Advert
RANT EKONOMİSİNİN ACI SONUÇLARI
Habib KARAÇORLU

RANT EKONOMİSİNİN ACI SONUÇLARI

Bu içerik 319 kez okundu.

          Bugünlerde ülke gündeminin ilk sırasını yükselen döviz ve altın fiyatları almış durumda. Dolar, Euro ve altındaki ani hızlı yükselişler toplumun tüm kesimlerinde kaygıyla karışık bir tedirginlik meydana getirmiş durumda. Çünkü son yirmi, yirmi beş yıl içerisinde yaşanan ekonomik krizler hala daha hafızalardaki tazeliğini korumakta. Bunların en başında 5 Nisan 1994 krizi geliyor ki, bu krizden etkilenmeyen rantiyeci kesimi dışında hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Ardından yedi yıl sonra Şubat 2001 krizini yaşamıştık, onun hasarı da hatırı sayılır bir düzeydeydi. Çünkü Türkiye’deki bankacılık ve finans sektörü çökertilmişti. O zaman ki ANASOL-M hükümeti çare olarak İMF ‘nin kapısına gidip yardım istemişti. İMF yetkilileri de yirmi beş milyar dolar civarında bir borcun yanında kendi elemanlarından Kemal Derviş’i de vererek Türkiye’ye ekonomide yeni bir yol haritası çizmişlerdi.

            İMF’nin Türkiye’ye önerdiği tek yol: “sürdürülebilir borçlanma” modeliydi, yani Türkiye ödeyebileceği oranda sürekli borç para bulacak ve aldığı borçlarla ayakta kalmaya çalışacaktı. İMF’nin reçetesinde üretim, tasarruf, sanayileşme, dış ticaret dengesi ve denk bütçe yapma gibi sağlıklı bir ekonominin temel unsurları yoktu. Aksine özelleştirmeye hız verilecek, devletin elinde ne var ne yoksa satılacak, döviz kurları serbest bırakılacak, ekonomi hükümetten bağımsız kurullar tarafından yönetilecekti. Bunun için bir iktidar değişikliğine de ihtiyaç vardı, erken seçime gidildi, kısa zamanda iktidar değişti. Denilenler bir bir yapıldı. Bankacılık sektörü devletin himayesine girdi. Devletin elinde seksen yıllık birikimi ne varsa birçoğu haraç-mezat satıldı. Türkiye yabancı yatırımcılar için çok cazip hale getirildi. Borsa, finans ve gayrimenkul alanlarında yatırım yapan yabancılar Türkiye’yi “rantiye cenneti” diye nitelendirdiler.

            Erbakan Hocamızın “üçkâğıt ekonomisi” diye isimlendirdiği ekonomi modeli Türkiye’de hayat bulmuştu. Üçkağıt: faiz, döviz ve borsadan oluşan rant ekonomisi idi ki, onun gündeminde üretim ve tasarruf yoktu. Tüketime ve borçlanmaya dayalı bu ekonomik model her ne kadar işsizliği ve yoksulluğu artırsa da sonuçta onun da çareleri üzerinde durulmuş, sosyal yardımlar artırılmış, özel sektöre çeşitli teşvikler verilmişti. Devletten sosyal yardım alanların sayısı her geçen gün artarak resmi rakamlara göre 22 milyona ulaşmıştı.

            Son yıllarda yaşanan çok önemli olayların da ülkemiz ekonomisine olumsuz etkileri mutlaka olmuştur. Türkiye’nin 2009 yılından itibaren yaşadığı çeşitli toplumsal olaylar bir bir atlatılmaya çalışılsa da her biri arkasında derin travmalar bırakarak bir yenisine gebe oluyor ve onu doğuruyordu. Ergenekon, balyoz gibi TSK’yı hedef alan dava ve operasyonlar, Gezi olayları, 17-25 Aralık operasyonları, Güneydoğudaki hendek savaşları, Fırat Kalkanı hareketi, 15 Temmuz darbe girişimi ve FETÖ davası, ülkenin dört bir yanında büyük can kaybına neden olan büyük çapta bombalı eylemler ve son olarak  Afrin operasyonu gibi büyük çaptaki olaylar ekonomiyi de derinden etkilemiş ve zayıflatmıştır. Şu anda OHAL ile yönetilen ülkemizde halen daha terörle mücadele sürdürülmekte ve savunmaya çok büyük bütçeler ayrılmaktadır.

            Dünya ülkeleri arasında gelişen ekonomiler arasında gösterilen Türkiye ekonomisinin temelindeki “tüketim ekonomisi” nin sonuna gelmiş gibiyiz. İnşaat, otomotiv, beyaz eşya, mobilya, lüks tüketim malları, pahalı elektronik ürünler, iç ve dış turizm alanlarında halkın sürekli harcama yaptığı kalemler için önemli kaynak banka kredileridir. Bu kredileri veren bankaların önemli bir kısmı yabancılara aittir. Kalan kısmının da yine önemli bir bölümüne yabancılar ortaktır. Dolayısıyla verilen kredilerin kaynağı dışarıdan gelmektedir.Devletin ve özel sektörün döviz borcu yüz milyar dolarla ifade edilmektedir.

            Türkiye’deki büyüme çok önemli oranda inşaat sektöründeki büyümeye aittir. Yoksa yeni fabrikalar, sanayi tesisleri veya üretim yapan kuruluşların sayısında önemli bir artış yoktur. Yapılan yollar ve köprüler, açılan tüneller, hava alanları, dikilen binalar, gökdelenler ve plazalar geri dönüşü olmayıp sadece geçici bir süre için ekonomiye hareket kazandıran çalışmalardır.

Türkiye ekonomisinin geleceği ile ilgili konunun uzmanları pek iyimser görünmüyorlar. Bunlardan çok önemli biri olan iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav , ekonomide gelinen aşamayı değerlendirip, dünyaya hâkim olan finans kurallarına dikkat çekerek:  “Şimdi bu kurallara ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız. Nedir cezalandırma? Fon girişleri durur. Krediler pahalılaşır ya da anaparayı tahsil etmeye başlar bankalar. Bu da döviz krizine sürükler. Sonuç, kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.” Diyerek on yedi yıl sonra tekrar başa döndüğümüzü anlatmaya çalışıyor. Yani anlaşılan o ki ülkemizde “Lale devri” bitecek gibi görünüyor. Yeniden acı reçeteler halkın önüne koyulacak. Bu erken seçim onun habercisi gibi.

Son iki asırdan beri yüzünü batıya dönmüş olan ülkemizde nedense her alanda milli olan görüşler, çare ve çözümler değil de batı kaynaklı plan ve programlar yürütülmekte ve çekilen birçok zarar ve ziyandan sonra bir yenisi denenmektedir. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında indirilmiş olan Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz hayır yapmaktan uzak  israf ekonomisi ile ilgili Lokman Suresinde şöyle buyurmakta:” Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.”

İçinde bulunduğumuz şu mübarek ayda Yüce Rabbimizden hepimize hidayet ve feraset vermesini diliyorum. Ya Rab, bizi nefsimizin şerrinden koru ve ıslah eyle. Amin.

           

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TOBB'dan 81 ile yazı gönderildi
TOBB'dan 81 ile yazı gönderildi
Çoban'dan, cihazların Suriye'ye gönderilmesine tepki
Çoban'dan, cihazların Suriye'ye gönderilmesine tepki