Advert
ŞİİRİN MUHATABI KİMDİR?
Nevzat ÜLGER

ŞİİRİN MUHATABI KİMDİR?

Bu içerik 2150 kez okundu.

         Manzumlar; ölçülü, vezinli ve kafiyelidir ama içinde mana, duygu ve aşk yoktur. Zaten şairlik de bu noktada başlıyor herhalde ki; “diğer insanlar tarafından hissedilemeyen mana derinliklerini hisseden ve onları bir ölçü dahilinde söyleyen kişi” şairdir deniyor. Bunun için ona “sanatçı” ünvanı verilmiş.

         Şiir bütün toplumlarda var ama zannederim Türkler’de ve İranlılar’da şiirin ayrı bir yeri var. Övgüler, yergiler, aşklar, aşıklar ve maşuklar ile itikad ve iman gibi hayatın her konusu bu iki toplumda hep şiirle anlatılmış. Bu iki toplumdaki sufilerden şair olmayan var mı acaba? Mevlana, Yunus, Niyazi Mısri, Efe Hazretleri, İmam Efendi hem sufi hem de şairdirler. Hafız ve Hayyam’ı anmamak olur mu? Elbette bu zatlar şiir söylemek için çabalamamışlar, gönüllerinden taşan coşkuları söylemişlerdir.

         Bunları söylerken muhataplarının da kimler olacağını veya kimler olamayacağını yine şiirle ifade etmişlerdir. Mesela Niyazi Mısri anlaşılmamaktan olduğu kadar yanlış anlaşılmaktan da dertlidir;

         Bu fena gülzarına talib olanlar anlamaz

         Vech-i baki hüsnüne hayran olan anlar bizi. (Niyazi Mısri)

         Genelde sufiler, bu arada Mevlana, anlaşılmayı biraz da okuduğu mazmundan hiç olmazsa birazcık haberdar olanlar anlar diyor. Bu sahada izi olmayanlardan anlamayı beklemek biraz zor diyor:

         Pişmişin halinden hiç anlar mı ham

         Söz az ve öz gerektir vesselam. (Mevlana)

         Elbette anlamayana uzun konuşulur. “Arife tarif gerekmez.”.  Hatta Muhiddin-i Arabi, “bizi anlamayanlar bizi okumasın” diyor.     

         Esrar-ı Fütuhat’e erişmez her fehm

        Herkes çekemez keman-ı Muhyiddini. (Nabi)

         Yahya Kemal, Nabi’nin yukarıdaki dizelerine katıldığını belirtmek için söylediği kendi dizeleri de insanları dikkatli okumaya, belki günlük akıllıların değil, feleklere pervaz açan fikirleri konuşmaya davet eder;

         Esrar-ı nazmı şerh edemez akl-ı dünyevi

         Eflake perr ü bal açan efkar söylesin. (Yahya Kemal)

         Genelde şiirin, özelde tasavvufi şiirin kendine özgü bir dili vardır diyor Yunus. Bu dili de dost iline aşinalığı olanlar anlar diye ekliyor;

         Benim dilim kuş dilidir, kimse halim bilmez benim

         Benim ilim dost ilidir, ben söylerim ben dinlerim. (Yunus)

         Elbette günümüz şiirini, güzel konuşma ustaları, zevk ehli olanlar anlar ama esasen şiirin devamında simurg’u bulmak için yola çıkan otuz kuşun seyr-i sülukunu anlayanlar anlar bizi diyor. Yani şiirimize yalnız vezin ve noktalama yönleriyle bakanlar değil, mana gözüyle bakanlar anlar demeye getiriyor.

         Sözü Mevlana ile bitirelim;

         Ey benim kafiye düşünenim rahat ol / benim yanımda en güzel kafiye sensin. / harf ne oluyor ki sen onu düşünesin / Nedir ki harf? Üzüm bağının çitten duvarı./ harfi, sesi, sözü artık birbirine vurup parçalayayım da / Seninle bu üçü olmaksızın konuşayım.

         Son sözü Efe Hazretleri söylesin:

         Seyreyle güzel kudret-i Mevla neler eyler

         Allah’a sığın adl-i Teala neler eyler. (Muhammed Lütfi)   

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X