Advert
ŞEKERİMİZİ ELİMİZDEN ALAMAZLAR!
SERVET YAŞAR ÖZDEMİR

ŞEKERİMİZİ ELİMİZDEN ALAMAZLAR!

Bu içerik 1283 kez okundu.

Türkiye’de şeker üretiminin tarihine baktığımız zaman, ilk ciddi teşebbüs, Uşak'lı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmış (1925). Aynı yıllarda İstanbul’da "Alpullu Şeker Fabrikası" 11 ayda tamamlanarak hizmete girmiş.

1933 yılına kadar ülkemizin şeker ihtiyacı bu iki fabrikanın üretimi ile kısmen karşılanmış. Ve daha sonraları fabrikaların sayısı 33 e kadar çıkmış.

Türkiye’de yaklaşık 450 bin aile (yaklaşık 1.5 milyon kişi) pancar üretiyor. 1990’lı yılların sonunda yılda 2.7 milyon ton pancar üretilirdi. Şimdilerde pancar üretimi kotaya tabi olduğu için her üretici istediği yerde istediği kadar pancar üretemiyor. 2008 yılında pancar üretimi 15.5 milyon tona geriledi. Şeker üretimi 2.1 milyon ton oldu. Şimdilerde 3.1 milyon ton civarında…

Şeker pancarı deyip geçmemek lazım; Dünyada şeker, üç temel tarım ürününden elde ediliyor. Şeker kamışı, şeker pancarı ve mısır. Türkiye’deyse şeker pancarı ve mısırdan. Şeker pancarının içinde vitaminler, çinko, potasyum, magnezyum ve demir vs. bulunduruyor. Hazmı kolaylaştırması ve mide dostu olmasının yanı sıra hipertansiyona, karaciğer hastalıklarına, kabızlığa ve böbrek hastalıklarına da iyi geliyor. Tüm bu özelliklerine ek olarak bir tarla pancar demek bir tarla orman kadar oksijen açığa çıkarmak demek imiş. Sonra ekonomik yönden baktığımız zaman binlerce çiftçi ve dahi nakliyecisi, sökümcüsü, çapacısı bu pancarın üretiminden geçimini sağlamakta ve ülke ekonomisine katma değer üretmekteler.

Şimdi bu işin en önemli kısmına gelelim: Türkiye’de şeker sektörü bünyesinde 7 pancar şekeri ve 5 nişasta bazlı şeker üreticisi olmak üzere 12 şirket faaliyet gösteriyor. Rekâbet, ezeli. Bir tarafta şeker pancarı üreticileri, diğer tarafta da nişasta ve glikoz üreticileri var. 2001 yılında yaşanan büyük ekonomik krizle çıkmaza giren Türkiye, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın dayatması ile 15 günde 15 yasa çıkarmıştı. O yasalardan birisi de Şeker Yasası'ydı. Şeker Yasası'nın getirdiği çok önemli düzenlemelerden birisi, Şeker Kurumu'nun ve 7 üyeden oluşan Şeker Kurulu'nun oluşturulmasıydı. Türkiye'nin şeker rejimi bu kuruma verildi. Ayrıca, yasa ile pancar üretimi ve şeker üretiminde kota sistemi getirildi. Bu kota kapsamında da şeker üretimine bağlı olarak nişasta bazlı şeker kotası yasal olarak belirlendi. O dönemde Avrupa Birliği ve birçok ülkede nişasta bazlı şeker kotası yüzde 1-3 oranında iken, Türkiye, şeker üretiminin yüzde 10'u oranında nişasta bazlı şeker kotası belirledi. Yasa'nın yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 15 yıl geçti. Hiç bir hükümet kotayı düşürmedi. Ve en son geçen hafta hükümet baskıları hafifletmek için olsa gerek NBŞ (zararlarını araştırın) üretim kotasını yüzde 10’dan yüzde 5‘e çekti.

Gelelim şehrimizdeki Şeker Fabrikası'na… Kurulumu 1956 yılında tamamlanan ELAZIĞ ŞEKER FABRİKAMIZ bu yıl itibariyle kapasitesini 180 bin tona ulaştırarak (400 bin ton kapasiteye ulaşabilecek yapıya ulaştırılabilirmiş) son 10 yılın rekoru kırmış. Mesela fabrikaya son 10 yıl içerisinde maksimum yılda 85 bin ton şeker pancarı gelirken, bu sayı bu yıl yüzde 110 artarak yaklaşık 180 bin tona ulaşmış. Son 10 yılın rekorunun kırıldığı sezonda, çiftçiye yaklaşık 40 milyon TL ödenecekmiş. (Bu rakamlar şehir ekonomisi açısından göz ardı edilemez!) 23 bin ton kristal şekerin elde edileceği bu sezonda, 53 bin ton yaş küspe ve 8 bin tonda melas elde edilmesi bekleniyormuş (fabrika müdürünün açıklaması).

Şimdilerde hükümet kamuya ait 25 şeker fabrikasından 14’ünün satışına karar verdi ve geçen hafta 2 tanesini sattı (her biri yaklaşık 330 milyon TL). Özelleştirmeye temelde olumlu yaklaşanlardanım. Çünkü geçmişte Ferrokrom örneğini ele alırsak devlet işletirken zarar ediyordu. Satıldıktan sonra alan firma buradan ettiği kârlarla dünyanın sayılı zenginleri arasına girdi. Fakat tarımda farklı politikalar uygulanması ve devletin, tarım alanındaki yatırımları ve bazı üretim mekanizmalarını sübvanse ederek canlı ve ayakta tutması gerekebilir. Her şeye rağmen satışına karar verilmiş işe de önemli şartlar (sürekli aynı işi yapmak veya en az 10 yıl süreyle aynı işe devam etmek gibi) öne sürerek özelleştirme yapılabilir.

Diyorum ki: Sıra bizim şeker fabrikamızın satışına gelmeden önce; şehrimize ve ülke ekonomisine bu kadar çok katma değer sağlayan bu fabrikayı, Elazığlılar olarak bizler satın alalım. Ve bu işin öncülüğünü de ETSO yapsın. Yeni ETSO Başkanımız Asilhan Arslan bey zaten seçimler öncesi bu konuda bir açıklama yapmış ve Konya’daki Torku modelini örnek alarak şehrimizdeki bu önemli yapıya sahip çıkma adına adımlar atacağını belirtmişti. Bizler de Elazığlılar olarak eğer ki ETSO (veya başka bir yerli kuruluşumuz ya da konsorsiyum) bu konuda bir adım atarsa destekçisi olmayı lütfen ihmal etmeyelim. Neticede özelleştirilmesi düşünülen bu fabrikaların 5 dönem çalıştırılması zorunluluğu (hangi kapasitede çalıştırırlar bilinmez tabi ki) var ama özelleştikten sonra çiftçilerimizin ve bu sektöre bağlı çalışanlarımızın tedirginlikleri devam edecek ve ekonomik sıkıntıya girecekler. Mesela bundan önce özelleştirilen Et Balık Kurumu (EBK) ve Süt Endüstri Kurumu (SEK) fabrikalarını satın alanlar fabrikaları kapattı. Binaları ve arsaları başka amaçla kullandı. Şeker fabrikaları çok amaçlı tesislerdir. Bunları alanlar bir süre sonra kapatırsa, bölgedeki pancar üreticileri, hayvan yetiştiricileri, bölge ekonomisi de çok yaralar alır.

Hatırlayalım; Şehrimizde geçmişte İhlas Finans, tefeci birkaç şirket ve şimdilerde Çiftlik Bank gibi düzenbazlara yüksek meblağlarda para kaptırılmıştı. Bunların yerine bu gibi reel manada ve aleni olarak şehrimize katkı sağlayacak gerçek yatırımlara destek olalım lütfen!

ŞEKERİMİZ ELİMİZDEN HİÇ DÜŞMESİN!                     Selametle kalınız!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kaymağı Gakgoş yedi!
Kaymağı Gakgoş yedi!
Kaynak: Önemli olan 3 puandı, onu da aldık
Kaynak: Önemli olan 3 puandı, onu da aldık