Advert
KİM NE DEDİ?
Nevzat ÜLGER

KİM NE DEDİ?

Bu içerik 1689 kez okundu.

          CHP eski genel başkan yardımcısı emekli büyükelçi Onur Öymen, 10 Ekim 2005 tarihli Vatan gazetesinden Devrim Sevimay’a verdiği röportajda; “AK Parti’nin çağdaş bir parti olduğunu söyleyenlere soruyorum: Tayyip Erdoğan ya da Abdullah Gül, bir balo düzenleyip bir kadını dansa kaldırabilir mi? Kaldıramaz. Peki böyle çağdaş parti olur mu?” Tayyip Erdoğan bu röportajdan birkaç gün sonra karşılaştığı Onur Öymen’e soruyor; “Bizimle türkü söylemeye, horon tepmeye gelir misiniz?”

                                                       *

         1926 yılında Din Dersi ile birlikte Türk Musikisi dersi de okullardan kaldırılmıştı. Konu ile ilgili olarak, Çinuçen Tanrıokur’un aktardığına göre, müzikolog Adnan Saygun 1984 yılında, 9 Eylül Üniversitesi’nde yapılan I. Ulusal Müzik Sempozyumu’nda “Okullara alaturka müzik derslerinin konması aşamasına gelinmiş olması, irticanın sarıksız geri dönmesidir” demişti.

                                                          *

         Turgut Özal; “Ben Müslümanım, devlet laiktir.”

         Mehmet Keçeciler, “Ben Müslümanım, devlet laik.”

         Recep Tayyip Erdoğan; “Ben Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Kişi laik olmaz, devlet laik olur.” (Mısır konuşması)

                                                          *

         Bazı meslek guruplarında önemli bir gereklilik olan “dini bilgi”, maalesef bazılarının mesleğini icra etmesine yetmediği için, toplumda zihni travmalar meydana getirebiliyorlar. Siyasi aktörlerin konjonktürel ve pragmatik davranması anlaşılabilir bir şeydir ama akademisyen ve aydınların siyasetçi gibi davranması biraz düşük profilli olmak anlamını taşımaz mı acaba?

                                                           *

         İsmet Özel; “İsrail devletinin siyasi yapısı laik olmadığı halde İsrail’de demokratik bir siyasi mekanizma işler durumdadır. Oysa Hitler Almanyası bütünüyle laik bir devlet yapısını temsil ettiği halde o dönemdeki Alman siyasi mekanizmasının günümüzde anlaşılan tarzda bir demokratik işleyişle hiç ilgisi yoktu.

         Acaba neden Türkiye’de demokrasinin ve laikliğin birbirinin mütemmim cüzü olduğu kanaati yaygınlaştırılmak isteniyor? Bu sorunun cevabı Türkiye gerçekleri göz önüne alındığında sarahatle verilebilir. Varılmak istenen sonuç Müslümanların siyasi hayattan tardedilmesidir.” (Cuma Mektupları, 1991)

                                                          *

         1940’lı yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı da yapan Şerafettin Yaltkaya, o yıllarda kurumda çalışan yakın mesai arkadaşı M.Asım Köksal’a anlatıyor: “Dolmabahçe Sarayı’nda bir vakit bir toplantı düzenlendi. İzmirli İsmail hakkı Bey ve benim de medreseden hocam Arapkirli Hüseyin Avni Bey gibi birçok ilim adamı davetliler arasında. Ben de oradaydım. İsmail Hakkı Baltacıoğlu kürsüye çıkıp konuşmaya başladı: “Efendiler! Bizden dini bir reform yapmamız isteniyor. Mesela camilere sıralar koyalım. İçeriye ayakkabı ile girilsin. Sıraların üzerinde Kur’an tercümeleri bulunsun, halk ibadet edeceği zaman onları okusun.

         Namazı hafifleştirelim. Mesela yalnız kıyamda duranın namazı tamam olsun. Yok eğer kıraat da edeyim derse, o da olur. Bununla yetinmeyip “Ben rüku ve secde de yapmak istiyorum” derse o da kabul edilsin. Ama namazın  yalnız bir rüknünü yapmak isteyenlerin namazı kabul edilsin.”

         Baltacıoğlu bunları söyledikten sonra, ben bekliyorum ki hocam Arapkirli hemen “la yecuz; caiz değildir” diye gürlüyecek, ben de hemen onu destekleyeceğim. Tam bunun için hazırlanmıştım ki, o kalleş adam (bu ifadeyi Yaltkaya, Hüseyin Avni Bey için kullanıyor) ne dedi biliyor musun? “Efendim, olur ama sonradan kaza etmek lazım gelir!”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR