Advert
YÜZDE 80 DİLENİR OLDUK !
SERVET YAŞAR ÖZDEMİR

YÜZDE 80 DİLENİR OLDUK !

Bu içerik 883 kez okundu.

O akşam; kayınbiraderleri ve çocukları, kaynana ve kayınbaba, tam takır eve davet edilmişti. Hanımı; yeni aldıkları LCD TV’lerini, kutusundan çıkarıp kurma işini mini bir törenle yaptıracaktı. Kutuyu salonun ortasına getirdi adamcağız TV’yi çıkardı ve eski tüplü TV’nin sehpasına henüz bırakmıştı ki, büyük kayınbiraderi atıldı: ’’Enişte! Bu televizyonu bu sehpada kullanmayı düşünmüyorsunuz değil mi? Bunlara göre şöyle yeni TV üniteleri çıkmış altlarında çekmece filan var.’’

Adamcağız bunu hiç düşünmemişti açıkçası ve büyük kayınçoya cevabını veremeden kaynana atladı: ’’ Vallahi çok güzel olur. Hem, yeni TV ünitesini alırsanız şu eski halıyı da değişirsiniz şöyle salona değişik bir hava katar.’’

’’ Di gel haydi, sehpayı hallettik şimdi de halı kaldı.’’ ’’ dedi, adamcağız içinden…

Kaynanadan sonra sözü kayınbaba aldı: ’’ Damat! Bence elini vurmuşken şu koltuk takımını da değişirsin taksitle ödersin ufak ufak…’’

’’Hoppala! ’’

Sonra hanımı, sanki aylardır söyleyecek de bir türlü söyleyemediği şeyi ağzından çıkardı: ’’ Ay! Ne kadar güzel olur. Bu arada şu perdeleri de değişiriz. Kaç yıldır şu perdeleri kullanıyoruz. Hem salona hiç yakışmıyorlardı.’’

Adamcağız hanımına şaşkın şaşkın bakarken, talepler ve tavsiyeler peş peşe sıralanmaya devam ediyordu.  Küçük kayınço sözü almıştı bu kez: ’’ Enişte! Benim tanıdığım bir boya ustası var. Şu evi de iyi bir boyatırız artık.’’

Söylenenlere artık tahammülü kalmayan adamcağız, yeni televizyonu kaptığı gibi tekrar kutusuna koydu:’’ Ben eniyisi bu televizyonu geri iade edeyim. Meğerse ne kadar çok şeye ihtiyacımız varmış da haberimiz yokmuş’’

  Toplumumuzda bu ve benzeri örnekler çoktur maalesef. İhtiyacımız olmayan şeyleri, ihtiyacımız varmış gibi bize lanse eden ve hayatımızın hemen her alanında karşımıza çıkan reklamların da payı çoktur bunda şüphesiz… Ama bütün bunlara karşın en çok yaptığımız hata  israf! …

Bakın büyükten küçüğe birkaç tanesini sıralayalım yaptığımız israfların…

-3+1 daireye sığmadığını zannederek yeni bir 4+1 daireyi, 10-15 yıllık kredilerle almak…

-Arabamızı, yeni modeline veya daha lüksüne tav olup değiştirmek…

-Her iki veya üç yılda bir evin mobilyalarını halılarını veya perdelerini değiştirmek…

-Her yeni çıkan cep telefonu modeline sarılmak…

-Gardropları tıka basa kıyafetlerle doldurmak…

-Bir öğünde çeşit çeşit yemekler…( Üstelik ayrı tabaklarda yiyip yemeğin bereketinden de mahrum olmak…)

v.s…

İstatistiklere göre halkımızın yüzde 80’inden fazlası borçlu...

Türkiye’de 30 milyona yakın icra dosyası bulunuyormuş ve vatandaşın bankalara olan kredi kartı ve tüketici kredisi borcu 500 milyara yaklaşırken bu paranın 350 milyara yakını da faize gitmiş.

Bankalarımız malum, şeker dağıtır gibi kredi kartı dağıtıyor ve bazen‘’ Elma hesabı’’ adı altında insanlarımıza belki de ‘’Ayvayı’’ yedirtiyor.

Herkes borçlu ve giderler gelirlerle karşılanmıyor. Aradaki fark sürekli borçla finanse ediliyor. Bu durumun kısa vadede bireylerin ve şirketlerin iflas etmesine yol açması da kaçınılmaz oluyor ve kapitalist sistemin daha fazla kölesi oluyorlar.

Aynı zamanda işletmelerimizin büyük çoğunluğu nakit akışını banka kredilerine göre yönetiyor. Alacak ve borç ödeme dengesini kurmak yerine banka kredisine güveniyor. Hemen hemen her banka ile çalışıyor ve her türlü, her vadede olan krediyi kullanıyor.

Gelirlerine uygun hayat standardına razı olmayanlar, harcamalarını yükseltince, gelir ve gider arasındaki farkı da borçlarla kredilerle kapatmaya çalışıyorlar.

Borç batağına düşen insan; yaratanının kesin emirlerini bir kenara bırakıp helal-haram kavramını unutuyor. Faizin haram oluşuna bakmadan rahatlıkla bankalardan nakit krediler çekiyor. Borçlarını ödemek için maaşı yetmeyince de çareyi şans oyunlarında veya kumarda aramaya başlıyor. Yalan söylüyor, riyakarlık yapıyor ve bazen de hep aldatan, sahtekar bir insan konumuna düşüyor.

Bazen mahremiyet kalkıyor veya kırılıyor. Çalışılmaması gereken yerlerde belki de çalışılmaya başlanıyor.

Neticede…

Sürekli borçlarla saadet yaşanmaz. Nereye kadar sürer? Elbette borç bulamaz hale gelinceye kadar…

Sonrada borç batağı içerisinde debelen dur!

Faizli sistemden kurtulmanın, devletimize ve dahi hükümetimize bakan yönleri de var tartışmasız… Vatandaşı bu sarmaldan ve bu bataklıktan kurtarmanın yollarına acilen bakmak zorundalar.

Lakin bizler atalarımızın da dediği gibi ‘Ayağımızı yorganımıza göre uzatmak’ ve iktisatlı davranmak( Gerekli şeyleri gerektiği kadar ve eldeki kaynaklarla almak) zorundayız. Aksi takdirde bütçemizi aşan harcamalar bizleri, birilerinden veya bir yerlerden para dile(n)meye zorlayacak ve bunun neticesinde de henüz zamanı gelmemiş maaşlarımız ipotek altına alınacaktır. Sonra da alın size ‘’çağdaş kölelik…’’ Görünürde kendine çalışan; lakin maaşı yıllar boyu taksitlere ve dahi kredilere ayrılmış bir ömür geçiren insan oluveriyoruz.

Borçsuz günlere iktisatla ulaşmanız dileğiyle…

Sağlıcakla kalın!

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Elazığ’da PKK/KCK operasyonu:1 tutuklama
Elazığ’da PKK/KCK operasyonu:1 tutuklama
Erdem: Hep güzel haberlere imza atalım!
Erdem: Hep güzel haberlere imza atalım!