Advert
KİM HANGİ TARİKAT MENSUBU?
Nevzat ÜLGER

KİM HANGİ TARİKAT MENSUBU?

Bu içerik 2384 kez okundu.

 İttihat ve Terakki yapılanmasının dayandığı ayaklardan üç dayanaktan biri de; tekke. Bunun adına ister sufilik diyelim isterseniz bir araya gelme cemiyeti deyin fark etmez. Önemli bir bölümü “Bektaşi”. Belli bir kısmı da “Mevlevi”. Geçmişte yine gündeme getirmiştim; Bektaşilik, Mevlevilik ve Melamilik ciddi bir tahlile tabi tutulmalıdır.

         TKP kurucusu Mustafa Suphi, Melami tarikatına mensup. Milli Eğitim bakanlarımızdan Hasan Ali Yücel Mevlevi. Konu ile ilgili olarak Ali Yücel’in oğlu Can Yücel; “Mevlevilik dinin incelmesidir ve dinin incelmesi ateizme gider. Bende inanç kalmadı ama Mevlevilikten koptum sayılmaz” diyor. Oktay Rıfat’ın dedesi de Bektaşi’dir.

         Bu zihniyet mensupları üç tarikatta çok etkindirler; Mevlevilik, Bektaşilik ve Melamilik. Özellikle sabataistlerin Mevlevilikte çok etkin olduğu söyleniyor.

         Burada önemli olan insanların etnik yapıları değil, taşıdıkları zihniyettir. Bu zihniyeti bazı tekkelerde de görüyoruz.

         Ne kadar ilginç isimler ve bunların yüzde sekseni birbirleriyle akraba. İttihat ve Terakki cemiyetinin, Jön Türklerin, Batıcıların ve Cumhuriyet dönemi sol cenahın beyin takımı hep bu ailelerden.

         Kim kimin yakını, biraz sıralayalım. Batılılaşmanın sol cenahını oluşturan Nazım Hikmet, Oktay Rıfat, boşandığı eşinin kızıyla evlenen Refik Erduran, Nuri İleri, Ekrem Bolayır, Zeki Baştımar, Turgut Sunalp, Sabahattin Ali, Nazım’ın oğulluğu Mehmet Fuat, Numan Menemencioğlu, Abidin Dino, Abidin cevher Özden, Nazım’ın annesi Celile Hanım, Rahşan Ecevit, Bülent Ecevit ve annesi Nazlı Hanım aklıma geldi. Sonra Nazım’ın annesi Celile Hanımla ve Refik Erduran’ın kız kardeşiyle ileri derecede ilgilenen Yahya Kemal sonra Orhan Veli ve Melih Cevdet aklıma geldi. Sonra Nazım’ı hapisten kurtaran Ali Fuat Cebesoy ile Nazım’ın teyzesinin oğlu Mehmet Ali Aybar aklıma geldi. Refik Halid Karay ve Aydın Boysan ile Mehdi Boysan aklıma geldi.

         Türkiye’de belli bir tarihe kadar sanat, siyaset, finans ve toplumsal sahanın söz sahipleri toplamda elli aileye ait isimler olmuş. Yerli değerleri “taassup” olarak gören bu ekibe ait halita 1983 yılından sonra değişmeye başladı. Son 15 yılda da yeni zenginler üretildi. Bu ülkede devlet bir zenginleştirme aracı rolünü oynuyor.

         İttihatçı yapılanmanın ikinci ayağı; parti. O günkü particilik bu gün aldığı renkten daha koyu. Çünkü bu partinin izleri on yıllarca devam edecektir.

         Yapılanmanın üçüncü ayağı ise; politikacılık. İlber Ortaylı diyorki; “Romalılar için diktatoryanın ayıp olmaması gibi, istibdat da Müslümanlar için ayıp bir şey değildir.”

         Burada esas mesele, iktidar mücadeleleridir. Zaten mensupları çeşitli yapıya mensup insanlar. Hatta Müslümanı var, gayr-ı Müslimi var, ateisti var. Ancak başat faktörün Türk olan Müslümanlar olduğu unutulmamalıdır.

         Malum, 1908’de iktidara çöreklenen, 1909’dan sonra iktidarı sahiplenen ve 1913 yılından itibaren de ülkenin sahibi benim diyen İttihatçılar, 1918 yılında 2. Dünya Savaşı’nı kaybedince kendi kendilerini fehettiler. Ancak siyasi hayattan çekilmediler. Biraz iddialı olacak ama 1996 yılında Necmettin Erbakan Başbakan olunca, dönemin önemli siyasi aktörü Hüsamettin Cindoruk; “İttihat ve Terakki ilk defa mağlup oldu” demiştir. Hatta Demokrat Parti’nin kurucusu ve genel başkanı olan Celal Bayar, “benim partim” dediği zaman hep İttihat ve Terakki Partisi’ni kastetmiştir diyor konunun uzmanı.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X