Advert
BİREY EKSENLİ Mİ?
Nevzat ÜLGER

BİREY EKSENLİ Mİ?

Bu içerik 2177 kez okundu.

       Geçen hafta, birkaç sosyolog, birkaç iktisatçı ve birkaç tüccar bir araya geldik. Konu başlıkları fazla olmakla birlikte, zaman zaman şehir kalkınması için yapılabilecek konularda da, siyasi konularda da fikirler beyan edildi. Konularla ilgili sosyolojik tahliller yapıldı.

         İnsanımızda biraz yorgunluk, biraz da ne olur-ne olmaz endişesi gib bir ürkeklik var gibime geldi.

    Hem merkezi idarenin iktisadi hayata müdahil olmasıyla ilgili konuşuldu, hem de merkezi idarenin müdahalesi olmaksızın kalkınma olamayacağından bahsedildi. Denildi ki; merkezi siyaset, iktisadi hayata müdahil olsun. Çünkü bazı bölgelerimiz ve bazı illerimizin merkezi idarenin sağladığı teşvikler olmazsa, iktisadi iyileşme mümkün olmaz. Önemli bir tenakuz yaşandı doğrusu. Tütünde, çayda, fındıkta, pancarda vd şiddetle merkeziyetçilik ve devlet monopolü aranırken, birçok alanda da merkezin müdahalesinden şikâyetçi olmak doğrusu çok yaman bir çelişkiydi.

         Taşrada kuvvetli politikacı yetişmiyor diye sızlanmalar da oldu.

Hâlbuki partilerimizin kurucu kadrolarına baktığımız zaman kaç taşralı bulabiliriz. Keza belediye meclislerimizin çalışmalarına dikkat edelim; ne ölçüde demokratik katılım sağlanıyor. Aynı partiye rey veren vatandaşlar da dâhil olmak üzere, imar tadilatlarından şikâyetçi olmayan var mı?

         Üniversitelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için “şehir” ortamının gerekli olduğu unutulmamalıdır. Siyaseten her ile bir üniversite açmak ne makuldür ne de ilmidir. Medeniyetlerin gelişme ortamları şehirlerdir. Bırakın şehirleşmeyi, henüz şehirli olmanın tamamlanmadığı yerlerdeki üniversitelerle metopollerdeki üniversiteler arasındaki gelişme seviyesi açıklığını fark sözcüğü ile değil, uçurum kavramı ile ifade ediyorlar. Demekki taşra henüz siyasetçi yetiştiremiyor. Adam yeterli olup-olmadığına dikkat etmeden, parti merkezlerinden yöneticilere yaklaşarak bir ile yönetici oluyor ve biz o ilin neden gelişmediği üzerine seanslar tertip ediyoruz.

         Hâlbuki vakıf üniversiteleri yoluyla önemli işler yapmak mümkün. Çünkü devlet üniversitelerimizin kaliteli olanlarının sayısı artıyor ama, defans yapmayı aşanların sayısı oldukça az. Üniversitelerimiz ofansif olurlarsa, toplumsal kalkınma da, fikirlerin liberasyonu da kendiliğinden gelecektir. Bir Halil İnalcık, bir İlber Ortaylı’ların sayısı nasıl ülke tarihçiliği için yetmezse, sosyoloji için bir Teoman Duralı veya Bedri Gencer yetmezse, bir Ali Bardakoğlu ve Hayrettin Karaman, bir Mehmet Aydın ilahiyat sahasına yetmez. Liste uzatılabilir. Temel sorulardan biri; önce devlet mi, önce birey mi çelişkisinin harmanlanamaması olsa gerek.

         Denilmek istenen; toplumda ciddi atılımların olması için nitelikli insanlarımızın sayısını artırmamız gerekir. Yalnız üniversitelerde değil, STK’larda da, marangozlukta da, tornacılıkta da, matbaacılıkta da, mermercilikte de vd bu nitelikli eleman sayısını artırmamız gerekir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X