Advert
160 YILLIK FİKİR AKIMLARI
Nevzat ÜLGER

160 YILLIK FİKİR AKIMLARI

Bu içerik 2165 kez okundu.

          “Üç Tarzı Siyaset”in başlangıcını Islahat Fermanı’nın okunduğu 1856 yılı olarak alıyor siyaset bilimciler.

         Tanzimat Fermanı Müslüman-gayrimüslim tüm Osmanlı halkına yönelik iken, Islahat Fermanı sadece gayrimüslim halka yani azınlıklara yönelik olarak hazırlanmış ve onların haklarını genişletmiştir. Osmanlı Devleti’nin amacı Avrupa devletlerinin, iç işlerine karışmasını önlemek olsa da bu ferman Avrupa’nın Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesine kapıları iyice açtığı tarihtir.

         Islahat Fermanı’ından sonra yer yer genel İslam coğrafyasında, özelde de Türkiye’de siyaset, hukuk, iktisat ve ticari alanda hangi olay “niçin” meydana geldi? Zaten temel soru da bu “niçin” etrafında şekillenmiyor mu?

         Bu soruya cevap ararken 160 yıllık sürecin içinde ülkenin hem ekonomik yapısı hem de buna paralel olarak şekillenen siyasal gelişmelere dikkatli bakmak gerekir.

        Ekonomik yapıyı şekillendiren siyasilerden ve bürokratlardan kimler hangi pozisyonda bulundu, kimler ülke için olumlu işlerin arkasındaki isim olurken, kimler bilerek veya ahmakça hangi olumsuz pozisyonlarda bulundu. Bunların içinde kripto davranışlar sergileyenler var mıydı? Varsa bunlar en azından pozisyonları itibariyle kimlerdi?

         1856 yılından sonra ülkenin dünya devletleri nezdinde tekrar saygın bir duruma gelmesi için veya yeniden ihyası için üç önemli fikir akımı gelişti: İslamcılık, Batıcılık ve sonradan Osmanlıcılığın mevzi kaybetmesiyle meydana çıkan Türkçülük. Bu akımları kimler temsil ediyordu, esas fikirleri nelerdi ve şimdi günümüzde bu ekollerin taşıyıcıları kimlerdir sorusuna cevap aramak gerekir.

         Bu konuda iki sütun üzerinden yürümek gerekir kanaatindeyim; ideoloji anlamında siyaset ve bu siyasetin sonucunda oluşan iktisat. Bazen siyaset bazen de iktisat özne durumunda olabiliyorlar. Tabi unutmamak gerekir ki, gücün olduğu her yerde hem kümelenmeler artar hem de birtakım riskler vardır. Çünkü gücün at koşturduğu saha; genellikle paranın ve ikbalin olduğu alandır. Konuyu biraz köşeli ifade edecek olursak; iktidar tatlı olduğu kadar risklidir de. Zaten tarih boyunca bütün siyasi mücadeleler din rengine boyansa da, para sesleri ile çalkalansa da, ülkenin kurtarılması gibi retorikleri durmadan tekrarlasa da esas hedef iktidarı yakalamakdır. Bu iktidarın krallık, şeyhlik, imamlık, halifelik, veya parlementer sistem olması işin rengini değiştirmez.

         Anlatıldığı zaman insanların göz yaşı döktüğü İslam tarihindeki olaylar da, Kennedy olayı da, Mısır’daki Mursi olayı da, Menderes olayı da, Suudi Prenslerin ifna edilmeleri de, 28 Şubat olayı da, Ergenekon olayı da, FETÖ kalkışması da iktidar savaşıdır. Bu savaşa kalkışanlar kendi adlarına hareket etmiş olabilecekleri gibi bir başka ülkeye vaat edilmiş emelleri içinde de olabilir. Elbette bu savaşların hedefinde gücü kullanmak ve paraya hükmetmek irtibatı daima vardır.

         Elbette diğer bütün parlak söylemlerinin yanında siyaset esas itibariyle gücü kullanma mücadelesidir. Doğrusu işin doğasında bu vardır. Bu işin istisnaları var mıdır? Tabi vardır ama bunların sayısı iki rakamlı sayılarla tanışma şansına sahip değildir zannederim. Ama siyaset asla vazgeçilmezdir. Zira toplumların geleceğini siyaset şekillendiriyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı