Advert
 İKTİSADİ CİHAT
Nevzat ÜLGER

İKTİSADİ CİHAT

Bu içerik 2055 kez okundu.

Osmanlı 400 çadırlık bir Oğuz boyu üzerinden önce Söğüt’te, sonra Bursa, Edirne derken İstanbul’da kök salmıştır. Oğuzlar Horasan’dan geldiklerinden, Osmanlı’da tesirli olan Yesevilik, Mevlevilik, Halvetilik ve Nakşibendilik gibi sufilik hareketleri de Horasan kökenli olmuştur. 

         Bu hareketler genellikle düzeltmeye/ıslah hareketlerine vesile olurken, bazen de olumsuz gelişmelere (mefasid) vasıta olmuştur. Osmanlı’daki “hisbe” teşkilatının görevlerinden biri de “emri bil ma’ruf, nehyi anil münker” olduğundan olumsuzluklar hemen düzeltilme yoluna gidiliyordu. Şimdi bu hareketlerin kuruluşu ve işletilmesi “resmen” mümkün değil.

         Osmanlı toplumunda Nakşibendilik’ten önce niçin daha çok Mevlevilik, Bektaşilik, Halvetilik ve Melamilik mensubu var diye baktığımızda, bu hareketlerin Horasan kökenli oluşlarının tesirini görüyoruz.

         Mevlana Celaleddin de (Mevlevilik), Hacı Bektaşi Veli de (Bektaşilik), Abdullah Sıraceddin Ömer bin Ekmeled din Lahici ve amcası Muhammed Nurül Halveti de(Halvetilik), daha çok Hacı Bayrami Veli ile yaygınlaşan (Bayramiye Melamiliği) ve Şahı Nakşibendi Ahmet Faruki de (Nakşibendilik) hep Horasan çıkışlılardır. Bunlardan Nakşibendilik hareketinin toplumda önemli sayıda mensubu olmakla birlikte, 1826 yılında Yeniçeriliğin ve Bektaşiliğin tasfiye edilmesinden sonra, toplumda hakim “Sünni” tarikat haline geldiğini görüyoruz.

         İmam Rabbani diye ünlenen Ahmet Faruki vasıtasıyla cem olan tarikatlar, günümüz Türkiye’sinde hocalığını Abdurahman Harputi’nin yaptığı sekiz tarikatten icazet almış olan Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi vasıtasyla gelip, İskender Paşa cemaati diye bilinen hareketin son postnişinleri Mehmet Zaid Kotku ve Esat Coşan (Halil Necati) olmuştur.

         Tasavvuf otoritelerinden Hamit Algar; “Nakşibendilerin tarih boyunca topluma yön veren iki ana kesim olarak ümera (yöneticiler) ve ulema (ilim adamları)ya yakınlıkları, şeriatin hakimiyetini sürdürme kaygılarından dolayıdır” diyor.

         Gümüşhanevi’nin kurduğu “yardımlaşma ve yatırım fonu”, aslında “iktisadi cihat”ın en önemli girişimciliğidir. Sonradan oluşturulacak olan “milli iktisatçılık” akımı da bu hareketten mülhemdir.

         Osmanlı padişahlarının arkasındaki aydın kitle; genellikle ulema, edipler (udeba), şairler (şuera) ve tasavvuf ehliydi. 1759 yılında başlayan “Huzur Dersleri” esasen sarayın ve padişahın ilmi ve toplumsal olayları takip etmelerine vesile oluyordu. İşte bu huzur derslerine katılan gerek mukarrirler (anlatanlar), gerek muhataplar (dinleyen ve tartışanlar) hem ulemadan hem de ehli tasavvuftan oluşuyordu. Düşünce ve söz hürriyeti namına “asrın icabatı” konusu oldukça önemlidir zannederim.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X