Advert
DÜŞÜNCE HAVZALARINI TANIMAK GEREKİR
Nevzat ÜLGER

DÜŞÜNCE HAVZALARINI TANIMAK GEREKİR

Bu içerik 1960 kez okundu.

Özellikle 17. yüzyıl sonrasında dünya ölçeğinde yankı uyandırmış önemli düşünce merkezleri sayılırken, maalesef bizim insanlarımız Paris, Londra, Viyana gibi bazı yerleri ve bu yerlerde önemli izler bırakmış felsefecileri ya da genel anlamda düşünürleri hemen sayarlar. Lakin Tokat, Amasya, Kayseri, Diyarbakır, Sivas, Harput ve emsali şehirlemizden hiç bahsetmezler. Bir adım daha atarak; Basra, Taşkent, Şiraz, Azerbaycan, Şam ve medeniyet coğrafyamızın kurucu şehirlerinden bahsetmek pek ender görülür. Davud’i Kayseri’yi, Yanyalı Esat Efendi’yi, Abdullatif Harputi’yi, Şah Veliyullah Dehlevi’yi, Abdurahman Harputi’yi nasıl görmezden gelebilir ehli ilim.

         Dönemlerinin ilim adamlarını yetiştiren medreselerin bulunduğu şehirler elbette ilmiye sınıfına kayda değer ilim insanlarını yetiştirecekti. Bu kurumlarda edebiyat, felsefe, tasavvuf, kelam vd okutuluyordu. Sadreddin Konevi önemli bir “fikir mimarı” olduğuna göre Konya’yı ve Malatya’yı, aynı şekilde Harput, Aksaray, Erzurum, Mardin, Sinop, Niğde ve Erzincan iyi öğrenilmeli değil midir? Hele hele Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış şehirler zikre değer değil midir?

         İbni Arabi’yi Mürsiye’den Malatya’ya, Ali Kuşçu’yu Semerkant’tan İstanbul’a, Mevlana’yı Belh’ten Konya’ya, Sühreverdi’yi Halep’ten Diyarbakır’a taşıyan saik herhalde gezmek tutkusu olamaz.

         Zaten düşünce tarihi, düşünce insanlarının zamanından, mekânından, dilinden ve kültürlerinden bağımsız olamaz zannederim. Bu boyutları atlayarak bir düşünce tarihi yazılamaz.

          Kaldı ki, İslam düşünce tarihi üzerine yapılan sistematik çalışmaları maalesef ilk önce oryantalistler başlatmışlardır. Oryantalist bakış açısının ortaya koymuş olduğu bu çalışmalar da İslam’la ve İslam tarihinin yorumu ile ilgili sonradan yapılacak çalışmalarda birtakım gerçeklerin görülmesinin önünde perdeler oluşturmuştur. İslam düşünce tarihi üzerine araştırma yapacak her insanın önüne bu eserler bazı metodolojik ve anlama problemleri çıkarmaktadır. Bu durum, geçmişin bütün boyutlarının günümüze aktarılmasında ve günümüzün yorumlanmasında önemli engeller oluşturmaktadır. Bu sıkıntılı durumun uzun süre ülkemizde de topyekun İslam dünyasında da etkili olmasının en büyük nedeni; Batı Medeniyetini üstün kabul eden yönetimlerce, Batılı değerlerin mutlak doğru olarak kabul edilmesi arasında yakın bir ilişkisi vardır. Bu anlayışla hazırlanmış olan eserler, bir ülkenin klasikleri arasına girince, yerli düşüncenin önünde müthiş bir perdeleme yapmakta ve sonradan yapılan çalışmaların da toplumda kabullerini zorlaştırmaktadır.

         Toplumları birbirlerinden ayrı gösteren;  İnsan tasavvuruna, tabiat tasavvuruna ve Tanrı tasavvuruna dikkat etmek gerekir. Devletlerin belki de medeniyet havzalarının 21. yüzyıldaki savaş, barış, terör, göç ve gelir dağılımlarındaki adalet çizgisine dikkat edersek bu üç tasavvurdaki kıymet ölçülerini çok rahat görürüz.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR