Advert
DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI
Nevzat ÜLGER

DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI

Bu içerik 1920 kez okundu.

         “Dünyevileşmek” tabiri, daha çok “dini bir yönlendirme düşünmeksizin hayatı bu dünya hayatından ibaretmiş gibi yaşamak” anlamında kullanılıyor. “Dünya hayatı” ile “dünyevileşme” kavramlarını ciddi bir tahlile tabi tutmamız gerekiyor zannederim. Çünkü dünyevileşme olgusu adeta birçoğumuzu etkilemeye başlamış, toplumsal bir salgın halini almıştır.

         Dünya hayatı, esas itibariyle belli bir zihniyete göre sürdürülen yaşama tarzını ifade etmektedir. Genellikle de bu hayat tarzı anlayışı tamamen mal-mülk, makam ve bunların türevleri için ve olumsuz anlamda kullanılır.

         Dünya hayatı denilince, ahret hayatını önemsemeyen insanda; dünyalık, mal- mülk edinme gibi düşünceler akla geldiğinden, din kavramı fazla ciddiye alınmamaktadır. Yani bunlar ahret hayatını inkar etmezler, ancak helal ve haram kavramlarını göz önüne almadan, sadece işin yasal olup olmadığı ile ilgilenerek servetlerini artırarak çok varlıklı insanlar gibi yaşamayı hedeflerler.

         Gerçi mal-mülk edinme gibi duygular yaratılışımızdaki genetik yapımızda olan bir duygudur. Ancak bu duygunun “şehevi” bir hal alarak sınır tanımaksızın öne çıkarılmasını dinler meşru kabul etmiyor. Yani insandaki bu duygu, ne şehevi bir hal almalı, ne de körletilmelidir. Orta yol bulunmalıdır. Örneklendirirsek; ne Marksizm gibi mülkiyet ve mülkiyet duygusuna savaş açılmalı, ne de liberalizmin anladığı gibi, her türlü motivasyonun tek kaynağı olarak bireysel menfaat kabul edilmelidir.

         Burada iyi olmayan şey, malı, mülkü ve serveti sevmek değil, onlara kutsiyet yükleme düzeyinde aşırı bir tutku ile bağlanmaktır. Çünkü mal-mülk sevgisi aşk derecesine çıkarsa, insan artık bütün beşeri ilişkilerinin odak noktasına serveti, makamı ve hükmetme duygusunu alarak ona tapınmaya başlar. Namaz da kılsa, oruç da tutsa bu menfi tutku onun dünyevileşmesini intaç eder.

         Dünyevileşme zamanla kişiyi öyle bir sarar ki, o artık kendisini diğer insanlara karşı ihtiyaçsız (müstağni) olarak görür.

         Daha önce gelirin adil dağılımından bahseden bu insan, eğer bu derece dünyevileşir ve bunun da farkında olmazsa o artık “Dünya Hayatı”nın esiri olur.

         Bundan böyle ilkesiz kazanma, ilkesiz tüketme ve ihtiyaçsız (müstağni) bir hayatı yaşamaya başlar. Toplumdaki kurallar artık onun için önemli değildir. Kendi kurallarını kendisi kor, koyduğu kuralı da yine ancak kendisi çiğner. Kanun, nizam, gelenek artık onun için önemini kaybetmiştir. Hem kendisini hem de mensup olduğu toplumu fesada sürükler. Yani her türlü maddi imkana sahip fakat her türlü çılgınlığı da işleyen “baştan çıkarıcı” bir müfsit olmuştur artık. Tefecilik de yapar hacca da gider, insanların ellerinde ne varsa onlara göz de diker namaza da devam eder. Sanki Maun suresini ispat etmek görevini o üstlenmiştir.

         Yöneticilik de elbette servet sahiplerinin hakkıdır diye düşünür. Zengin olmayanların yönetme hakları yoktur der. Yetenek, liyakat, ehliyet ile yönetme arasındaki ilişkinin fazla önemi yoktur onun için, önemli olan zenginlik ile yönetmek arasında ilişki kurmaktır der. Böylece aşırı makam tutkusu da insanı yalnızlaştırır.

         O artık serveti kendi bilgi ve kabiliyetiyle kazandığı inancındadır. Bu duygu onu hem sorumsuz yapmakta, hem de serveti üzerinde kimsenin hakkı olmadığı inancındadır. Başkalarına bir iyilikte bulunmak onları “miskinleştirir” diye düşünmeye başlar. Ancak kendisini korumaya almak için de küçük artıkları vererek bir köle gurup meydana getirir.

         Dünyevileşme, bir mal-mülk tutkusu, bir makam ve asalet tutkusu, hükmetme tutkusudur. Dizginlenemezse bir Karun, bir Soros, bir Seleme olma ihtimali yüksektir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR