Advert
ISLAHI TERK EDİP İFSADA GÖZ YUMURSAK
Habib KARAÇORLU

ISLAHI TERK EDİP İFSADA GÖZ YUMURSAK

Bu içerik 411 kez okundu.

           Birçoğumuzun yolu belki yılda bir iki defa belki daha da fazla hastanelerin acil servisine düşmüştür. Orada bulunduğumuz zaman zarfında gelen vakaların çokluğu ve çeşitliliği bizi hem hayrete düşürür, hem de çok üzer. Çıkan kavgalar sonucu çeşitli yaralanmalar, yine geçirilen çeşitli kazalardan meydana gelen ağır travmalar ve yaralanmalar, yüksek tansiyon, kalp ve şeker hastalarının acil müdahale gerektiren içimizi burkan görüntüleri. Ve daha neler neler. Zannedersin bütün şehir halkı burada. Bilmiyorum karakollara ve mahkemelere de yolu düşen oldu mu? Oralarda da ne esef verici vakalara şahit olur ve ne acıklı hikâyeler dinlersiniz.

            Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında okuduğumuz ve televizyon kanallarında izlediğimiz çeşit çeşit üzücü olayların ardı arkası kesilmiyor. Bir de televizyon kanallarından bazılarının bu toplumsal hadiselerden dramatik olanları şov programlarına konu yaparak iyice cılkını çıkartıp topluma yaymaları yok mu? Bu da işin daha vahim yönü. Yani “şüyuu vukuundan beter” diye bir deyimimiz var ya, işte tam da bunu anlatıyor. Görevi toplumu aydınlatmak, onları doğru bilgi sahibi yapmak, yanlış ve kötü şeyler konusunda uyarmak ve doğruları anlatmak olan medya araçları tam tersi olumsuz vakaların ayrıntılarını ortaya saçarak, genelleştirmek suretiyle insanların bilinçaltına zehir enjekte etmekteler.

            Hastaların ve hastanelerin, suçluların, polis, karakol, mahkeme ve cezaevlerinin git gide çoğaldığı bir toplumda ıslah çalışmalarının yapıldığından ne derece söz edebiliriz?  Yüce Rabbimizin tertemiz bir fıtratla yaratarak bembeyaz bir sayfa şeklinde dünyaya gönderdiği nesillerin bu durumunu koruyamayarak kirlenmelerine sebep olan ne? Saf ve tertemiz kalpler ve zihinler nasıl karartılıyor ve neyle kirletiliyor? Islahın zıddı olan ifsad işini kimler yapıyor? İnsanın iki azılı düşmanı olan nefis ve şeytanın yanın da, onlara destek ve yardımcı olanlar kimler? Bunu bu köşede defalarca ikrar ettiğimiz için tekrar etmiyorum, ancak ıslah görevini yerine getirmeyenler, savsaklayanlar, ihmal edenler, erteleyenler ve de tamamen unutanlar asıl bizim konumuz.

            Toplumun temel taşı olan aileden başlayacak olursak; anne- babalar, dayı-teyzeler, amca-halalar ve dede-nineler, eğitim ve irşattan devam edersek; tüm eğitimciler ve din görevlileri, sevk ve idareden söz edersek yöneticiler ve hukuk camiası; hepimiz sorumluyuz, vebal altındayız ve hesap vereceğiz. Herkes az çok kusur ve kabahatini biliyordur zannediyorum. Rahatı ve keyfi bozulmasın, sıkıntıya girip üzülmesin, çalışıp yorulmasın, tehlikeye göğüs gerip riske girmesin ve de kazancına halel gelmesin veya maddi fedakârlıkta bulunmasın diye olumsuzlukları görmezlikten gelen ıslahtan sorumlu bizler, biz büyüklerimizden böyle mi öğrenmiştik, böyle mi yetiştirildik?

                Toplumu ifsad için beş-on koldan çalışan fasitlerin, bozguncuların karşısına kim çıkacak? Kim ifsada dur deyip, ıslaha yardım edecek? Hep birbirimizden mi bunu bekleyeceğiz? Hep birbirimizin üzerine mi bu görevi yıkacağız? Harekete geçmek için felaketlerin kapımızı çalmasını mı bekliyoruz? Çok daha ağır imtihanlar mı bizi uyunduracak? Sürekli okuduğumuz Yüce Kitabımız Kur’an’da bahsettiği geçmiş kavimlerin kıssalarından hiç mi hisse çıkarmıyoruz, etrafımızda olup bitenlerden ne kadar güven içerisindeyiz? Yüce Rabbimiz: “Rabbin, o memleketleri ahalisi (hem kendi nefislerini, hem de başkalarını) ıslah ediciler olduğu halde haksız yere helâk edecek değildi ya!” ( Hud Suresi, 117. Ayet) buyurarak ıslah edicilerin bir memleketteki lüzumuna işaret ediyor. Yani ıslah edicilerin yokluğu helaki getiriyormuş. Yüce Rabbimizin Sevgili Elçisi Hazreti Peygamber (S.A.V.) hayatının tamamında ıslah için çalışmış, bu konuda biz ümmetini de uyarmıştır: “Nefsimi kudret elinde tutan (Allah)'a yemin olsun ki, ya ma'rufu emreder ve münkeri yasaklarsınız, ya da Allah'ın, ind -i ilâhisinden umumi bir bela göndermesi yakındır. O zaman ne kadar yalvarsanız da duanız kabul edilmez.” ( Tirmizî ) Dualarımızın hiç kabul olunmayacağı zaman gelmeden harekete geçsek, şu yanıbaşımızdaki Suriye’den bir ders çıkarsak olmaz mı?

            Hazreti Peygamber (S.A.V.)’den sonra Müslümanlar çok ağır imtihanlardan geçmiş, her dönemde bir çok fitne hadisesi veya düşman istilasıyla karşı karşya kalarak çok ağır bedeller ödemişlerdir. Hemen her asırda rahat ve müreffeh hayat sürerek cihadı terkeden Müslüman toplumlara çeşitli belalar ve düşmanlar musallat olarak çok ağır acılar yaşatmışlardır. Tarihi inceleyip okuduğumuzda yüzlerce örneğine rastlayıp üzülmekteyiz. Ancak esas olan bütün bunlardan ders çıkarabilmemizdir. Hazreti Peygamber (S.A.V.)’in ilk Halifesi Hazreti  Ebu Bekir (R.A.) halka hitap ettiği bir konuşmasında bu noktaya şöyle parmak basmıştır: “Ey insanlar! Sizler şu ayeti okuyor fakat yanlış anlıyorsunuz: ”Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda iseniz, sapıtan kimse size zarar veremez. ( Maide Suresi ,105. Ayet) Biz Rasul -i Ekrem (S.A.V)'in, İnsanlar zalimi görüp elinden tutmazlarsa, Allah'ın hepsini içine alacak umumi bir bela göndermesi yakındır, buyurduğunu işittik. Yine ben Rasul -i Ekrem (S.A.V)'in şöyle buyurduğunu işittim: Aralarında kötülükler işlenen bir toplum, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah'ın hepsini saran umumi bir bela göndermesi yakındır.” ( Ebu Davud , Tirmizî , İbn Mace ) Umumi belanın nasıl geleceğini de elbette Rabbimiz en iyi bilendir. Ancak görünen köy kılavuz istemez derler. Ateş çemberinin içerisinde olduğumuzu unutmayalım. Toplumu sarıp sarmalayan ifsattan bizim de etkilenmediğimizi ve ya etkilenmeyeceğimizi kim savunabilir? İfsat, yani münkerat (kötülükler, azgınlıklar, çirkinlikler) bulaşıcı bir virüs gibi az ya da çok tüm topluma bulaşacak ve onları hasta edecektir. Bundan kurtuluşun tek yolu onunla mücadele etmek ve yok etmektir. Cehaletle mücadele edilmeden, Hakkı çekinmeden söylemeden ve çıkar ve menfaat gözetmeksizin sadece Allah rızası için çalışılmadan bu da gerçekleşmez bunu iyi bilelim.

 

Toplumu ıslah edecekler her şeyden önce kendilerine çeki düzen vererek bu konuda iyi örnek olmalıdırlar. Aksi takdirde söylenenlerin pek bir etkisi olmayacaktır. İkincisi sağlam bir bilgiye sahip olup bu konuda yetişmiş olmak gerekir ki bu da okumak ve araştırmakla olur. Üçüncüsü Rabbimizin de buyurduğu gibi hikmet ve yumuşak sözle hareket edilmeli, kırıcı ve incitici ifadelerden uzak durulmalıdır. Dördüncü olarak bu yolda sabır gösterilerek sonuca gitmede acele etmemek gerekir. Son olarak yapılacak tüm ıslah çalışmalarında sadece ve sadece Yüce Rabbimizin rızasını gözeterek asla çıkar ve menfaat gözetilmemelidir. Yüce Rabbimiz bizi müfsitlerden değil muslihlerden eylesin, bize Kur’an şuuru nasip etsin, Resulü (S.A.V.)’in yolunda yürüyenlerden kılsın. Korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail eylesin. Âmin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!