Advert
DÜŞÜNCEYİ ŞEKİLLENDİRENLER
Nevzat ÜLGER

DÜŞÜNCEYİ ŞEKİLLENDİRENLER

Bu içerik 2196 kez okundu.

        Düşünceyi geliştirmek için üç hareket noktası/manivela tespit edecek olursak bunlar;  Kur’an, hadis ve akıl olarak sıralanır.

         Kur’an’ı ve hadisleri biz akılla anlarız. Aklı olmayanın dini olmaz. Teklif ve tefekkül akıllı insan içindir.

         Akıl vicdanın en üst kesitidir. İyi kullanılmadığı zaman akıl yalan söyler ama vicdan yalan söylemez.  İnsan “akıl-baliğ” olunca teklife muhatap oluyor, insana hürriyet tanınıyor. Çocuklar için emir kipi önde olmasına rağmen, akil-baliğ olan/rüştüne eren insan için artık emir kipi yerine teklif yer alıyor insanın hayatında. Aklını iyi kullananlar olumlu işler, iyi kullanamayanlar çoğunlukla olumsuz işler yapıyorlar.

         Zaten insanın ölümsüz tarafı, aklına dayanarak yaptığı işlerdir. Yani insanın ölümünden sonra yaşayacak olan aklına dayanarak ortaya koyduğu işler ve eserler değil midir?  İbni Sina’yı, Biruni’yi, Gazali’yi, Razi’yi, Cabir’i bin yıl ötesinden günümüze taşıyan özellikleri akılları ve akıllarına dayanarak ortaya koydukları eserleri ve düşünceleri değil midir? Elbette ne Kur’an’la akıl, ne de hadisle akıl asla çelişmez.

         Yeniçağda Batı, bilhassa hümanizm, rasyonalizm, daha sonraları pozitivizm ve birçok ideoloji vasıtasıyla, aklın Allah’a giden bağlantılarını kestiler. Akıl temyiz gücü olmaktan çıkartılarak, bizzat kendi başına bir “hakikat”, hayatın her eylemine bir kural koyucu “tanrı” haline getirildi. Hakikati kendinden menkul bir şey. Halbuki aklın hakikati Allah’tadır. Fakat Allah’la bağlantıları kesilince, akıl kendi başına tanrı durumuna gelmiştir. Buradan, akılcılık/rasyonalizm ekolü çıktı. Elbette akıl tek başına bir şeyi halletmiyor. Akıl müstakil bir merci olunca, Kur’an ve hadis de tanzim edici olarak kabul edilmedi. Yani akıl nasların üstünde hükmedici oldu. Biraz da müstebit bir fonksiyon verildi ona, yani “illa ben, yalnız ben”.

         Halbuki akıl, enterkonnekte sistemdeki trafo gibidir. Yani trafo nasıl üretilen elektriği sisteme uyumlu hale getiriyorsa, akıl da nasları en üst faydayı sağlayabilmesi için, yaşanılan zaman dilimine uygun hale getiriyor. Buna insanın Müslümanlığı, “içtihad” deniyor. Bu anlamda esasen “akıl” teolojik bir terim olarak kabul edilebilir.

         İktisatta bazı kaideler vardır, konumuza uygun düşen: Piyasadaki para miktarı artıkça, formel düzen bozulur. Aynen bunun gibi, kutsallığı akla ve insana atfetmeye çalışan izmler arttıkça, nominal noktada işleyen düzen bozuluyor. İnsanlar mutsuzlaşıyor, her yeri kan ve gözyaşı kaplıyor. Mesela İslam’ın temel gayesi olan “adalet” kavramı yerine, birçok esaslı-esassız kavram üretilince ahenk bozuldu. Yani her çokluktan düzen değil, düzensizlik çıkar. Zaten aklın ilk emrettiği şey disiplin ve ahenk değil midir?

         Çok başlı olmak, çok sesli olmak değil, gürültülü olmaktır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X