Advert
 SÜNNET TOPLUMUNDAN KÜLTÜR TOPLUMUNA
Nevzat ÜLGER

SÜNNET TOPLUMUNDAN KÜLTÜR TOPLUMUNA

Bu içerik 2204 kez okundu.

Ne demek “sünnet toplumundan kültür toplumuna geçiç?”  Kısaca dünyevileşme/ sekülerizm diyor erbabı bu işe.

             Bir kısım insanların hoşuna gitmeyecek ama bu ülkede dindarlaşma da artıyor, modernleşme de artıyor. Hatta dindarlaşma modernleşmeyi, modernleşme dindarlaşmayı besliyor demekte bir aykırılık var mıdır?

         Modernleşme nedir? “İnandığı gibi yaşayamayan insanın yaşadığı gibi inanmasına modernizm denir” diyor yine erbabı.

         Tabi bu durum her zaman pürüzsüz bir ortamda ilerlemiyor.  Yani bazı insanlar cami merkezli şehirden kente yerleşmişse, birtakım insanlar sünnet toplumundan kültür toplumuna geçmişse, bazı kimseler mürşitlikten süpermenliğe evrilmişse ve yine bazı kimseler ille de Batı tipi modern bir hayat yaşamayı seçmişse elbette onların bulunduğu ortamlarda ve gözlerinin gördüğü vasatta kapitalizmin aleyhine konuşmaktan daha abes ne olabilir ki?

          Uçlarda dolaşmaya, köşeli cümleler kurmaya gerek yok. “İslam evrensel bir dindir. İslam’ın herhangi bir yönetim modeli, rejim tarifi ve talebi yoktur. Din açısından önemli olan, adaletin sağlanmasıdır, hakikatin ve doğru olanın hâkim olmasıdır, zulmün ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla nasıl bir siyasi modeli seçeceklerine, insanlar kendi özgür iradeleriyle karar verirler.”

         İktisat Profesörü Sencer Divitçioğlu diyor ki: “Yurtdışında doktoramı yaptım ve yurda geldim. Üniversitede ders vermeye başladım. Bir gün Avrupa’dan hocam geldi ve dinleyici olarak dersime girmek istedi. Ona dersi Türkçe anlatacağımı söyledim ama o ben anlarım diyerek dersi dinlemekte ısrar etti. O günkü derste mikro iktisat konusunu anlattım. Dersten sonra odama geçtik. Hocam dedi ki ‘Çok güzel ders anlatıyorsun, öğrencilerin dikkatini rahatlıkla derse topluyorsun, ancak dersinde hiç Türkiye yok.’ Böyle deyince şaşırdım. Efendim mikro iktisat anlatıyorum dedim. Yani mikro iktisatta niçin Türkiye olsun demeye getirmiştim ama hoca tereddütsüz aynı ifadeyi tekrarladı. Hocamın ne demek istediğini anladım.”

         Gerçekten de salt iktisatçı olmak belki önemli ama içerisinde bu insanların binlerce yıllık tarihleri ve bin yıllık İslami geçmişinin hiçbir kaydı yoksa orada temel bir eksiklik var demektir. Yani siz insana değil, sadece bilime itibar ediyorsunuz. Hâlbuki kâinattaki her şey bir düzen içerisinde düşünen ve muhakeme eden insan içindir. Bu ülkede yaşayan insanlar olarak Solcu olabilirsiniz, Marksist olabilirsiniz, İslamcı olabilirsiniz, Ulusalcı ya da milliyetçi olabilirsiniz ama İslâm meselesine intikal etmeden Türkiye’deki insana nasıl faydalı olabilirsiniz? İşte Divitçioğlu’nun hocasının sorusunda Türkiye ile birlikte İslâm da vardı.

         Rahmetli Halil İnalcık bir toplumu anlatabilmek için konuya “zaman ve mekân” boyutunun katılmasını şart olarak görüyordu.

         Kemal Tahir’in ve İdris Küçükömer’in sol çevrelerde meydana getirdiği büyük çatlak muhtemelen bundan dolayıdır. Türk tarihine olan ilgileri onları İslâmla ilgilenmeye götürüyordu. Bu noktada Soner Yalçın’ı da zikredebiliriz. O da kendi ifadesi ile “bizim sol mahalle, sırf Materyalizm sevdasından dolayı İslam’a mesafeli duruyor” diyor.

         Dikkat edelim; fikirler için sun’i engellerin pek de önemi olmadığından, her üç yazar da toplumun her kesiminde daha görünür bir noktada duruyorlar. Sevip sevmemek ayrı, sevgi kafayla değil gönülle ilgilidir. Ama takdir görüyorlar. Keza Ruşen Çakır da öyle değil mi?

         Bizim toplumumuzda yazarın dinden kopuk olması onu okuyucudan da koparıyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı