Advert
TÜRKİYE KOMPLEKSTEN KURTULUYOR
Nevzat ÜLGER

TÜRKİYE KOMPLEKSTEN KURTULUYOR

Bu içerik 1974 kez okundu.

14.yüzyıldan 18.yy’a kadar Müslümanların üstünlüğü tartışmaya yer bırakmayacak düzeyde devam etti. Ancak 18.yy’la birlikte Batı, Doğu üzerine teknik ve endüstriyel bir üstünlük kurdu. 1699’dan itibaren de dünya tarihi “sanayileşmeden önce ve sanayileşmeden sonra” diye iki kısma ayrılarak Batı için üstünlük vurguları başlatıldı.

İslam’da “ilerleme” fikri Batı’dan oldukça farklıydı. Batı, kapitalizm ekolüyle nasıl olursa olsun kalkınma ve ilerleme derken, İslam dünyası ilerleme için; “insan merkezli” bir gelişmeden bahsediyordu. Bu düşüncenin tahakkuku için sonradan geliştirilen fikirlere “ihya-diriliş” denmesinin altında yatan da budur.    Fakat galiplerin taklit edilmelerine ilişkin kaide Müslümanlar üzerinde de etkili olmuş ve 18.yy’ın hemen başından itibaren Batı taklitçiliği İslam dünyasına baskın bir akım olarak yerleşmişti. Batıcılık 1803 yılından itibaren başat bir akım olarak saray referanslı olarak İslam dünyasına giriş yapmıştı. Batı’ya tahsil için gönderilen öğrenciler, ülkelerine ancak bir kompleks ve Batı hayranlığı taşımışlar, konu ile ilgili şiirler yazmışlardır.

İşte bu durumdan istifade etmek isteyen oryantalistler; din-ilim çatışması, devlet-din ilişkileri, akıl-nakil çatışması gibi konular icat ederek İslam toplumlarını sarstılar ve oyaladılar.

Oryantalistler daha da ileri giderek hadislerin sahih olup-olmadığı gibi konuların yanına tasavvufun ve İslam hukukunun orijinal olup-olmadığı gibi tartışma konularını da açtırabilmişlerdir. Son olarak da hadisleri saf dışı bırakarak yalnız Kur’an yeter tartışması başlatılmıştır.

Batıcı kadrolar, kapıldıkları bu ekolden o kadar etkilenmişlerdir ki artık kendi medeniyet kodları onlara bir şey anlatamaz olmuştur.

Türkiye çoğunluk itibariyle hiçbir zaman modern-Batıcı olmadı. Moderniteyi yaşatan şey “pozitivizm” olmuştur. Pozitivizm de 20.yy’ın 3.çeyreğinden itibaren cazibesini kaybetmiştir. Bu toplum kendi düşünce kodlarına dönmeye başladığından, Batı cereyanları sıfırlanmayacak ama etki gücünü her geçen gün azaltacaktır.

20.yy’ın ikinci yarısından itibaren İslam coğrafyasında kendi medeniyet kodları üzerinden atılım yapmak isteyen Müslüman düşünce adamları, işletmeciler, iktisatçılar ve siyasetçiler büyük bir atılım başlatmışlardır. Teorik bilgi kadar teknolojik atılımlar da geri kalmışlık çizgisini değiştirmeye başlamıştır. Türkiye’de fert başına gelir 10.000 doları aşmıştır. Türkiye’nin dış ticareti hızla bir trilyon dolara doğru gitmektedir. İhraç edilen ürünler içerisinde teknoloji ağırlıklı olanları artmaya başlamıştır.

İlmi ve fikri gelişmeyi büyük çapta yakalamış olan Doğu için esas problem ahlakidir. Hazzın, hızın ve çılgınca tüketimin kollarına düşmüş olan insanların en büyük handikapları tüketim hastalığıdır. Sosyal ve ahlaki çöküntünün ortadan kaldırılması çok kolay bir iş olarak görülmemelidir. Çağımızın insan ruhunu çürütücü hastalıklarının tedavisi için yalnız entelektüel bir uyanma yetmez, bunun için tavsiyelerden ziyade modellere ihtiyaç vardır. En tesirli modeller elbette devlet ve hükümet başkanlarıdır. Bu noktada Türkiye önemli bir kazanım içerisindedir.

İletişimin bu kadar geliştiği bir zaman diliminde bir düşüncenin sınırların dışına çıkması veya sınırlardan içeriye girişi çok kolaydır. Hem kalite hem de moda akımlar gümrük duvarları ile durdurulamaz. Dışarıdan alınan her yeni üretim ve tüketim anlayışının yeni müesseseler meydana getireceği unutulmamalıdır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X