Advert
ÇEVRECİ GÖZÜYLE AKKUYU NGS
SIRAÇ KOÇ

ÇEVRECİ GÖZÜYLE AKKUYU NGS

Bu içerik 479 kez okundu.

İnsanoğlu’nun atomu parçalayarak enerji açığa çıkarması ve buna “Nükleer Enerji” ismini vermesi çok eski tarihli değil.

Albert Einsten’in 1905 yılında E=mc2 formülü ile fisyon sonucu enerji açığa çıkacağı öngörüsü, 1930’lu yıllarda labaratuvar ortamında deneysel olarak doğrulandı.

Tarihler 1951’i gösterdiğinde elektrik  üreten reaktörler ilk olarak ABD’de ardından Rusya’da faaliyete girdi.

Bugün itibariyle, Amerika’da 99, Fransa’da 58, Japonya’da 42, Çin’de 38, Rusya’da 35 olmak üzere dünyada toplam 31 ülkede 437 enerji santrali kurulu.

2030 yılına kadar 164 adet daha santral kurulacağı varsayılıyor.

Kişi başına düşen nükleer santral kurulu gücünde ise her vatandaşına 941 Watt düşen Fransa lider, 857 Watt düşen İsveç ise ikinci sırada.

 

Nükleer enerji tesislerinin her ne kadar günümüzde daha güvenli olduğu söylense de, geçtiğimiz 70 yılda onlarca kaza ile karşılaştık. Bu kazalardan iki tanesi çok yıkıcı oldu. Ukrayna’daki Çernobil ve Japonya’daki Fukuşima santrallerindeki kazalar binlerce insanın ölümü ve milyonlarca insanın radyasyondan etkilenmesi ile sonuçlandı.

Geçtiğimiz günlerde temeli atılarak başlanan Akkuyu Nükleer Santrali faaliyete geçtiği anda ülkemiz de Nükleer enerji ile tanışmış olacak. Çevreciler, Mersin Akkuyu’nun doğal güzelliklerinin tehlikeye girdiğini söylüyor.

Sadece işletme değil, nükleer atıkların bertarafı bile başlı başına bir problem teşkil ediyor.

Nükleer enerji, birçok enerji kaynağı alternatifleri arasında doğru bir tercih mi?

Hem yatırım hem de işletme maliyetleri açısından bakıldığında ne kadar rantabl? 

Ya da çevresel risklerini değerlendirdiğimizde insanımız ve geleceğimiz adına ne kadar çevreci?

Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde çok değerli hocalarım oldu. Onları daha sonra hem İBB’de hem de hükümetin değişik kademelerinde görev yaparken de izledim. Prof. Adem Baştürk,

Prof. Mustafa Öztürk, 2010 yılında elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz merhum Prof. Necdet Aral hoca bunlardan birkaçı. Hepsi Türkiye’nin mevcut doğal kaynaklarının enerji için yeterli olduğunu ancak kullanamadığından yakınırdı. Üzerinden 25 yıl geçti ve teknolojinin günümüzde geldiği noktada gerek güneş enerjisi gerekse rüzgar enerjisi yatırım-işletme maliyetleri düştü ve yaygınlaştı.

Güneş ve Rüzgar enerjisi için dünyanın hiç olmadığı kadar iyi bir konumuna sahibiz çünkü.

Ancak şu soruyu sorduğunuzu da duyar gibiyim; Avrupa dahil dünyanın birçok gelişmiş ülkesi büyük risk ve maliyetlere rağmen neden halen Nükleer enerjiyi tercih ediyor?

Nedeni enerjide bağımsızlık...

Nükleer enerji artık hem Ulusal gücü temsil ediyor hem de dışa bağımlılığı azaltıyor.

Tabi bu teknolojiyi kendiniz geliştirir ve üretirseniz. 

20 milyar dolara mal olması beklenen ve 4 reaktörden oluşan santralin üretime başlamasıyla Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’u ancak karşılanacak. Tükettiğimiz enerjinin yüzde 75’ini ithal ediyoruz. Doğalgazda, taş kömüründe ve petrolde maalesef dışarıya ve ağırlıkla Rusya’ya bağımlıyız. Nükleer santral dahi bu bağımlılığı kaldırmıyor.

 

Gelecek nesillerin enerjide dışa bağımlı olmaması kadar, yaşanabilir bir çevre bırakmakta temel hedefimiz olmalı.

Doğamız bize miras değil emanet.

Bunu hiç bir zaman unutmayalım ve tüm önlemlerimizi buna göre alalım.

Sağlıcakla kalın...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu