Advert
DÜŞÜNME VE ANLAMA OLGUSU ÜZERİNE
Nevzat ÜLGER

DÜŞÜNME VE ANLAMA OLGUSU ÜZERİNE

Bu içerik 2014 kez okundu.

          M.S. 610 yılından günümüze Müslümanların bütün çabası Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamber Efendimizin sünnetini doğru anlamak üzerine bina edilmiştir. Diğer ilimlerin de maksadı aynı hedefi gerçekleştirmek esasını taşır. Zaten bütün kitaplar bir kitabı anlamak için değil midir? Tefsir; “Kur’an ne dedi ve nasıl anlaşıldı” sorusuna cevap bulma çabası değil midir?

         Prof. Dr. Faruk Beşer “Hüküm Allah’a ait ise fıkıh ne işe yarar?” sorusunu sorarak fıkhın amacının; özel hayatımızda, komşuluk ilişkilerimizde, günlük ailevi, ticari ilişkilerimizde, kamu alanında neyi nasıl yapmamız gerektiğine cevap aramak çabasıdır diyor. Yani o konuda Allah’ın rızasına uygun düşünceye ulaşmak çabasıdır.

         Konuyu uzatmadan şöyle özetleyelim; tarihin akışı içinde kim hangi konuyu nasıl anlamış ve neler yapmış gibi fiil ve düşünceler sonucunda bu günkü verili dünya meydana gelmiştir. Güzelliklerin de çirkinliklerin de faili insanlardır. Kaldı ki aynı konunun farklı anlaşılması da dinamik bir toplum için verimli bir zemin ve konuları daha iyi anlama yarışı değil midir?

         İslam coğrafyasının genişlemesi sonucunda düşünce ve amel noktasında bu çalışmalar toplumlar üzerinde etkili olmuş, etnik kültürler de zamanla helal-haram ölçüsü içinde yeniden şekillenmişlerdir. Böylece geniş İslam coğrafyası içinde hem dikey hem de yatay çeşitlenme ve zenginlikler oluşmuştur.

         Mekke ve Medine’de ortaya çıkan İslam dini yayıldıkça yeni mekanlarda yeni Müslümanlarla buluştu ve “pergel metaforu” gibi, sabit ayağı İslam merkezinde olmak kaydıyla yeryüzüne yayılmasını hala sürdürmektedir. Böylece medeniyetimiz içerisinde Mekke ve Medine de, Kudüs ve İstanbul da, Kahire ve Endülüs de, Buhara ve Fizan da vardır ve bu farklı anlamalar da büyük bir zenginliktir. Yakın bir gelecekte bu şehirler arasına Paris ve Berlin, Washington ve Londra katılabilir mi, neden olmasın? Müslümanlar çalışır ve rabbim de isterse olmayacak şey var mıdır?

         Müslümanlar arasındaki görüş farklılığını “rahmet” diye niteliyor muhbiri sadık. Zaten bundan dolayı da, “siyasi iktidar savaşları-nimet paylaşım mücadeleleri” hariç İslam coğrafyasında vuruşmalara rastlanmaz. İslam insanların “kurşun asker” olmalarını hiç mi hiç arzu etmez. İslam tarihine baktığımız zaman bunu rahatlıkla görebiliriz. Böyle olmadığı gibi görünen olayları iyi tetkik edersek meselenin bir iktidar mücadelesi olduğunu fark etmek için büyük çaba gerekmez. Unutmayalım ki, her devir ve her iklimde tetikçi troller vardır. Bunu Hallaç olayında da, Teymiye olayında da, Cevdet paşa olayında da görebiliriz. Hem yakın hem de uzak tarihimizdeki darbeler de çoğunlukla böyle olmamış mıdır? Hatta bazı üniversite mensuplarının ilmi ilerlemelerinin yavaş seyretmesi, kişinin özel hataları hariç tutulursa hep bu tetikçi-trollerle ilgili değil midir? Nasıl iyiler ilanihaye var olacaksa, aynı şekilde alçaklar da var olacaktır. Çare; düzenleyici ilkelerin sağlıklı ve istismara müsait olmayacak bir şekilde tanzim edilmesidir.

         Kur’an ve sünnet kıyamete kadar baki kalacaktır şüphesiz. Onları iyi anlayıp en iyi şekilde uygulamak da Müslümanların çabasına bağlıdır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X