Advert
TÜRKİYE BAŞARACAKTIR
Nevzat ÜLGER

TÜRKİYE BAŞARACAKTIR

Bu içerik 2145 kez okundu.

Artık bazı konuları gönül rahatlığı ile okuyabileceğimiz ve dinleyebileceğimiz aydınlarımızın sayısı her geçen gün artıyor.

         Halil İnalcık, Kemal Karpat, Şerif Mardin, İlber Ortaylı, Şükrü Hanioğlu, Orhan Koloğlu, Murat Çizakça, Mehmet Genç, Bedri Gencer, Ali Bardakoğlu, Teoman Duralı ilk akla gelenleridir.

         Düşünmek ağır bir yüktür ama düşünmek şarttır. Tembel insanlar bu yükün altına girmeye pek cesaret edemezler. Bu sadece İslam dünyasına has bir durum da değildir. Kimse boşuna öykünmesin Batı’da da durum farklı değildir.

         Kayıtsız şartsız siyaset yapmak, zannederim biraz tembellik konusudur. Kayıtsız şartsız taraf veya karşıt olmak, yazı yazmak çoğunlukla duygusaldır.

        Her şeyin düzelmesini istiyoruz ama sadece bekliyoruz. Bir emek yok, eylem yok, girişim yok. Lütuf bekliyoruz.

         İsmet Özel hem şairdir, hem Sağı da, Solu da, dinini de bilir. Diyor ki,  Solcular evrensel olunca, Kemalistler Batıcı olunca, Milliyetçiler Turancı olunca, Müslümanlar Ümmetçi olunca bir şeyler eksik kaldı, bu ülkeden koptular. Çünkü kendi zeminlerini kaybettiler. Oysa “pergel metaforu” ekseninde hareket etmek gerekir. Önce kendi ülkeniz üzerine düşünce geliştirip sonra dışa açılmak gerekirdi. “Önce refik sonra tarik.”

         Solun aşırılığını terk edenler maalesef kapitalizmi benimsediler. Sosyalim ve kapitalizm dünya genelinde etkisini kaybediyor ama yerine gelmesini arzu ettiğimiz sitemi iyi anlatamıyoruz. Ne var ki dünyanın hiçbir yerinde artık ciddi anlamda din düşmanlığı yok. Bu önemli bir gelişmedir. Sadece katı ideoloji radikalliği yapan marjinal guruplar istisna.
         Unutmayalım, kişinin neye düşman olduğundan ziyade neye dost olduğu önemlidir.

         Görüş ve düşünceler peşin hükümsüz ele alınmalıdır. Hiçbir şey peşin hükümle kabul edilmeden ve hiçbir şey baştan reddedilmeden tartışılmalıdır. Her şey müspet ilmin verileri ile incelenmelidir.

         Kuralı unutmamalıyız; İlimde asıl olan analizdir. İlimde reddetme ancak daha uygun illet bulunduğu zaman olabilir. Yoksa tercih vardır ama inkâr yoktur.

         İkinci Dünya savaşından sonra kurulan BM (Birleşmiş Milletler)in görünen esas gayesi, dünyada barışı sağlamak degil midir? Barışı sağlamak için kurulan BM teşkilatında beş ülkeye “altın hisse” verilmiştir. ABD, Rusya, İngilter, Fransa ve Çin. Yani herhangi bir konuda bu beş ülkeden herhangi biri olmaz derse, isterse 195 ülke evet desin, o karar geçersiz olur. Yarış; hakikati aramak üzerine değil, haklı veya haksız nasıl olursa olsun çıkar savaşı üzerinden yapılıyor.

         Yaptırım gücü olmamasına rağmen Kudüs konusundaki son oylama haksızlığa önemli bir darbe oldu. Cumhurbaşkanı’nın dünya beşten büyüktür sözü de BM’de yürürlüğe girdi. Şimdi sıra temsil imkânı olmayan İslam ülkelerinin ve Afrika ülkelerinin temsil edilmelerine geldi. Yiğit düştüğü yerden kalkar.

         Türkiye, Mısır, Pakistan, Endonezya, Malezya vb on yıllarca askeri ya da asker takviyeli sivil darbelelerle kontrol altında tutularak hem kalkınmalarının önüne setler çekildi hem de demokratik hakların yeşermesine izin verilmedi. Şimdi sakin sakin düşünelim; Kuzey Amerika kıtasındaki demokratik haklar belki kısmen İngiltere gibi birkaç ülke dışında hangi ülkede var oldu. Kaldı ki 2. Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’da revaçta olan sistem demokrasi değil faşizmdi. Demek ki demokrasi, genellikle yazılanların dışında zaten yoktu. Şimdi de olmasın istiyorlar, çünkü düşünen insan tehlikelidir.

         Batı; Doğu ülkelerin kimliklerine dönmelerini önlemek istiyor. Bu oyunu en yeni olarak 1850 yılından beri oynuyorlar. Düyunu Umumiye, Birinci Dünya savaşı, 27 Mayıs Darbesi, 12 Mart ve 12 Eylül Darbelerinin ardından 28 Şubat, 15 Temmuz darbesinin hedefi kendi mutemetlerini işbaşına getirmek değil miydi? Bizim tarihimizde iki defa Devlet Başkanı halkla birleşerek darbecileri püskürtmüştür. Biri 1826’da 2. Mahmut’la, diğeri 15 Temmuz 2016’da Recep Tayyip Erdoğan’la.

         Kudüs, Şam, Medine, Bağdat varken Batı’nın elinde yalnız Roma ve Kostantinopol vardı. Kostantinopol de 15.yüzyılın ortalarında Müslümanların eline geçince ellerinde yalnız Roma kalmıştı. Kadim bir Paris, Londra, Newyork, Whashington var mıydı? Şimdi kendisini dünyanın jandarması olarak gören devletin tarihi 1776’dan başlıyor. Bizim sırf Anadolu’ki hayatımız bin yıldır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X