Advert
BOP’UN İLK HASMI SULTAN ABDULHAMİD HAN
Habib KARAÇORLU

BOP’UN İLK HASMI SULTAN ABDULHAMİD HAN

Bu içerik 631 kez okundu.

            Irak’ın Amerika tarafından işgali ve Suriye’deki iç savaşla gündeme gelen BOP yani Büyük Ortadoğu Projesi bugünlerde Afrin Harekâtı nedeniyle çok konuşulurken, vefatının 100.yılı dolayısıyla BOP’un daha doğrusu BİP, yani Büyük İsrail Projesinin önündeki ilk engel olan cennet mekân Abdulhamid Han’ı da bu vesileyle anmak ve anlamak gerekiyor.

                Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve İslam Halifelerinin yüz on üçüncüsü olan II.Abdulhamit Han amcası Sultan Abdulaziz’in tahttan indirilip şehit edilmesiyle 31 Ağustos 1876 tarihinde onun yerine tahta oturmuştu.  Osmanlı Devleti’nde idareyi ele geçirin batı kuklası Mithat Paşa ve diğer hainler, devlet işlerine karışmaması ve yalnız meclisin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han’ı sultan ilan etmişlerdi. Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin ve birçok kötü niyetli azınlık temsilcilerinin yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya’ya harp ilan etmek oldu.  Tarihe “doksan üç harbi” diye geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket olmuştu. Ruslar tüm Balkanları ele geçirip İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Düşmanın önünden kaçan bir milyondan fazla Müslüman Balkan ahalisi,  İstanbul ve civarındaki şehirlere göç etmek zorunda kalmıştı. Rusya ve müttefikleriyle anlaşmak zorunda kalan Sultan Abdülhamid Han, vatanın selameti için önce devleti parçalanma ve yok olmaya doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı feshetti ve böylece devlet idaresini tek başına eline aldı.

Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu zor durumu ve bunun nedenlerini çok iyi bilen Abdulhamit Han ülkede büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Şahsî parasından da harcamak suretiyle cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü, hayır kurumları gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Devletin hizmetlerini daha düzenli yerine getirmesi için bugün faaliyette olan birçok kurumu hayata geçirdi. Balkanlardan Hicaz ve Bağdat’a kadar ülkenin dört bir yanına demiryolları döşedi. 

1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan Siyonizm kongresinde alınan kararla Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurma emellerinin önündeki ilk engel Sultan Abdulhamit olmuştu. Siyonist Yahudilerin Osmanlı borçlarının tamamını ödeme ve bir o kadar altın verme tekliflerini reddetti. Bu toprakların şehitlerin kanlarıyla alındığını, asla satılık olamadığını Teoder Herzl ve heyetine bildirerek huzurundan kovdu. Filistin topraklarının Yahudilere satılmaması için de gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni isyanlarına karşılık yöre halkından Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hâkimiyetini sağlamlaştırdı.

Müslümanların Halifesi II.Abdülhamid Han’ı tahtından indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu büyük padişaha karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge (Kızıl Sultan) ” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen kabul eden batı düşüncesindeki sahte aydınlar, yaptıkları propagandayla hem tahsil yapan gençleri hem da halkı aldattılar. Bu yıkıcı kampanyaların etkisinde kalan mülkiye, askeriye ve tıbbiye talebelerinin katılımıyla gizli bir şekilde İttihat ve Terakki cemiyeti kuruldu.  Siyonistler ve Batılı dostlarının desteğini alan cemiyet mensupları halkı ve idarecileri zorlamak suretiyle 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettiler. Bunun sonucunda yeniden başlayan fitne ve fesat faaliyetlerinin sonucunda 31 Mart Vakası denilen İngiliz yapımı ayaklanma ortaya çıkmıştı. Bu ayaklanmayı bahane eden İttihat ve Terakkiye mensup subaylar Selanik’te Harekât ordusu adını verdikleri bir kuvvet hazırlayarak İstanbul üzerine yürüyüp halk ve devlet üzerinde baskı kurdular. İttihatçılar tarafından tahttan indirilen Sultan Abdülhamid Han, Selanik’e sürgün edildi.

Abdulhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle felaketler peş peşe gelmeye başlamıştı. Osmanlı Devletini parçalamak niyetindeki Batılı Emperyalistler ve Siyonistlerin oyuncağı olan İttihatçılar yaşlı ve hasta padişah Sultan Reşad’ı da etkileri altına alıp Osmanlı coğrafyası ve devleti üzerinde istedikleri gibi at oynatıp altı yüz küsur yıllık devleti kısa zamanda yıktılar. Trablusgarb ve Balkan savaşlarının ardından girdikleri I.Dünya savaşıyla devlet yerle bir edilmişti. Alınan yenilgiler ve kaybedilen devletin ardından ne gibi büyük bir hataya düştüklerini anlayan Abdulhamit düşmanları onun ardından pişmanlıklarını itiraf ettiler. Bunlardan biri de Filozof Rıza Tevfik’tir ki, Sultan Abdulhamid’in Ruhaniyetinden İstimdat adlı şiirinde;

Tarihler adını andığı zaman,                       Divane sen değil, meğer bizmişiz

Sana hak verecek hey Koca Sultan,           Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz.

Bizdik utanmadan iftira atan,                     Sade deli değil, edepsizmişiz

Asrın en siyasî Padişahına.                          Tükürdük atalar kıblegahına

Diyerek hatalarını itiraf etmiştir.

Balkan harbi nedeniyle Selanik’in kaybedilmesi sonucunda tekrar İstanbul’a getirilen O büyük padişah 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda yetmiş yedi yaşında vefat etti. Bugün O’nun üstün meziyetleri ve devlet ve millet için yaptığı çalışmalar ciltler dolusu kitaplarda anlatılmaktadır. Ancak bilinmesi gereken en önemli vasfı Onun İslami şahsiyeti ve duruşuyla düşmanlarının önünde ezilmeyişidir. Onun siyaseti devam ettirilse ne Osmanlı ülkesi parçalanır ne de Müslümanlar bugün ki zillete düşmezlerdi. Vefatının 100.yılında Sultan Abdulhamid’i anmak yerine anlamak daha faydalı olacaktır. Mekânı ali olsun. Tüm Müslüman liderlere de Cenabı Hak Onun ilim ve siyasi dehasını nasip etsin. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir