Advert
DÜNYADA MUHAFAZAKÂRLIK
Nevzat ÜLGER

DÜNYADA MUHAFAZAKÂRLIK

Bu içerik 2059 kez okundu.

      Dünyadaki hâkim sistemler, soruşturmadan itaat eden kitleler istiyor. Hatta Cumhurbaşkanı da “Biz mürit aramıyoruz, sorgusuz itaat eden gençlik istemiyoruz” diye aslında bu dünya sistemine itiraz şerhi düşmüştü. Dünyadaki bu sistem, bu planın başarıya ulaşması için en fazla da dini kullanıyor. Bu konuda en uygun taşeronlar, adına “din baronu” dedikleri, toplum mühendisleri için en uygun araç olan kişi ve guruplar.

         Günümüzde dünya politik arenasında en çarpıcı olguların başında muhafazakârlık geliyor. Bu kavram önce dini alanda kullanıldığı halde şimdilerde en fazla politik alanda kullanılıyor. Mesela kendini dünyanın jandarması ve yön tayin edicisi olarak gören ABD, dünyada en muhafazakâr ülke olmaya hızla ilerliyor. Aslında bu durum dünya açısından pek de hayırlı olmayacak gibi. Mesela kendilerine Neo-Con denilen gurup ve belki yeni entelektüel tabakası bu çizgide hızla yol alıyor. Bunlar aynı zamanda kapitalizmin bel kemiğini oluşturan Protestanlığı emperyalizmin şekillenmiş şubesi olarak işletmenin önemli koludur. Bu gurupların en dikkat çeken taraflarından biri de, Hıristiyan olmalarına rağmen, radikal bir şekilde Tevrat’a yöneliyor olmalarıdır. Çünkü “seçilmiş kullar” kavramını en iyi bu kanalla işletirken, küresel sermayeyi de memnun etmektedir. ABD’nin eski başkanlarından Bush’un; İslam ülkeleri üzerindeki Batı saldırıları için “haçlı ittifakı” tabirini kullandığı zaman dilimi henüz çok yakınımızda.

         1989 yılında Rusya’nın sosyalist sistemi iptal etmesinden hemen sonra, muhafazakârlaşmanın önemine binaen, 2000 yılında iktidara gelen eski istihbaratçı yeni politikacı olarak Putin, her fırsatta Ortodoks olduğuna vurgu yapıyor.

         Allahın dinini yeryüzünde hâkim kılmak nasıl adil ve iyi insanlar eliyle oluyorsa, kendi istek ve iradelerini hakim kılmak isteyenler de maalesef dini kullanırlar.

         Kapitalizm, insanın ulvi ve evrensel değerleri üzerine değil, rekabet ve acımasızlık üzerine kuruludur. Zaten baştan beri de kapitalizmin insan fıtratına uygunluğunu söyleyenler din görevlileri ile vicdanının sesini dinleyenler değil, ekonomistlerle onların “ellerine” bakan din baronlarıdır.

         Bu işin bizimle bir ilgisi var elbette. Bazı cemaatler, dini ön plana çıkararak kapitalizme ve küreselleşmeye uyum sağlamaya başlamışlardır. Bu para ve hükmetme duygusuna kapılmış gurupları, ABD çok iyi görmüş ve onları küresel sisteme ve emperyalizme karşı gelmeyen, fazla sorgulamayan, tamamen biat kültürü içinde tutan “ılımlı İslam” gibi bir etiketle ambalajlayarak kullanmıştır. Yeni cemaatler bulmakta da zorlanmayabilir, çünkü nasıl olursa olsun büyüme sevdasında olan kişi ve guruplar bitmez. Siyaset bu guruplara aracı olunca da iş daha kolay olmaktadır. Şimdiden bazı bakanlıklarda kümelenmelerin olabilir.

         Unutmayalım; ideolojiler de birer dindir. Çünkü kutsal kabulleri ve redleri var.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Gazi Caddesi'nde Korku Dolu Anlar Yaşandı
Gazi Caddesi'nde Korku Dolu Anlar Yaşandı