Advert
ZEYTİN DALI VE YERLİ METOT
Nevzat ÜLGER

ZEYTİN DALI VE YERLİ METOT

Bu içerik 2062 kez okundu.

Türkiye, Zeytin Dalı adını verdiği Afrin’deki harekâtı başarı ve kararlılıkla devam ettiriyor. Bu harekata bu milletin verdiği destek, marjinal birkaç yüz kişilik gurupları saymazsak aşağı-yukarı yüzde yüze yakın. Kaldı ki son 25-30 yıldır savaşları ve mücadeleleri sanal âlemden canlı olarak seyredebiliyoruz ve aldatılmaya artık tahammülümüz yok.

         Türkiye bu harekâtla terör örgütlerini temizliyor. Buna karşılık terör yanlısı kişi ve guruplar da bu işe ağıtlar yakıyor. Ama toplumda bu gurupların artık karşılığı yok. İnsanlar terör örgütlerine değil devlete inanıyor ve güveniyor.

         Türkiye niçin bu harekâtı gerçekleştiriyor? Şartmıydı değilmiydi? Bu yalnız bir terör örgütüne mi karşı, yoksa oynanan küresel bir satranç oyununu mu boşa çıkarmayı hedefliyor? Bu harekatı önemli kılan gerekçeler nelerdir, şimdi onlara bakalım.

         Doğru ilk hedef terörle mücadele. Çünkü PKK/PYD Afrin’i tıpkı Kandil gibi bir üs olarak kullanıyor.

         Hatay ve Kilis illerimizde yaşayan insanlarımızın ve bilvesile ülkemizin geleceği ve güvenliği açısından bu bölgenin temizlenmesi gerekiyor. Kötü komşu huzursuzluk nedenidir.

         Kuzey Suriye boyunca kurulması ve Akdeniz’e ulaşılmayı hedefleyen, planlanan “PKK/PYD Koridor Devleti”nin önlenmesi için bu harekat elzemdir. Düşünülen bu koridor vasıtasıyla Türkiye’nin İslam ülkeleri ile organik bağının kesilmesinin hedeflendiğini de unutulamaz.

         Halen bizim topraklarımızda yaşayan 4 milyon Suriyeli’nin ülkelerine dönüşlerinin sağlanması için bu harekât gereklidir.

         Masada oturanlardan sesi en gür çıkanların cephede kazananlar olduğu bir gerçektir. Türkiye’nin uluslararası arenada ve hemen yakında gerçekleşecek olan Soçi ve Cenevre görüşmelerinde elinin güçlenmesi için bu harekât önemli bir tayin edici pozisyona sahiptir.

         Bu harekâtla 270 kilometrelik bir sınır alanımız kontrola alınmış oluyor. Geriye kalan 640 kilometrelik sınır da aynı güzelleştirmeyi bekliyor.

         Anladığım bir şeyi de eklemek durumundayım:

         1989 yılından beri özellikle ABD, Rusya ve Çin için, belki kuralları koyanlardan biri olarak İngiltere için çok avantajlı olan “yumuşak güç” metodu, kalkınma yolunda, “kalkış aşamasında”ki bir ülke konumundaki Türkiye ve benzeri ülkeler için bir avantaj değil, aksine bir dezavantaj hatta bir indirgemeciliktir. Çünkü “yumuşak güç” kavramı sömürgecilik geçmişi ve buna ilişkin uygun inancı olan ülkeler için bir avantaj sağlarken, geçmişinde sömürgecilik anlayışı bulunmayan ve Müslüman olan bir Türkiye için peşin kaybetmek anlamına gelir. Yumuşak güç; bağımsızlık ve demokrasi makyaşı altında sömürgeciliğin aldığı yeni şeklin adıdır aslında.

         Son cümle; Türkiye uzun bir aranın ardından ilk defa Batı tipi değil, kendine ait bir metotla Batı’nın kendisini kıskanacağı bir harekâta girişiyor demenin bir mahzuru var mı? Say’iniz meşkur olsun.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X