Advert
İNSANİ SERMAYE; RİSK SERMAYESİ
Nevzat ÜLGER

İNSANİ SERMAYE; RİSK SERMAYESİ

Bu içerik 2007 kez okundu.

Geldiğimiz noktada tekrar bir karar yenilemeye ihtiyacımız var galiba. Devlet ne kadar ekonomiye hakim olacaktır. Tam anlamıyla gelişmiş bir ülke olmadığımızdan birtakım problemlerle karşılaşıyoruz. Devletçi plitikalar belki bir-iki yıl iyi gider ama kısa bir zaman sonra getirisinin birkaç misli parayı şöyle ya da böyle buharlaştırır. Belki nereye gittiğini de görmek mümkündür ama sükut etmek sağlıklıdır herhalde.

Büyük devlet yatırımı dediğimiz işletmelerimizi devletin finansmanı şart mıdır? Yıllar önce karşılaştığımız bir mesele tekrar karşımıza çıkmaya başladı. Devletin içeride ve dışarıda borçlanmasından dolayı hem faizler yükseliyor hem de toplanan devlet gelirlerinin önemli bir miktarı borç faizlerine gidiyor.

Devlet alt yatırımları yaparken dahi, gelir garantili yap-işlet-devret modeline başvuracağına, “sukuk” ve benzeri bir yolla hem finansman sağlama yoluna gider hem de gelirin tabana yayılmasını sağlayamaz mı?

Dünyada özel sektör eliyle yatırım yapılmasına ilişkin finansman tedariki iki yolla yapılıyor; “venture capital” (insani finans) yoluyla hisse senedi alımı şeklinde ve sukuk ya da benzeri enstrümanlarla. İki metotta da faiz olgusu yok ve gelir tabana yayılıyor. Bu yolun aynı zamanda, tasarruf yaparken yerli parayı cazip hale getireceğini de bir kenara not etmek gerekir. Günümüzde yerli parayla tasarruf yapmanın cazibesi kaybolmuştur.

Batı dünyasında venture capital-risk semaye şirketi rüştünü ispat etmiş pozisyondadır. İsminden ötürü tereddüde gerek yok, sistem tamamen faizsizlik ve gelirin tabana yayılmasına dayandığı, çok parlak yatırım fikri olup da yeterli finansmanı olmayan girişimci gurubunun amacına tam uygunluk gösteren bir finansman şeklidir.

İleriki aşamalar için sosyal güvenlik kuruluşlarının stokları için de en verimli alanlar risk sermaye şirketleridir. Örneği Batı’da var. Çünkü stokta bir paranın tutulması esas olmayıp, o paranın “devir hızı”nın yükselmesi için sukuk ve benzeri yollarla dünyada yüzde yüz ile yüzde bin sekizyüz kazandırdığını bildiğimiz yatırımlar var.

ABD’de yayınlanan bir raporda; “borç vermekteki hedefin ABD’nin ve Hür Dünya’nın güvenliğinin sağlanması” olduğu açıkça vurgulanırken, Hür Dünyanın “Batı” olduğunu iyi anlamak gerekir. Tabi borç almakta isteksiz davranan ülkelerde birçok kargaşanın ve olayın çıkacağını da unutmamak gerekir. Alınan borçlar da ya genel tüketim mallarının proje finansmanında, ya da genel hizmetler alanında kullanılacaktır. Üretim projelerinde kullanılması söz konusu olamaz.

Kısa vadeli borçların hedefi iç kargaşalıklar çıkarmak, uzun vadeli borçların hedefi ise borçlanan ülkedeki gayrimenkuller ve ülke üzerindeki nüfuzunu artırmaktır.

Türkiye bu oyunu bozmak için 2010 yılından itibaren IMF ile yollarını ayırmıştır. Türkiye’deki terör olaylarına bakarken bu olgu unutulmamalıdır. Neticede dış borçlanmanın çok tehlikeli olduğu bilinmeli ve her türlü yatırım projelerinin finansmanında ülkenin kendi kaynakları anlamında sukuk ve benzeri bir hayli fazla olan yeni enstrumanların kullanılması yoluna gidilmelidir. 

İslam Hukuku’nda sermaye havuzu oluşturulmasının önünde herhangi bir yasak yoktur diyor fakih.

KOBİ ve benzeri işletmeleri büyütmek büyük bankaların değil, risk sermaye şirketlerinin işidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X