Advert
BİLİM ve İNSANLIK
SIRAÇ KOÇ

BİLİM ve İNSANLIK

Bu içerik 642 kez okundu.

Bilim nedir?

Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan yöntemli araştırma süreci...

Matematik, mantık, hukuk, fizik, kimya, biyoloji vb. kabaca rasyonel ve pozitif bilimler olarak sınıflandırılabilir.

İnsanlık tarihi bilimsel çalışmalar ile şekillendi.

Doğa’nın amansız koşullarına ve daha güçlü canlılar karşısında hayatta kalma ihtiyacı, bilimin temelidir aslında.

İnsanoğlu’nun timsah kadar güçlü dişleri olmadı.

Çita kadar hızlı koşamadı.

Ya da aslan gibi pençelerini kullanamadı.

Ve insanoğlu, doğa karşısında fiziksel çaresizliğini organize akıl ile aştı.

 

*

 

Asıl gelişmesini ise Sanayi Devrimi’nde yaptı bilim...

Bir ırkın veya sınıfın değil insanoğlunun tümünün ihtiyacını karşılamak iddiası ile üstelik.

Yaşadığımız çağa bir bakalım.

Bilimsel çalışmalar hep gelişmiş ülkelerde vücut buldu.

Kişi başına milli gelirin yüksek olduğu, kamu gelirinin önemli bir bölümünün eğitim araştırmalarına, teknolojinin geliştirilmesine aktarıldığı ABD, Almanya, İngiltere, Çin gibi ülkeler her konuda uzak ara önde gidiyor. 

En başarılı üniversiteler Amerika ve İngiltere’de...

Cevap basit aslında: Temel eğitimin bilimsel karakteri.

Bu artık bir tercih değil, zorunluluk!

 

*

 

Soğuk savaş dönemini bir hatırlayalım. 1917-1990 arasında yaşanan ve 1960’larda doruğa çıkan ABD-SSCB rekabeti.

Bu rekabet Amstrong’un Ay’a ayak basmasıyla doruğa ulaştı. İnsanlık için atıldığı iddia edilen bu büyük adım aslında Amerika için atılmıştı.

İki süper güç arasındaki savaş, ideolojik bir savaştı ve galibi diğer kutba ideolojisini de ihraç etti.

Her iki güç, başarı için 100 yıldır pozitif bilimden faydalandı ve üstüne yeni ülkeler koyarak ilerliyor.

Hayatta kalma ihtiyacı ile başlayan bilimsel gelişim, modern çağda insan ırkının birbiri üstünde hakimiyet kurma ve sömürü aracı olarak kullanılıyor. 

 

*

 

Gelelim bizim tarafa.

İlk emri “Oku!” olan dinimiz İslam peygamberi Hz. Muhammed (S.A)’in “İlim Çin’de bile olsa bulunuz” hadisi yeterince açık değil mi?

İslam toplumlarının bu denli bilimden uzak kalması, Batı karşısındaki geriliği ne ile açıklanabilir?

Üniversite kürsülerinin bilimsel üretkenliğinin arttırılması için neden yeterli donanım ve ekipman sağlanmaz? Araştırma görevlileri ve bilim insanları neden özgür ve bağımsız bir çalışma alanı bulamaz?

Niye başarılı bilim adamlarımız ülke dışına atar kendini?

TÜBİTAK, TÜBA, MTA gibi bilimsel araştırma kurumlarımız bilim üretmek konusunda yeterli midir?

Bu sorular arttırılabilir ancak amacımız soru sormak değil, cevaplara ulaşmak.

 

*

 

Gençlerimiz araştırma ve geliştirme kulüpleri içinde daha fazla faaliyet yürütmelidir.

Ortaokul ve liseler gereksiz müfredattan arındırılmalıdır.

Uygulamalı eğitim en az teorik eğitim kadar önemlidir ve tüm eğitim kurumlarımız laboratuvar ve teçhizat donanımına sahip olmalıdır.

Gençlik sadece meslek edinmek değil, bilimsel gelişme için üniversite okumalıdır.

İlber Hoca’nın dediği gibi, mektebi bitirince mobilyacı değil, dünyayı dolaşmalıdır.

 

*

 

Siyaseti siyasetçiler, bilimi bilim insanları yaparsa gerçeğe ulaşacağız.

Fransız sosyolog Gustave Le Bon’un dediği gibi; Bilim bize gerçeği vaad eder, mutluluğu ya da barışı değil.

 

*

 

Ekonomik Araştırmalar Forumu’nun düzenlediği 2018 yılında Türkiye Ekonomisi Paneli’ni haftaya sizler için takip edeceğim. Hoşçakalın...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu