Advert
MEDENİYETİ KURAN DİNDİR
Nevzat ÜLGER

MEDENİYETİ KURAN DİNDİR

Bu içerik 2252 kez okundu.

       Medeniyet kavramı bazı bilim dalları için henüz tam anlamıyla tarif edilmiş sayılmamakla birlikte, aynı bilim dallarının yine de medeniyet havzaları oluşturdukları bilinmektedir. Gerçi Müslümanlar, İslam’ın gelişinden itibaren kendilerine özgü bir pazar, çarşı ve devlet oluşturmuş, yaşadıkları şehrin adını da değiştirerek “Medine” ismi ile medeniyet kavramını bundan1400 yıl önce kullanmaya başlamışlardır.

     Medeniyet son zamanlarda tekrar üzerinde çok konuşulan bir kavram oldu. Peki, niçin son iki yüzyılda medeniyet kavramı 1990’lardan sonra sıklıkla kullanılmaya başlamıştır? Çünkü son iki yüzyıllık sürenin 7/8’lik bölümünde, dünya pozitivizmin etki alanına sokulmuştu ve 18. yüzyıldan itibaren Müslümanlar, Osmanlı’nın yön tayin edici vasfını kaybetmesinden dolayı başsız kalmışlardı. Bu durum 20. Yüzyılın 4. Çeyreğine kadar da devam etti. Zaten medeniyet kavramı Huntington’ın 1993 yılında yayınladığı “Medeniyetler Çatışması” kitabından sonra tekrar popülerleşmeye başladı. Gerçi Huntington bu çalışmasını bir kıyamet senaryosu olarak devletleri korkutmak için yazmıştı ama dünya artık 1945’lerin dünyası değildi.

      Medeniyetleri dinler meydana getirir ve durağan değildir. Bundan dolayı da Osmanlı İmparatorluğu için “durdurulmuş medeniyet” kavramı kullanılıyor. “Yeni Osmanlıcılık” düşüncesinin Batıyı bu kadar ürkütmesini doğru ve iyi anlamak gerekir.

   Genel olmamakla birlikte çoğunlukla “medeniyet” kavramını üç kelime ile tanımlıyor ilim erbabı: “Din-Şehir-İmparatorluk”. İlahi bir din önce şehri oluşturuyor ardından da büyük bir devleti meydana getiriyor. Bu gün medeniyet oluşturabilme özelliğine sahip din denilince de İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik anlaşılıyor çoğunlukla. Ayrıca Budist ve Hindu medeniyetlerinden de bahsediliyor.

      Medeniyet, insanların sahip oldukları en geniş ve en yüksek kültürel aidiyettir. Bu anlamda da tasnifin üç dine göre yapılması kadar doğal bir şey yoktur. Ayrıca elit kabul edilen bilim adamlarının, din görevlilerinin, iktisatçıların, mimarların, müzisyenlerin, şairlerin ve diğer sanatkârların çoğu toplumsal davranış kodlarının etkilendikleri dini normlarla ilgili olduğu çok açıktır. Bu nedenle insanlar davranışlarının hangi dine daha çok uyduğunu gözden geçirmeleri kendileri açısından da mensup oldukları toplum açısından da faydalı olur. Önemle belirtmek de gerekir ki, düşünce adamları kendi inanç haritaları üzerinden evrensel kuralları zikrederler. Üç semavi dinin ortak noktalarının çoğunlukta olduğu unutulmamalıdır.

     Başa dönersek; Allah emir ve kaidelerini bir peygamberin şahsında topluma gönderiyor. Madem Allah bir kitap indiriyor, öyle ise kitabı insanlara anlatacak, kitaptaki emir ve yasakların nasıl yapılacağını açıklamak için peygamber de gönderiyor. Hangi insan hangi kitaba veya hangi peygambere tabiyse elbette davranışlarını da o kitap ve o peygambere göre uygulayacaktır. Söz gelimi kişi hem Müslümanım diyor hem de Hristiyan veya Musevi normlarındaki davranışları sergiliyorsa; o kişi ya Müslümanlık konusunu bilmiyor veya dinin emredici vasfına pek inanmıyor demektir.

       Hazreti Peygamber Mekke’den Medine’ye hicretinden hemen sonra neler yapmıştı? Önce ibadet edecek, insanları bir araya toplayacak bir mescid yaptırmıştı. Bu gün bu mescide “mescid-i Nebevi” diyoruz. Hemen akabinde de Yahudilere ait pazara alternatif olarak kurallarını kur’an’ın ve peygamberin koyduğu bir pazar meydana getirmişti. Ardından da giyimde, yardımlaşmada, yemek yeme usullerinde, birbirlerini sevmede, toplumsal davranışlarda, cihad etmede, gayrı Müslimlerle münasebetlerinde vs. de hep yeni kurallar oluşturarak hem dini olgunlaştırdı hem de şehir-devlet kavramını oluşturdu. Zaten bu devlet Hazreti Peygamber ve onu takip eden raşit halifeler döneminin sonunda bir İslam İmparatorluğu haline dönüşmüş vaziyetteydi. Diğer yandan Moğollar İmparatorluk oldular ama göçebe olmaları nedeniyle şehirleşemediler ve ilahi bir dini de dominant olarak benimseyemediler. Bundan dolayı da bir medeniyet oluşturamadılar ve yıkıcılık gibi bir vasıfla ünlendiler.

      Netice de “medeniyet” kavramı günümüzde “Din-Şehir-İmparatorluk” kavramlarıyla birlikte anılıyor. İslam Medeniyeti ve Hıristiyan (Batı) Medeniyeti gibi. Üçlü terkipteki imparatorluk kavramını “güçlü ve itibarlı devlet” olarak da anlamak gerekir kanaatimce. İmparatorluklar gibi güçlü ve itibarlı devletler de çeşitli etnik yapılardan meydana geldiği halde aynı medeniyet kodlarını paylaşan bir topluma sahiptirler. Bu toplumsal birlik, arızi birtakım geçici kültür akımları ile yeknesaklıklarını kaybetseler de asıllarına rücu etmeleri kolaydır.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X