Advert
SURİYE’NİN BİZE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Habib KARAÇORLU

SURİYE’NİN BİZE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bu içerik 571 kez okundu.

            Ülkemizin yanı başında ABD’nin desteği ile iyice palazlanarak tehdit oluşturmaya başlayan YPG’ye karşı beklenen harekât 20 Ocak Cumartesi günü başladı. Özgür Suriye Ordusu güçleri ile birlikte askerimiz Afrin’i şer odaklarından temizlemek amacıyla “Zeytin Dalı” operasyonunu başlattı. Sınır güvenliğimizi sağlamak amacıyla Fırat Kalkanı harekâtından sonraki bu ikinci operasyonda da ordumuza başarılar dilerken, askerimizin salimen geri dönmesi için de dua ediyoruz.

            Aramızda en uzun sınırın bulunduğu komşumuz Suriye bu hale nasıl geldi veya getirildi? Bu sorunun cevabını bulamazsak şu anda yaşadıklarımızı da tam olarak idrak edip yorumlamamız pek mümkün olamayacaktır. Dört asır Osmanlı hâkimiyeti altında kalan bu toprakları 1918 yılında Fransızlar işgal ettiler ve ardından 1946 yılında Fransa’dan özgürlüğünü kazanan ülkede bir türlü istikrar sağlanamadı. Darbeler birbirini izledi. 1970 yılında bir subay pilot olan Hafız Esad yönetimi ele geçirerek ülkeyi zalim bir diktatör olarak yönetmeye başladı. Hem Nusayri hem de sosyalist fikir yapısına sahip olan yönetime karşı Sünni halk direniş sergileyince 1982 yılında Hama şehrinde 30 bin Müslüman katledildi. 2000 yılında ölen Hafız Esad’ın yerine oğlu Beşşar Esad geçti. Önceleri halka özgürlükler ve demokrasiye geçiş konusunda vaatler sunan Beşşar’in vaatleri gecikince, her açıdan çok kötü durumda olan halkta huzursuzluk iyice artmaya başladı.

            2005 ve 2010 yıllarında iki defa ziyaret ettiğimiz Suriye’nin her yönden çok geri kaldığını görmüştük. Sanayileşme konusunda çok gerilerde olan ülkede birçok şey dışarıdan ithal edilmekte, ekonomi tarıma dayalı olarak ayakta kalmaya çalışmaktaydı. Rejimin tek partisi olan Baas mensupları refah ve lüks içerisinde yaşarken diğer kesimler kıt kanaat hayatlarını devam ettirmeye çalışıyordu. Bu şartlarda Türkiye ile iyi ilişkiler kurarak gelişmek isteyen Suriye rejimi sınır kapılarını ardına kadar açarak Türkiye’den uzatılan dostluk eline sıkı sıkıya sarılıyordu.Ancak umulanlar olmadı.

            Her şey 2011 yılında aniden ortaya çıkan “Arap Baharı” ile başlamıştı. Tunus’ta başlatılan “Arap Baharı” adındaki ayaklanmalar Suriye’ye de sıçradı. 15 Mart 2011 tarihinde Dera şehrinde başlatılan ayaklanmalar bir anda tüm ülkeye yayılmaya başladı. Rejim ayaklanmaları bastırmak için silah kullanıp binlerce insanı katledince iç savaş patlak verdi. Özgür Suriye Ordusu adı verilen milis kuvvetler Rejim güçleriyle ülkenin her tarafında çatışmaya başladı. Ülkenin kuzeyinde yer alan ve genelde Kürt nüfusun yoğun olduğu yerleşim birimlerini terk eden Rejim,  buraların PKK’nın Suriye kolu PYD ve dolayısıyla silahlı kanadı YPG’nin kontrolüne girmesine fırsat verdi.

            2014 yılına gelindiğinde ülkedeki dengeleri alt üst eden ABD ve Batı destekli IŞİD ortaya çıkarak Rakka ve Deyrizor başta olmak üzere ülkenin önemli bir kısmında kontrolü ele geçirdi. IŞİD’in yaptığı zulümleri bahane eden ABD, Rusya ve bir kısım Batılı ülkeler 2015 yılında Suriye’yi bir baştan ötekine kadar ağır bombardımanla yerle bir ettiler. Suriye rejimine destek için İran ve Lübnan Hizbullah’ı da savaşa girince durum içinden çıkılmaz hale geldi. Ülke nüfusunun yarısı, yani 12milyon insan yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı. Avrupa’ya göç etmek isteyen yüzlerce Suriyeli denizlerde boğuldu. 600 bin insanın hayatını kaybettiği savaşı bitirmek için Türkiye, İran ve Rusya bir araya geldi. Ateşkes için anlaşan taraflar halen daha görüşmelere devam ederken durumdan rahatsız olan ABD savaşı yeniden başlatmak için YPG’ye çok yoğun silah sevkiyatına başladı. Birinci asli görevleri İsrail’in güvenliğini sağlamak olan ABD başkan ve hükümetleri İsrail’e tehdit oluşturan veya oluşturma ihtimali bulunan tüm ülke ve hareketleri imha etmek için her an Siyonizmin hizmetine hazırlar. Bu bölgede ne kadar çok Müslüman ölürse onlar için o kadar çok başarı sayılır. Ölen Müslüman’ın Arap, Türk, Kürt, Acem veya Sünni, Şii vb. olması fark etmez, yeter ki ölen Müslüman olsun.

            Türkiye’nin başına PKK belasını sararak kırk yıldır bununla meşgul eden Amerika ve Batılı ülkeler Türkiye’de kaybettikleri savaşı bu kez Suriye’de devam ettirmeye çalışıyorlar. Emperyalizm niçin Müslüman toplumları bu kadar kolay kandırıp kendi amaçları doğrultusunda kullandıktan sonra sonuçta güçsüz hale getirip çöpe atar? İşte asıl sorgulamamız gereken bu. Türkiye’nin Afrin operasyonu hakkında çelişkili açıklamalarda bulunan ABD yönetimi yanında, operasyonu destekleyen İngiltere, Hollanda ve AB’nin tutumları çok kuşku uyandırıcı değil mi? Onlar yıllardan beri destek verdikleri “Kürt Sorunu” konusunda niye yüz seksen derece dönüverdiler, bir düşünmek lazım. Kuzey Irak’ta bağımsızlığını ilan etmeye çalışan Barzani’yi niçin yalnız bıraktılar? Bütün bu gelişmeleri kendi başarımız olarak yorumlamak, karşımızdaki düşmanı küçümsemek, buna göre tedbir almamak ileride bize de çok pahalıya mal olabilir.

            İslam âlemi 17.yüzyıldan beri üç dört asırlık bir zaman içerisinde ne yazık ki Emperyalizmin elinde inim inim inlemektedir. Bunu en önemli nedeni kendi öz değerlerini terk etmesidir. Yani Kur’an’dan ve Hazreti Peygamber’in yolunda uzaklaşmasıdır. Bize okumayı, düşünmeyi, ilerlemeyi, doğruluğu, insanlığın kurtuluşu için çalışmayı emreden Yüce Dinimizin temel esaslarını terk ederek tembellik, korkaklık, taklitçilik, dünyacılık ve en tehlikelisi ırkçılık gibi çok zararlı hastalıklara bulaşmışız. Bu hastalıklardan kurtuluş yeniden Allah’ın ipine sarılmak, Resulü(S.A.V)’in yolundan gitmekle mümkün olacaktır. Gerisi hava cıvadır. İslam âlemi Türkü, Kürdü, Arabı, Acemi ve diğer tüm unsurlarıyla birlik olup topyekûn ayağa kalkmadıkça asla kurtulamayacaktır. 1997 yılında bir yıllık iktidarının sonunda bunu başarmak için D-8’i kuran Erbakan Hocamızı rahmetle anıyoruz. O’nun o günkü çabası devam ettirilse bugün bu vahim olayların hiçbiri yaşanmayacaktı. Daha fazla gecikmeden tüm İslam âleminin bu adımı atması gerekir. Amerika, Avrupa, Rusya, Çin ve diğerleri asla bizim dost ve müttefikimiz olmazlar, olamazlar, olmaları eşyanın tabiatına aykırıdır. Yüce Rabbimiz Kerim Kitabında: “  Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 144.Ayet)  diye uyarırken, Enfal Suresi 73. Ayette ise: “Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.” Diye buyurarak tam da günümüze işaret etmektedir. Evet bugün İslam âlemi ve tüm dünya büyük bir fitne ateşi içerisinde yanıp kavrulmaktadır. Adaletin, ahlakın, eşitliğin ve tüm insani değerlerin yok olduğu bu dünyada Müslümanlar hâkim olmadıkça bu zulüm devam edecektir. O halde: “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın…” (Ali İmran 103. Ayet) tavsiyesine uymaktan başka çaremiz yoktur. Rabbim tüm Müslümanlara bu şuuru nasip etsin. Âmin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu