Advert
HACCIN FARZ OLUŞUNUN TARİHÇESİ
Halit POLAT

HACCIN FARZ OLUŞUNUN TARİHÇESİ

Bu içerik 245 kez okundu.

       Bismihi Teala

     Hac güç yettirenler üzerine İslam’ın beş farzı ve esas olan rükünlerinden bir tanesidir. Hicretin altıncı yılında farz kılınmış, Hz. Ebubekir dokuzuncu, Hz. Peygamber (s.a.v) onuncu yılda hac yapmıştır. Resulullah, müşriklerle yaşanan problemler gereği farz kılındıktan sonra birkaç yıl hac yapamamıştır.

    Hac, genel bir ibadettir. İbrahim (a.s)‘dan bu yana devam ederek bugüne kadar gelmiştir. Ayeti kerimelerde de görüleceği üzere İbrahim (a.s)’dan, Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadar insanlar hac yapmışlardır. Araplar, müşrik olmalarına rağmen hac yapmayı bırakmamışlardır. İbrahim (a.s)’ın sünnetiyle devam etmişlerdir.

     “Yeryüzünde Allah’a ibadet edilmesi amacıyla ilk bina edilen ev, Allah’ın Mekke’deki haram olan evidir. Bu beyt mübarektir ve orada rahmetler iner. Namaz kılarken oraya doğru dönülür.  Haccın ve umrenin yapılmasında bütün insanların maslahatı vardır. (Al-i İmran 96)

      “Ey İbrahim! Haccın onlar üzerine vucubiyetini onlara bildir. Yaya olarak veya binek üzerinde bütün uzak yerlerden sana gelsinler. Allah için eda edecekleri ibadetleri, hac farizasının kabulü ve günahlarının affedilmesi için orada bulunsunlar. Allah’a yakın olma niyetiyle belli olan günlerde (zilhiccenin on, on bir, on iki ve on üçüncü günleri) Allah’ın adını anarak kesecekleri kurbanlarını yesinler ve yedirsinler. Ve sonra kalan diğer vecibeleri tamamlayıp ihramdan çıksınlar. Allah’ın kadim ve bütün diktatörlerin tasallutundan özgürleştirdiği Kabe’yi çokça tavaf etsinler.” (hac 27-29)

        “Orada açık beyyineler vardır. Onlardan bir tanesi İbrahim’in üzerine çıkıp Kabe’nin binasını yükselttiği İbrahim’in makamıdır. Kim oraya girerse hiçbir kötülüğün dokunmayacağına dair güvence içerisindedir.  Hac ibadetini eda etmek için insanlardan gücü olan herkesin, yeryüzünün neresinde olursa olsun bu beyti kast etmesini vacip etmiştir. Kim haccın farziyetini inkar ederse şüphesiz kafir olmuştur. Allah’ın o kişiye, onun ibadetlerine ve tüm insanların ibadetlerine ihtiyacı yoktur.” (Al-i imran 97)

     Beytin Hz. İbrahim’e nispet edilmesi ayeti kerimeyle sabittir. Hz. Muhammed’in, Hz. İbrahim’in dinine mensup olduğunu, Yahudi ve Hristiyanların kendilerini İbrahim’in dinine nispet etmelerinin doğru olmadığını ayeti kerime açık bir şekilde ortaya koymuştur.

      Ayeti kerimede geçen güç yetme ifadesini  Resulullah bir hadisinde; binek, yiyecek ve yol parası olarak bildirmiştir

     Haccın terk edilmemesi hususunda  İslam peygamberinin uyarıları vardır. Allah resulü bir hadisinde “Kim Allah’ın beytine gidebileceği bineğe sahipse ve buna rağmen hac yapmazsa ya Yahudi ya da Hristiyan olarak ölür. (yani İslam dışı bir din üzerine ölür)” buyurmuştur.

     Darimi ve Beyhaki’nin naklettiği başka bir hadiste de  “ Kişiyi hac yapmaktan açık bir şekilde engelleyen hastalık, zorba bir yönetim ve açık bir özür yokken hac yapmazsa, bu kişi dilerse Yahudi dilerse Hristiyan olarak ölsün (fark etmez).” buyrulmuştur.

     Bu şekilde bir kaç çeşit rivayet vardır. Bunlar senet olarak zayıf olsa da, bir çok ravi tarafından nakledildiği için hasen derecesinde olduğu söylenmiştir.

       “Haccı yapmanın vakti belli olan aylardır (veya hac belli aylarda olur). Bu aylarda kim hac farizasını yaparsa, ona cima, şeriatın sınırları dışına çıkma ve cedelleşme yoktur.” (Bakara 197)

       Hac niyeti ancak bu aylarda olur. Şevval ayının girmesi ile başlar, zilhiccenin onuncu günü Arafat’tan indikten sonra süresi biter. Bütün İslam alimlerine göre bu aylarda hac için ihram giyilmektedir.  Ayeti kerimede geçen başka bir vurgu da Hz.İbrahim ve İsmail’den cahiliye devrine, oradan da Peygamberimizin zamanına ve günümüze kadar hac aylarının bu aylar olduğudur. Bu aylarda değişiklik yapılamaz. Cahiliye döneminde Araplar  işlerine gelmediğinde zaman zaman hac aylarını değiştirmişlerse de bu ayetler değişemeyeceğini ispatlamaktadır.

        Ayeti kerimelerde açık bir şekilde hac aylarının belli olduğu, ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belli olmasına rağmen bazı İslami bilgilerden yoksun, akıl ve düşünce fukaraları televizyon ekranlarına çıkarak haccın sene boyunca yapılabileceğini Müslümanların üç sefere bölünerek haccın yapılacağını söylemişlerdir. Bakara 197 ayeti Hz. İbrahim’den günümüze kadar haccın şekli ve zamanı Kur’an’daki gibidir. Bu sürenin değiştirilmesini ayeti kerime reddetmektedir. Bu söylemlerinin Kur’an ve sünnette yoktur.

     Diyelim ki bunu yılda iki veya üçe böldüğünüzde arefe günü hangi gün olacak, hangi gün ihrama girilecek, müzdelife ve mina günleri hangi gün olacak, bayram günü, kurban kesme günü hangi gün olacak, hangi ayda hacca başlanacak, kim bunları belirleyecek... Bu, dinde olmayan şeyi din içerisine koymadır. Bütün bunlar müsteşrikler ve satılmış kalemler tarafından bu dine des edilmek istenmektedir. Bu gibi düşünceler Allah’a iman eden, peygamberin sünnetine tabi olanın aklından geçmez.

       Gerekçe olarak kalabalıktan dolayı izdiham yaşanması gösteriliyorsa, buna  karşı yeni şeyler yapılabilir. Yollar genişletilebilir, bugün yapıldığı kota konulabilir . Bu gibi çareleri bırakıp hac sayısını ikiye üçe çıkarmak böyle söyleyenlerin  ahmaklığından başka bir şey değildir. Sübhaneke haza buhtanun mübin.

      Kabe binlerce yıl yıkılmadan kalmıştır. Çevresel etkilerden dolayı bazı zamanlarda ve Resulullah otuz beş yaşındayken yaşanan sel felaketi sonucunda  tamirat geçirmiştir. Ebrehe’nin ve daha sonra bazı zalim yöneticilerin orayı yıkmak için tasarladıkları saldırılar başarısızlığa uğramıştır.

        Bir sonraki yazımızda haccın rükünlerinden  bahsedeceğiz.

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu