Advert
MERKANTİLİZM’DE DİNİN RENGİ
Nevzat ÜLGER

MERKANTİLİZM’DE DİNİN RENGİ

Bu içerik 2060 kez okundu.

          Orta çağın sonları ile sanayi devrimi arasında kalan dönem Merkantilist çağ deniyor. (1500-1800). Avrupa’ya özgüdür, orada doğmuş ve gelişmiştir. Döneme damgasını vuran iktisadi faaliyet türü “ticaret”tir.

         Ticaretteki artış “geçimlik tarımı” yıktı ve piyasaya yönelik üretim yapmasına yol açtı. Sanayi üretim alanında ise; ev-sanayi şeklinde başlayan sanayi kapitalizmin ilk biçimi ortaya çıktı. Bu sistemde sermaye sahibi hammaddeyi evlerinde çalışmak isteyenlere veriyor. Daha sonra bu tip üreticiler bir üretim merkezinde toplanarak üretim gerçekleşiyor. Bu dönemin kapitalist sınıfını sanayiciler, büyük tüccarlar ve bankacılar oluşturmaktadır.

         Bu dönem, bizde mantığı tartışılmadan yalnız ortaya çıkarılan yeni dünyanın anlatıldığı bir keşifler çağıdır. Bulunan yeni ülkelerden Avrupa’ya değerli madenler, altın ve gümüş ile diğer önemli hammaddeler getirilmiştir. Gelen değerli madenler Avrupa’da fiyatların hızla artmasına yol açarken, o günün dünyanın en dikkate değer ülkesi Osmanlı devletinde ise enflasyona yol açmıştır. Bu çağ içerisinde denizcilikte de ilerlemeler ortaya çıkmıştır. Bunların yanı sıra bütün dünyada ticari faaliyetlerle yayılma gösteren Avrupa, hem yer altı ve yerüstü değerler açısından, hem de insan üzerinden sömürgecilik yapmıştır ve bu da Avrupa’da sermaye birikimi anlamına geliyordu. Bu arada uzun yılların sömürgeci ülkesi İngiltere yönündeki şiddetli talep nedeniyle, büyük toprak sahiplerinin kapattıkları kamu arazilerinin hesaplanması bile bir hayli zaman alıcı oldu. Yapılan bu kamu alanı talanına ‘çitleme hareketi’ denir. Topraklar büyük ölçüde koyun beslemeye yönelik tahsis edilmiştir. İlk sermaye birikiminin yolları bunlardır.

         Dünya ölçeğinde ticaret, değişik ülke tacirlerinin çıkarlarını çatışır hale getirmiş, güçlü devletlerin tüccarları diğerlerine karşı korunmuş ve böylece dış ticarette tekelci zihniyet oluşmuş, devletler eliyle yürütülen bu gasplar sonucunda güçlü devletler oluşmuştur.

         Ticari faaliyette gelişmeler yaşanırken ticari faaliyete yönelik dini tavırda da değişmeler olmuştur.

         Kalvin bir eylemi değerlendirmede niyeti kıstas alarak her türlü faizi ve ticareti meşru kabul etmiştir.

         Kalvincilik her türlü ticareti yalnızca hoş görmekle yetinmemiş, ayrıca ticaret etkinliğini yüceltmiş ve ermişliğin bir işareti saymıştır.

         Zenginlik peşinde koşmak en yüce amaç durumuna getirilmiştir. Nasıl olursa olsun zenginleşmek adeta bir “azizlik” olarak kabul edilmiştir.

         Değerli madenleri ülkede tutmak ve bu madenlerin dışarıya çıkmasını engellemek merkantilizmin ana amacı olmuştur. Bu amacı gerçekleştirmek insani olmasa da bir hedef olarak merkantilistlerin ve kapitalizmin varlığı için iki yolu vardı:

         Dış Ticaret ve Sömürgecilik

         Zenginlik peşinde koşmak en yüce amaç durumuna getirilince, devletin görevleri de bu çerçevede belirlenmiştir. Bunun için zenginliğin gelişmesinin koşullarını araştırmak gerekmiştir. Bu amacı gerçekleştirmek için devletin himayesinde talanlar ve korsanlıklar yapılmıştır.

         Tüccarlığın teşvik edilmesi, insan ve para bolluğu, sanayinin ve ihracatın gelişmesi, devletin koruyucu rolü oldukça öne çıkarılmıştır. Bu görüşlerin bir kısmı düşünürler bir kısmı da tüccarlar tarafından ortaya konuyordu. Altın ve gümüşü ülkeye ne kadar çok sokarsanız ülke o kadar zengin olur. Para ne kadar bol olursa faiz oranları o kadar düşük olur ve yatırımcı için finansman kaynağı olur. (Fizyokrat)

         Merkantilistler bir ülkenin nüfusunun artmasından yanadır. Çünkü o günün Avrupasının toplam nüfusu 140 milyondur. İnsan bolluğu rahatça emek bulmayı sağlamakta ve düşük ücrete yol açmakta, ayrıca büyük ordulara sahip olmayı sağladığı için önemlidir. Kalabalık nüfus, işgücünü artırarak maliyetleri düşürecek bu da ihracatta avantaj sağlayacaktır. Gerçi bu düşünce emek sömürüsünü ortadan kaldıramamış ama teoride bu anlayış savunulmuştur.  

         Merkantilist düşünce düşük ücret politikası olgusuna dayanır. Emek arzının ücret esnekliği negatiftir. Ücretlerin yükselmesinin emek arzını daraltacağı, düşük ücretlerin ise halkı çalışmak zorunda bırakacağı düşünülmüştür. Bu nedenle ücretlerin yükselmemesi için bir yandan nüfusun fazla olması istenirken diğer yandan erzak fiyatlarının bolluk yıllarında bile yüksek olması istenmiştir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X