiz Kohen ( Munis Tekinalp) gibi Osmanlı Yahudileri İslam’ı ortadan kaldırma veya en azından kendileri için tehlike olmaktan çıkarma konusunda birçok plan ve projeyi uygulamaya koymuşlardı. Bir taraftan İslam’ın sosyal hayattan soyutlanması için plan ve projeler hazırlarken, bir taraftan da İslam kardeşliğinin ortadan kaldırılması ve ümmet şuurunun yok edilmesi için ırkçı ideolojileri yaymaya çalışmışlardı. Sonraki dönemlerde de Hıristiyan ve Yahudilere karşı Müslümanların güzel duygular beslemeleri için FETÖ gibi örgütleri kuracaklardı.

            Anadolu coğrafyasında Türkçülük ideolojisi parlatılırken Suriye ve Irak’ta da Ortodoks bir Hıristiyan olan ve aynı zamanda Sosyalist Baas Partisi’nin kurucusu Mişel Eflak’ın başını çektiği Arap milliyetçiliği parlatılıyordu. Mişel Eflak hem Suriye, hem de Irak’ta önemli oranda Arap ırkçılığı ideolojisini yaymayı başarmış ve buradaki Müslümanları ümmet bilincinden uzaklaştırmıştı. Temelde sosyalist ve laik olan Baas Partisi her iki ülkede de iktidar olmayı başarmış, İslam’ı sosyal hayatın ve devletin dışına itmişti. Mişel Eflak Suriye’de Hafız Esad’ın Irak’ta ise Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesinde önemli rol oynamıştı. Baasçı iki liderden Hafız Esad Suriye’de, Saddam Hüseyin ise Irak’ta eli kanlı birer diktatör olmuşlardı. Saddam Hüseyin önce sekiz yıl İran’la savaşmış, ardından Kuveyt’i işgal ederek Batılı Emperyalistlerin Irak’ı işgal etmelerine neden olmuştu.

            Irak’ın 2003 yılında ABD tarafından işgali ülkenin kesin bir şekilde bölünmesine neden oldu. Ülkenin kuzeyinde yaşayan Kürt azınlık ABD ve Avrupa’nın himayesinde özerkliğini ilan etti. Büyük İsrail Projesinin önündeki en büyük engel Türkiye, Suriye ve Irak’taki büyük sünni kitleydi. Bu üç ülkede yıllardan beri birlikte yaşayan Türk, Arap ve Kürtlerin bir şekilde parçalanıp birbiriyle çatıştırılması gerekiyordu. Sünniliğe karşı “Şii Kartı” nı ileri süren Haçlı-Siyonist ittifakı İran’a 1979 yılından beri uyguladığı ambargoyu kaldırarak yüz milyar dolar gibi büyük bir blokeyi geri veriyor, ekonomik alanda anlaşmalar imzalıyordu. Batının bu İran aşkının arkasında onları sünni İslam’a karşı kullanmaktan başka bir amaçları yoktu tabiki. Batıdan her türlü desteği alan İran,  Irak, Suriye ve Yemen’de Şiileri destekleyerek buralardaki iç savaşı körüklüyordu.

            Siyonist-Haçlı ittifakının elindeki önemli ikinci kart “Kürt kartı” idi. Bu kartı ta 19. Asrın başlarında masaya koymuş, bu konuda önemli hesaplar yapmışlardı. Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya çok özel bir ilgi gösteren Avrupa ülkeleri buraya arkeolog, seyyah, tarihçi ve değişik kılıklarda yüzlerce ajanını göndererek araştırmalar yaptırıyordu. Hazırlanan raporlar doğrultusunda çeşitli plan ve projeler geliştiren İngiliz, Fransız, Amerikalı, Alman ve diğer Avrupalı ülkeler bölgede “Kürtçülük” ideolojisinin gelişmesi ve yayılması konusunda paralar harcıyorlar ve her türlü ortamı oluşturmaya çalışıyorlardı. Irak’ta yaşayan Kürtlerle ta Osmanlı Devleti zamanında irtibata geçerek onları devlete karşı ayaklandıran İngilizler, bu konuda kendilerine en yakın aşiret olarak Barzanileri tercih ettiler. O zamanki liderleri Şeyh II.Abdusselam devlete isyanından dolayı önce sürgün daha sonra da idam cezasına çarptırılır. Aşiretin “Kürt Devleti” davası hiçbir zaman bitmez. Oğlu Şeyh Ahmed, torunu Molla Mustafa ve onun oğlu Mesut Barzani hep bu dava için çalışır, İngiltere,  Amerika, Rusya, İran ve daha birçok ülkeden çeşitli zamanlarda destek alırlar.

Kürtçülük harekâtının Anadolu kolunda ise Osmanlı döneminden itibaren ortaya sürülen kişiler bir türlü başarılı olamayınca 1970’li yıllarda devreye Abdullah Öcalan sokulur. Kürtlerin muhafazakâr bir düşünce altında bu davayı kabullenemedikleri anlaşıldığından onun yerine Marksist-Leninist bir ideoloji dayatılarak bu şekilde malum bölücü terör örgütü kurdurulur. İlk önce dininden uzaklaştırılarak inancı yok edilen Kürt gençleri fanatik birer örgüt elemanı olarak dağa çıkar ve düşman gördükleri Türkiye Cumhuriyetiyle çarpışmaya başlarlar. Örgütün siyasi kanadı ise şehirlerde çeşitli partiler altında propagandalarına devam ederler. Örgüt uzun süre yardım gördüğü Suriye’de de taraftar toplar, rakip gruplar kovularak bölgede tek hâkim güç olur.

Günümüzde ülke ve devletimizin birliğini ve bekasını tehdit eden önemli bir sorun haline gelen “Kürt Meselesi” önümüzde büyük bir handikap olarak beklemektedir. Kuzey Irak’ta Barzani’ye, Suriye’de PYD’ye ve Türkiye’de ve Türklerin yaşadığı Avrupa’da PKK’ya açıktan destek veren Batılı Siyonist-Haçlı İttifakı bölgemizde “Birleşik Kürdistan” devletini bir an önce ilan ettirmenin çaba ve gayreti içerisindedir. Bu devleti ilan ettirerek Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye “şah” çekecek olan Emperyalistler ikinci hamlede bu ülkeleri “mat” etmenin çabası içinde olacaklardır. Bölgede çıkarılacak etnik ve mezhep savaşları sayesinde bu coğrafya yumuşak lokma haline getirilerek altın tepside İsrail’e sunulacaktır. Önce Truva atı olarak IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti)’i kullanan Siyonist Batı, şimdi de kurulacak Kürt Devletini kullanacak, böylece Müslüman halkları birbirine kırdırarak amacına ulaşacaktır. “Kürtlerin devlet kurması haram mıdır?” diyenlere: “Evet bu ortamda haramdır, biz ümmeti birleştirmeye çalışırken siz bölüp, parçalayarak İsrail’e ve Batıya hazır lokma yapıyorsunuz.” Diyoruz.

 

İslam düşmanlarının bütün hesaplarına karşılık Yüce Rabbimizin şu kelamıyla teselli buluyoruz: “Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (Enfal Suresi 30.ayet)  En büyük sığınağımız ve güvencemiz Yüce Allah (C.C.) onları kendi tuzaklarına düşürsün. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir