Advert
BEN KÖYÜMÜ ÖZLEDİM!
SERVET YAŞAR ÖZDEMİR

BEN KÖYÜMÜ ÖZLEDİM!

Bu içerik 937 kez okundu.

Ben köyümü özledim! İçerisinde katkı maddeleri, GDO ve zehirli kimyasal maddeler barındırmayan sebzelerini, yeşilliklerini, bahçelerini, tarlalarını, hayvanlarını ve samimi ve safi insanlarını özledim! Yani hemen her şeyiyle doğal olan bir yaşamıyla ben köyümü özledim!

Küçüklüğümde, okulların tatil olmasını dört gözle bekler ve tatil olunca kara trene atladığım gibi Palu ve Beyhan istasyonlarını geçince adı "120" (Gökdere’ye de buradan gidilirdi) olan istasyonda inerdik. Tünel ağzına yapılmış büyük demir köprü üzerinden geçerken de altından haşmetle akan Murat Nehri'ne bakmaya korkardık. Sonrasında bizi bekleyen tepeyi 45 dk veya 1 saatte heyecanla tırmanarak köye ulaşırdık. Genelde yaz aylarında gittiğim için köye girer girmez (tabi köyün girişinde Şeyh Alaaddin* türbesinde bir Fatiha okurduk) temiz havasıyla serin sularıyla ve tarlalarından gelen domates ve hıyar kokuları bizi karşılardı. Yüzmeyi de ilk, köyün içinden Murat Nehri'ne akan çayda öğrenmiştim. Sabahları kahvaltıda, rahmetli ninemin veya halamın hazırladığı "sac ekmeği üzerinde kaymak’" her zaman olmazsa olmazdı. Sırf bu yüzden bile köye giderdim. Köyde çobanlık sırayla yapılırdı. Her gün bir hane sahibinden birisi tüm köyün hayvanlarını sabah namazından sonra toplar dağlara otlatmaya götürürdü. Dayım oğullarıyla beraber çok kez dedemizin hanesinin sırasında gitmişizdir çobanlığa…

İlk zamanlar (1985’lere kadar) elektriğin de olmadığı köyde yaşam gayet düzgün ve sistematik bir şekilde sürerdi. Ekim zamanı bağlar, bostanlar ve tarlalar ekilir. Hasat zamanı tüm katıklar (yemek işleri, tereyağı, çökelek, peynir v.s) ve hububat toplanır, bir kısmı un yapılır sonra evlerin ambarlarına yerleştirilirdi. Öte yandan odun, çalı çırpı, cevizler pestiller hazırlanır, sonra da gelsin kış mevsimi…

Velhasıl toplum olarak geçmişimiz bu… Geçmişimizde köylerde yaşam; kendine göre zorluklarıyla beraber insanlarını mutlu ve huzurlu kılıyordu. O zamanlar kredi borcu, okul taksitleri, servis ücretleri, lüks aracın veya köşe takımlarının taksitleri filan yoktu. Ayrıca insanlar doğal beslendiklerinden dolayı vay kanser oldu, vay tümör oldu gibi vakalara da hiç rastlanmazdı. Ama maalesef toplum olarak, şehir yaşamıyla birlikte birçok alanda hayatımızın kolaylaştığını zannederek ve kapitalist düzenin oyunlarına ve reklamlarına aldanarak, ihtiyacımız olmayan şeyleri ihtiyacımız gibi gördük ve tuzağa düştük. Şimdilerde ne yediğimiz gıdalardan (artan nüfusla beraber hızlı yaşam içerisinde seri ve çoğul üretime geçen endüstriyel üreticiler her türlü GDO’lu ve katkı maddelerinin kullanılıyor maalesef) bir lezzet ve fayda görebiliyoruz. Ne de toplum olarak kendi yerli tohumlarımıza, tarım ve hayvancılığımıza sahip çıkıyoruz. Aksine tarım ve hayvancılıktan uzaklaşıyoruz ve uzaklaştıkça da başka milletlerin ve devletlerin ürettiklerinebağımlı bir halde yaşam sürdürüyoruz.

Bugün Mollaköy kavunumuzu niye manavlarda veya marketlerde artık göremiyoruz. Bostana daha kavuşmadan kokusunun çarptığı yerli domateslerimiz ve biberlerimiz nerede? Maalesef köylerimize bakıyorum da, bırakın tohumlarımıza sahip çıkıp saklamayı ve her yıl ekmeyi; ekmeğini bile artık bakkaldan alır oldu köylülerimiz… Kendi ununu üretip has ekmek yapmayı bile unuttu köylümüz. "Hazıra dağ dayanmazmış’" demişler. Hep hazır gıdalar tüketmeye alıştık ve bu hazır gıdalar maalesef bizi tüketmeye başladı. Şimdiden hastanelerimizin onkoloji (kanser) bölümlerinde servislerinde yer bulmak bile zor oldu.

Şu fani dünyada bir parça ekmeği bile yerken lezzet alamaz olduk. Adamın tarlası var ekmiyor. Bahçesi var bağı var bakmıyor. Ekip biçmiyor. Her şeye maddi gözle bakmaktan sıyrılmalı insan. Bir ekmeğe sadece 1 lira gözüyle, domatese kilosu 2 lira gözüyle bakarak sadece marketlerde var ne de olsa der isek şayet, daha epey bir süre hastalıklı ve dışa bağımlı halde bir hayat yaşamaktan kurtulamayacağız. Elimizdeki nimetlerin ve bu güzel, bereketli toprakların kadrini ve kıymetini bilmez isek, her şeyin sahibi olan Allah, adamın elinden bütün bu nimetleri alır vesselam…

(Bendeniz köyümden (Hasbey/Arındık/PALU) sebze fideleri (sadır) istedim. Sağ olsun halam (babamın kardeşlerinden hayatta olan iki halamdan biri), her yıl bana domates, hıyar ve biber fideleri gönderiyor. Fidelerimi ektim. Ayrıca 1 keçi, 1 koyun ve 3 tane de yavrularını bahçeye saldım.)

Son olarak geçenlerde rastladığım bir şiirden kısa bir bölüm paylaşayım sizlerle…

Bakkalda süt yoğurt satılır artık,

Şimdi köylerde inek kalmadı emmi.

Öğlenlere kadar yatılır artık,

Alın teri emek kalmadı emmi.

 

Bağ bahçe ilaçlı, hormonlu tohum,

Buğday öğütülmez hep hazırda un,

Kulağın duymasın, gözlerin yum,

Börtü, böcek, sinek kalmadı emmi.

 

Domates kokusuz, acısız soğan.

Çok bilmiş doğuyor anadan doğan,

Keyfimiz hep gıcır, her şey olağan

Dertlenen ev konak kalmadı emmi.

 

Sıhhatle ve selametle kalınız!

*Şeyh Alaaddin: 1500'lü yıllarda bu bölgeye yerleşmiş ve soyu Cafer b. Ebu Talib’e dayanan zamanın alimlerinden. Türbesi bu köyde. (Dedem sayılır.)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Elazığ’da PKK/KCK operasyonu:1 tutuklama
Elazığ’da PKK/KCK operasyonu:1 tutuklama
Erdem: Hep güzel haberlere imza atalım!
Erdem: Hep güzel haberlere imza atalım!