Advert
MEDENİYET NASIL UYGARLIK OLDU?
Nevzat ÜLGER

MEDENİYET NASIL UYGARLIK OLDU?

Bu içerik 2078 kez okundu.

        “Koşan yani hareket halindeki insan sağlıklı düşünemez.” Bu cümle aslında medeniyet için neden yerleşik bir hayatın gerekli olduğunu anlatır.

         İnsanoğlu önce nesneye şekil vererek hayatını kolaylaştıracak aletleri oluşturdu. Aletleri kullanırken de yaşadığı mekânlara şekil verdi. Aletlerin ve mekânların niteliği, güzelliği, kullanılabilirliği yetmez, bir de yerleşik hayat gerekiyordu ve bunu yaptı. İşte medeniyet buradan çıkmaya başladı. Tabi ilk insanın aynı zamanda ilk peygamber olduğunu akılda tutmak gerekir. Yani yeryüzüne gönderilen insan başıboş bırakılmadı. Ayetlerle desteklendi.

         İnsanoğlunun oluşturduğu aletlerin bir kullanma biçimi olduğu gibi, kendisini söz ve düşünce ile ifade etme şekli de olacaktır. Zaten en büyük özelliğimiz akıl, düşünme, muhakeme, söz ve düşündüklerimizi sözle ifade etmektir. İşte medeniyetin daha çok bu düşünce biçimi ile ilgili olduğunu söylüyor işin uzmanı. Çünkü aleti kullanma şeklimiz medeniyetle değil, kültürle ilgilidir. Tabi “medeniyetleri oluşturan dinler, kültürleri oluşturan da etnisitedir” cümlesi önemlidir.

         Batı medeniyetini oluşturan eşyalar ve aletlerdir. Nesnelerin işlevselliği ve kullanılabilirliği hatta ticareti Batı Medeniyeti’nin işlevselliği ile yakından ilgilidir. Devamlı tüketime, devamlı ticarete ve devamlı tüketecek insanlara ihitiyacı var. İşte bundan dolayı da sınırsız tüketime getirilecek herhangi bir sınırlama Batı medeniyetinin çöküşünü ifade eder. Yaşanan bunca savaş ve terörün arkasındaki esas saik tamamen budur.

         Batı medeniyetinde “kadın” konusu en çok istismar edilen bir mevzudur. Feminizm ya da “Kadınlara Özgürlük” denilerek onu hem bir tüketim maddesi olarak hem de tüketimi artırıcı bir reklam aracı olarak kullanır ve topluma sunar. Temel hedef tüketimin artırılması ile sermayenin elden gitmesini önlemektir.

         Bizdeki medeniyet kelimesi nasıl uygarlık oldu diye sormuştuk aslında. Tıpkı millet kavramının ulus olması gibi.

         1929 yılında kurulan “Dil Encümeni Çalıştayı” 1932 yılında “Dil Devrimi” adı altında Arapça ve farsça kelimelere karşı tam bir savaş başlatıldı. Dil devrimini teşvik edenlerin başında da, o yıllarda M. Kemal’in özel kalem müdürülerinden Agop Dilaçar da var. M. Kemal iki devrimden vazgeçmiştir; Dil Devrimi ve Musiki Devrimi. 1932 yılında kurulan “Türk Dil Kurumu” yer yer 1938 yılına kadar, yer yer de 1970 yılına kadar etkin olmakla birlikte 1982 yılında kapatılmıştır.

         Cemil Meriç “kamusa uzanan el, namusa uzanmıştır” diyor. Elbette dil yaşayan bir organizmadır. Canlı varlıklar elbette bir tekamül içerisinde olacaktır. Ancak yapay bir şekilde, zorlayarak ideolojik bir içerikle değiştirmeye kalkmak “dilin sistematiğini” bozar, kelimeleri tanınmaz hale getirir. Millet ulus, kalem yazgaç, lokanta otlangaç, medeniyet uygarlık olur ve kelimeler içeriklerinden koparılarak tanınmaz hale gelir. Bu takdirde de o kelimenin yerine kullanılacak yeni kelime meramı anlatmaya yetmez, belki de anlam sapması olur.

         İslam Medeniyeti de söz ve kelam medeniyetidir. Kur’an ve Hadis kılavuzdur. Kadın muhteremdir ve cennet onların ayakları altına serilmiştir. İnsanın eşyaya bağlılığı ve ihtişamlı yaşamı kabul edilemez bir ilkedir. Eşyaya ve ihtişama düşkünlük sefaleti davet eder. Tarih boyunca yaşananlar nedir diyorsak, “İslam, dinin adı, Müslümanlık ise insanın o dinden anladıklarıdır” unutmayalım.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X