Advert
İSRAİL GÜÇTEN ANLAR
Habib KARAÇORLU

İSRAİL GÜÇTEN ANLAR

Bu içerik 546 kez okundu.

        Son günlerde ülke ve dünya gündemini işgal eden en önemli konulardan biri Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya Siyonist işgalci İsrail teröristlerinin yaptığı saldırı oldu. İşgal ettiği Filistin topraklarında bir asırdan beri Müslüman kanı döken ve her türlü zulmü gerçekleştiren işgalci Siyonist teröristler iğrenç emellerini gerçekleştirmek için her fırsat bulduklarında Mukaddes mekânımız Mescid-i Aksa’ya saldırmakta ve onu koruyan Filistinli Müslümanları da katletmektedirler. 14 Temmuzda üç Filistinli Müslümanı Mescid-i Aksa’yı savunmak isterlerken avlusunda şehit eden Siyonist işgalciler sonrasında da Mescid-i Aksa’ya girişleri yasaklayıp Cuma namazı kılınmasına da engel olmuşlardı. Halen daha işgal ve ablukaya devam eden Siyonist teröristler kendilerine direnen Müslümanlara saldırıp orantısız güç kullanmakta ve birçoğunu da tutuklamaya devam etmektedirler.

            Adına İsrail devleti denilen Siyonist terör şebekesi,  1917 yılında Filistin’i işgal eden İngilizlerin kendilerine verdiği destekle binlerce Filistinli Müslümanı katlederek bu zamana kadar Filistin topraklarında işgale ve zulme devam etmektedir. Filistin’in etrafında yer alan Suriye, Mısır, Ürdün, Lübnan ve kısmen Suudi Arabistan ve Irak defalarca savaştıkları Siyonistlere karşı tamamında Amerika, İngiltere ve Fransa’nın düşmanlarına verdiği destekten dolayı yenilmişlerdi. Halen Batı Şeria ve Gazze kıyısında çok az bir toprak parçasına tutunarak varlıklarını sürdürmeye çalışan Filistinli Müslümanlar Siyonist devletin uyguladığı abluka ve her türlü ambargo karşısında ayakta kalma mücadelesi vermekte, vatanlarını ve kutsal mekânları canlarını siper ederek savunmaktadırlar.

            İkinci Dünya savaşı sonrasında 1945 yılında kurulan, önceden Milletler Cemiyeti diye faaliyet yürüten Birleşmiş Milletler (BM) Filistin’le ilgili aldığı tüm kararlarda hep Siyonist işgalciler lehine karar vermiş, onların Müslümanların elinden topraklarını almasına onay vermiştir. Dünyada süper güç olarak bilinen ve elini dünyanın dört bir yanına sokarak karıştıran Siyonistlerin gizli yönetimi altındaki ABD ise daima her konuda işgalcilerin yanında olmaya devam etmiş ve bunu bir kutsal görev olarak bilmiştir. Bu nedenle ABD ve müttefikleri Avrupa ülkeleri karşısında ciddi bir güç oluşturamayan Müslüman Arap âlemi bölük pörçük görüntüsüyle daima Siyonist işgalcilere boyun eğmek zorunda kalmıştır. Filistin ve Kudüs meselesini ciddi anlamda İslami platformlara taşıyan ve bunu tüm Müslümanların davası olarak gündeme getiren rahmetli Erbakan Hocamız olmuştur. Arap ülkelerinin âlimleri ve liderleriyle yaptığı görüşmelerde onlara bu meselenin çözümü için umut aşılamış ve yol göstermiştir. Her şeyden önce İslam âleminin tüm problemlerinin çözümü için bir araya gelerek bir güç birliği oluşturmalarının elzem olduğunu savunan hocamız bu konuda birçok adım atarak defalarca yaptığı toplantı ve görüşmeler sonucunda 1997 yılında ekonomik işbirliği ve kalkınmaya yönelik amaçlar  hedefleyen kısa adı D-8 olan Developing Eight (Gelişmekte olan sekiz ülke) teşkilatını kurdurmuştur. Bu projedeki en önemli amaç Batı karşısında ekonomik ve teknolojik alanda geri kalmış durumda bulunan ve onlara bağımlı olan İslam ülkelerinin bir araya gelerek bu açıklarını kapatmalarını ve dünyada önemli bir güç olmalarını sağlamaktı. Bunun sonrasında siyasi ve askeri işbirliği kurulması hedeflenmişti.

            İsrail zulmüne karşı her defasında gündeme gelen “İsrail mallarını boykot edelim” kampanyalarının ne kadar etkisiz ve sonuçsuz kaldıklarını yıllardan beri görüp tecrübe etmekteyiz. Bu kampanyalar halen daha bir sömürge ahalisi zihniyetinden kurtulamamış Müslümanların cılız ve aciz çıkışlarından başka bir şey değildir. İsrail veya Yahudi menşeili ürünler A’den Z’ye her sektörde başı çekiyor, onların ünlü markalarını dükkânlara sokmamak, satmamak ne kadar mümkün, birini, ikisini almasan bile üçünü, beşini mecburen veya bilmeden alıyorsun, çünkü sermayelerinin girmediği çok az ticari kuruluş var. O ürünlerin alternatifini veya daha kalitelisini üretmedikçe ekonomik alanda mücadele etmek mümkün gözükmüyor. O halde Müslümanlar her alanda bir araya gelmek zorundadırlar. Bunu yapmadıkları sürece asla zilletten ve mağlubiyetten kurtulamayacaklardır. Ne yazık ki büyük idealler ve umutlarla Türkiye’nin öncülüğünde kurulan D-8,  AB’ye girmek uğruna feda edilmiş üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen faaliyet olarak ciddi ve somut hiçbir adım atılmamıştır.

         14 Temmuz'dan bu yana Mescid-i Aksa'yı işgal altında tutan ve çıkan olaylarda 3 kişiyi katleden İsrail'i uyararak Müslümanlara birlik çağrısı yapan Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Eğer bugün İsrail askerleri çok basit hadiseleri bahane edip, pervasızca Mescid-i Aksa'nın bahçesini postalları ile kirletiyor, orada kolayca Müslüman kanı döküyorlarsa, bunun sebebi, bizlerin Kudüs'e yeteri kadar sahip çıkmıyor oluşumuzdandır" sözleri işgalci İsrail kanadını rahatsız etmiş ve İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Emmanuel Nahshon, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın açıklamalarını değerlendirdiği açıklamasında küstah tehditlerde bulunarak, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın sözleri için "hayali, temelsiz ve çarpıtılmış" demiş,  ayrıca "Osmanlı İmparatorluğu günleri çoktan sona erdi. Yahudi halkının başkenti Kudüs'tü, Kudüs'tür ve öyle kalacaktır. Geçen yıllardan farklı olarak kentin mevcut yönetimi tüm azınlıkların güvenliği ve din özgürlüğüne mükelleftir ve haklarına saygılıdır. Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı" ifadesini de kullanarak aba altından sopa göstermiştir. Yani demek istiyor ki sizin cam gibi çok kırılgan bir yapınız var, bize sataşırsanız çok daha zararlı çıkarsınız. Dışişleri sözcüsünün bu küstah sözlerini teyit eden bir açıklamada terör şebekesinin başbakanı Netenyahu’dan geldi, Haaretz gazetesinin haberine göre İsrail Başbakanı Netenyahu'nun ofisi de konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada "Erdoğan Kuzey Kıbrıslılara ya da Kürtlere ne derdi acaba?" ifadelerine yer verildi. Bu ifadelerle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve “Kürt Meselesi”’nde kendi parmakları olduğunu, Türkiye’ye karşı bunları koz olarak kullandıklarını da itiraf etmiş oluyor. Bütün bunlardan anlaşılan şu ki bir devlet olmaktan ötürü barbar ve saldırgan bir anlayış içerisinde hiçbir kural ve kutsal tanımayan bu Siyonist güruhun anlayacağı tek dil güçtür. Ekonomik, siyasi ve askeri alanda İslam ülkeleri güç birliği yaparak ancak bu zulümlerin üstesinden gelebileceklerdir. 27 bin km2 bir alana ve yedi milyon nüfusa sahip bir topluluk asla iki milyarlık bir topluluğa galip gelemez. Geliyorsa bu Müslümanların inanç zayıflığını, buna bağlı acizliğini ve korkaklığını gösterir. Müslüman azimli, cesur, çalışkan ve başaran bir insandır. Öyleyse gelin Müslümanlığımızı sorgulayalım! Yeniden gerçek Müslümanlar olalım, işte o zaman İsrail’de, ABD ve diğer İslam düşmanları da bizden korkacaklardır.

          Asr-ı Sadette bir avuç olan Müslümanlar önce Resulullah ( S.AV.)’in sonrasında da halifelerinin etrafında “kurşundan binalar” gibi kenetlenerek o zamanın süper güçleri Bizans ve Sasanileri dize getirmediler mi? O halde biz de onlar gibi Müslümanlar olalım. İşte o zaman Yüce Rabbimizin yardımı bizimle beraber olacaktır. Çünkü O bize yardımını va’detmiştir ki, Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır:  “Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa O’ndan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar. (Ali İmran Suresi, 160.Ayet) Müslümanlar yalnız Allah (C.C.)’a kulluk edip, O’na güvenecekler. Zira kuvvet, kudret ve izzet sahibi yalnızca Allah (C.C.)’tır. Ya Rab,  bizleri sapıtmış Hıristiyanların ve gazap edilmiş Yahudilerin değil, senin sırat-ı müstakim yoluna ulaştır. Âmin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu