Advert
12 EYLÜL 1980-2010
Nevzat ÜLGER

12 EYLÜL 1980-2010

Bu içerik 1874 kez okundu.

    12 Eylül 1980 saat 02.00. Ankara Atatürk Bulvarı’ndan tanklar geçiyor. Büyük bir gürültü var. Biraz sonra radyo, ordunun “emir ve kumanda zinciri” altında yönetime el koyduğunu duyuruyordu.

   Aslında bu ülke zaten “emir kumanda zinciri” ile yönetilmiyor muydu? O zaman bu ihtilal niçin yapılmıştır?  Bu konumda ihtilalcıların ortaya koydukları var, siyasilerin söyledikleri var. Ne diyor ihtilalciler? :

      Her gün 7-8 kişi öldürülüyordu. Anarşi ve terör çok tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Vatandaş devlete olan güvenini kaybetmişti. Partiler kısır çekişme içine girdiler. İnsanlar kamplara bölündü, kurtarılmış bölgeler oluştu. Enflasyon arttı. Peki, bütün bunlar bir “askeri ihtilal”’i zorunlu kılar mı?

     Siyasiler bu olaylara daha farklı yaklaşıyorlar:

    - Müdahaleyi akıllarına koymuşlardı. Çünkü sıkıyönetim ilan edilmiş olmasına rağmen 11.Eylül.1980 günü terör var, ama 12.Eylül.1980 günü bıçak gibi kesildi. Dönemin Başbakanı soruyor; Eğer Sayın Evren iddia ediyorsa ki sıkıyönetim başarılı olmuştur, o zaman 12 Eylül’ü niye yaptı? Aranması gereken soru sıkıyönetim neden başarılı olamadığıdır. Üzüntü ile ifade ediyorum ki, gerek 60’ta gerek 70’de gerek 80’de bu işlememiştir.” “Ülkede kan döken hükumetler değil, döktüren de hükumetler değil. Kan dökenlerin, döktürenlerin yakasına yapışmak varken, onu bir kenara bırakıp hükumetlerin yakasına yapışmak daha kolay olmuştur.”

     Dönemin Başbakanı devam ediyor:  “4 Aralık günü yapılan sıkıyönetim komutanları toplantısında, bu olayları kimlerin yaptığı ve yaptırdığı hakkında bilgimiz yok denildi. Ben de o zaman MİT başkanı Türker’i çağırdım. “Böyle diyorlar istihbarat yokmuş” dedim. Türker Bey, “biz komutanlara listeyi verdik” dedi. Bir de bana ver dedim. Getirdi listeyi bana verdi. Hangi sıkıyönetim bölgesinde kimlerdir terör odakları, bunun listesi. Ben de bunu mektuba bağladım, sıkıyönetim komutanlığına verdim. Mektup sıkıyönetim komutanlarına hitaben yazılmış. Genelkurmaya, İçişleri ve Adalet bakanlıklarına da gönderilmiştir. Mektup şöyle: “Sıkıyönetim bölgenizde huzursuzluk çıkardığı sanılan mihrakların ve bunların mensuplarının dosyası ilişiktedir. Gereğini rica ederim.”  “Aslında 12 Eylül sonrasında yakalanan militanların çoğu bu isimlerdir. PKK dâhildir.”

     Emekli Orgeneral Bedrettin Demirel, ölmeden önce yaptığı açıklamalarda 1979’da Evren’i müdahaleye zorladığını ancak daha henüz pişmedi benzeri bir yanıtla karşılaştığını söylüyor. Müdahaleyi hem meşru kılacak, hem de kamuoyundan tam destek alacak bir zamanın beklendiğini, ama hata edildiğini” söylüyor.

    Devrin Başbakanı  “Devlete el koymaya bir sene evvel karar verdiklerine göre (cumhurbaşkanının) seçilememiş olmasından şikayetten ziyade, seçilmemiş olmasını bir bahane yapmaktır esas. Yoksa gerçekten Genelkurmay Başkanı’nın işi değil, cumhurbaşkanı seçilmiş veya seçilmemiş olması. Ki, o anayasayla zaten seçmek de mümkün değildi. Kaldı ki, 12 Eylül’den aylarca önce Adnan Başer Kafaoğlu ile Coşkun Kırca’nın bir anayasa hazırlığı içinde Orgeneral Necdet Üruğ ile temasları olduğu biliniyordu. Haydar Saltık, 12 Eylül’ün Darbe Planlama Birimi başkanı idi. Özel Harp Dairesi, Genelkurmay 2. başkanına bağlıydı. Evren daha 1978 yılında darbe hazırlıklarına giriştiklerini açıkladı.

    Denildi ki; Toplum Atatürkçülüğü bırakıp başka fikirlere sarılmaya başlamıştı.  Yani ne demek İslamcılık? Ne demek liberalizm?  Ne demek solculuk?

       Bu anlayış aslında sanayileşmeyi yaşamamış toplumların şekilcilik anlayışlarından ve tek tip vatandaş yetiştirme ve isteme alışkanlığından ileri geliyor.

      Eleştiriye yer yok. Bu yalnız bizim değil kalkınma yolunda ama henüz tam kalkınamamış toplumların ortak derdi. Ancak değişim bir başladı mı artık durmaz, tıpkı şimdi olduğu gibi.

       Türk toplumunda oldum olası, insanı dönüştüren şey kültür değil, yetki olmuştur. Zaten değişim bizde hiç bir zaman toplumdan ya da aydınlarından değil, yönetimlerinden gelmiştir. O nedenle de fikir beyan etmek biraz risk taşımıştır son yıllara kadar. 

     Bir sonraki yazıda da 27 Nisan bildirisinden ve 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumdan ve gelişmelerden bahsederek “iki 12 Eylül” için bir mukayese imkânı sunalım inşallah.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X