Advert
POZİTİVİZMLE OYUN OLMAZ
Nevzat ÜLGER

POZİTİVİZMLE OYUN OLMAZ

Bu içerik 1936 kez okundu.

         1803 yılından beri aynı yanlışı mı yoksa aynı doğruyu mu temel mesele etmişiz pek belli değil?

         1-“Aynı zamanda hem modern hem de kendimiz kalabilir miyiz?” Bu mümkün mü?

         2- “Batı’nın tekniğini alalım ama ahlakını almayalım.” Peki, bu mümkün mü acaba?

         İki soruya da doyurucu cevap vermek oldukça zor görünüyor işin doğrusu. İki konuda da 200 yılı aşan bir tecrübeye sahibiz zannederim. Elbette cevaplamayı deneyeceğiz ama oldukça paradoksal bir konu olduğunu da kabul edelim.

         Hem Müslüman hem modern yaşayış tarzlarını aynı kişilerde görebiliyoruz. Her ne kadar bir kitle sözüm ona İslam kültürü adına Osmanlı kültürünü en azından sözle öne çıkarsa da, bir kitle de modern kültürü asrilik olarak öne çıkarsa da, toplum dini literatürü hiç unutmuyor. Her iki gurubun çabaları da istenilen sonucu vermiyor.

          Neden?

         Birincisi varlık sebebimiz olduğu gibi, ikincisi de kalkınmanın manivelası olarak kabul ediliyor. Ne yazık ki 200 yıllık çabanın sonucunda Batı’dan teknoloji değil yalnız “Batı Kültürü” gelmiş, “medeniyetimizle kalalım” tezini savunanlar da paraya mağlup olarak faizli ve lüks hayata yenilmişlerdir. Geriye ancak sözlü savunma tortusu kalmıştır. En uç noktada laikim diyen iş adamı ile muhafazakarım diyen iş adamının faizli krediye ve lüks hayata eşit mesafede olduklarını görebiliyoruz. Belki yedikleri ve içtikleri arasında fark vardır.

         Türkiye’de 19.yüzyılın başından başlamak üzere hala devam eden korkunç bir bilgi kirlenmesi var. Gerçi son 45 yıllık sürede bu kirliliğin önüne geçmek adına bazı filtreler takıldığını söyleyebiliriz.

         1909 yılına kadar hem devletin hem de toplumun resmi ideolojisi Sunni İslam üzerine kuruluydu. Gerek eğitim ve öğretim, gerekse fikir adamlarının savunuları Sünni İslam merkezliydi. Karşı çıkanlar da Sünni İslam üzerinden fikir beyan ediyorlardı. 1909 tarihinden itibaren bu resmi ideoloji yerini “pozitivizm”e bıraktırıldı. Zaten 1920’den sonra devlet kadrolarının ve devlet kadrolarına yakın olmak isteyen yazar-çizerlerin tamamına yakını pozitivizmi benimsediler.

         Yapılan eğitim reformunun da hedefi pozitivizm ideolojisidir. Yetişen insan tipi de pozitivist ideolojiye uygun yetişmeye başlamıştı. Arada yanlış imalatlar olsa da okuyan insanların da ekserisi şöyle ya da böyle pozitivizmin renkleriyle renklenmişlerdir.

         Hatta okul müdürlüğü de yapmış olan bir öğretmen arkadaş şöyle demişti: “Bizim çocuklarımız ilkokulda Atatürkçü, lisede milliyetçi, üniversitede solcu, hayatı yaşarken kapitalist, ihtiyarladığında da Müslüman oluyor.” Bunu konumuzla bağlantılı hale getirelim:

         Yani hedefimiz net belli olursa toplum oraya odaklanır. Ama seçilecek hedefin toplumda kabul görmesi şarttır. Dini reddetmekle, geleneği (metafiziğe bağlılığı) kötülemekle, muhakkak Fransıza benzeyeceksiniz demekle, halk türküsü dinlemeyip Bach dinleyeceksiniz demekle, din yalnız bilgidir (kültürdür) amel ve pratik değildir demekle toplumu değiştirmek mümkün değildir. Belki değişikliğe uğrattığımızı zannederek insanları davranışlarında yapmacıklı belki de içi ve dışı farklı olan insanlar haline getiririz. Ama hedefimiz tam da bu ise bu ayrı bir konudur ve yeni silkinişler kaçınılmaz olur.

         Son iki yüz yılda toplumdaki esas ayrışma; klasik medeniyetimizle pozitivist ideolojilerin arasındaki çatışmadır.

         Unutmayalım; pozitivizm de Batıcılık gibi teolojik bir kavramdır..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X